20 Mart 2013 Çarşamba

Erguvan gördüm...





Baharın geldiğini müjdeliyorlar 
mis gibi kokularıyla
Erguvan çiçekleri, erguvan renkleri,
erguvan kokuları olur da
Her şey iyi olmaz mı? :))))) 

Fillerin duruşu...



Benden İnciler:


Hiç kıramam kendisini canım yaaa almış gelmiş bana emek emek.
Mermerden yapılmış fillerden.
-Naapıcaz 
 diyorum.
-Al sen koy koy.
-İyi de noolacak?
-Yaa sen bunları fillerin totosu dış kapıya dönmüş şekilde koy.
Bak feng şui ye göre güzel şeyler olacak !...

Gülüyorum. 
Allahım sen bize günah yazma
işimiz fillerin totosuna kalmış.

Hiç kıramam koydum vestiyere duruyorlar.


Güzel şeyler mi?
Yaşamak güzel değil mi?
 İşte yaşıyoruz nefes alıyoruz bundan güzel şey mi olur?

Acıklı...



Çok acıdı fena acıdı o kadar acıdı ki... Ben indim sen bindin ve duymadın, görmedin,zaten yoktum yoktun da bu kadar mıydı buraya kadar mıydı?

Alıntı...

Birhan KESKİN' den




İçime işleyen acıyı size değil
Bir suya bırakmayı ögrendim

Dal olmaktan vazgeçeli çok oldu
Bu yüzden ne bir ağacım var
Bana beden
Ne de çiçek açacak benden...

Önemli...

Neden yatağınızın başucunda aspirin olsun?
Kalp krizleri hakkında:
Sol kol ağrısı dışında başka işaretleri de var kalp krizinin..
Yoğun ense ağrısı, kusma, terleme de daha seyrek ama
gözardı edilmemesi gereken belirtilerden.
Kalp krizinde göğüste illa ki ağrı olacak diye bir şey yok!!.
Uykularında kalp krizi geçiren çoğu (yaklaşık 60%) insan,
bir daha uyanamadı.
Yine de, yoğun göğüs ağrısı ile de uyanabilirsiniz.
Diyelim ki başınıza geldi, derhal ağzınıza iki aspirin atın
bir damla su ile yutun Sonra da:
Yakında oturan bir akraba ya da arkadaşınızı arayın.
- "kalp krizi!" deyin
- 2 aspirin aldığınızı da söyleyin .
- Mutfak ya da holden bir sandalye alıp giriş kapısına yakın bir yere oturun
ve, yardımın gelmesini bekleyin.
Sakın yere uzanmayın!!!~
Bir kalp cerrahına göre, eğer bu mesajın ulaştığı herkes,
en az 10 kişiye dağıtırsa, muhtemelen bir kişinin hayatı kurtulabilir.
Ben öyle yaptım!!
Sen de gönder, bir hayat kurtar!!!


Dr.TUNA DOĞAN

19 Mart 2013 Salı

Top Tracks for Yeni Türkü (oynatma listesi)




Kimdi giden kimdi kalan 
Giden mi suçludur her zaman? 

Ne zaman başlar ayrılıklar 
Dostluklar biter ne zaman 

Her geçen gün bir parça daha 
Aldı götürdü bizden 
Aynı kalmıyordu hiçbir şey 
Değişiyordu herşey
kendiliğinden



Artık çözülmüştü ellerimiz 

Artık bölünmüştü yüreğimiz 
Birimiz söylemeliydi bunu 
Ötekini incitmeden 

Kimdi giden kimdi kalan 
Aslında giden değil 
Kalandır terkeden 
Giden de 
bu yüzden gitmiştir zaten

Murathan MUNGAN

Annneeeee!!!!.....



Annem bana söylediğinde sinir olurdum şimdi ben rahatça söylüyorum yaaa ne oldu bana?

Top Tracks for Feridun Düzagaç (oynatma listesi)

Oturum...


Oturum.

Top Tracks for Loreena McKennitt (oynatma listesi)

Birhan KESKİN' den


Aslında
hazin bir öyküdür bu
anlatmaya yakışmaz sesiniz
yanımdaki bütün sandalyeler boş,
alabilirsiniz.
***
Burkuldum ve ağladım
kırmızı bir danstı her şey, oynadım.
tenim ve ellerim yoktu
kimse görmedi.
Kimse görmedi, saçlarım uzamadı yıllardır.

Top Tracks for Sezen Aksu (oynatma listesi)




Kur masayı Madam Despina
Kirli beyaz muşamba örtüleri ser
Çek sediri asmanın altına
Yanında bir ince Müzeyyen Abla

Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamd olsun
Taze mi bitti topik
Canın sağ olsun
Amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamd olsun
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun

Gece çok genç, arzular şelale
Haber etsek o yare
Gelse Bomonti’ den
Şereflendirse bizi
Olsak teyyare

Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamd olsun
Taze mi bitti topik
Canın sağ olsun
Amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamd olsun
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun

Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamd olsun
Taze mi bitti topik
Canın sağ olsun
Amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamd olsun
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun

Söz: Meral Okay
Müzik: Ara Dinkjian

Top Tracks for Rafet El Roman (oynatma listesi)

Esaretin Sonu...


:)))) Tahliye Olmuş...



Müşfik KENTER'den...



Geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?

Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"...

Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...

Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.

Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!

Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?

Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?

İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?

Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?

Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?

Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?

Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?

Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?

Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?

Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

Müşfik KENTER

ctrl_z Tuşu...



Benden İnciler:

Neyi Kaybettik?

Özellikle bilgisayar başındaki bizler fazlaca düşünmüşüzdür. 
Yanlış bir şey yaptığımızda o olayla ilgili bi ctrl-z tuşu olsa da geri alıp oradan devam etsek diye.

Anlatacağım konu şöyle:
Geçen yıl yemekhanede arkadaşlarımla yemek yedikten sonra çıkıştaki masaya tepsimi bırakırken oradaki kızcağıza doğru gülümseyerek :
-Elinize sağlık her zamanki gibi yemekler çok güzeldi. Dedim.

Eminim bunu bir çok kişi söyler ama bu sözlerimin karşısında aldığım tepki daha doğrusu tepkisizlik şaşırtıcıydı.

Normal şartlarda böyle dendiğinde verilen cevap afiyet olsun dur, gülümsemektir ne bileyim kafasıyla onaylaması bile bir cevaptır.

Ama kızcağız sanki şaşırmış gibi yüzüme baktı ve hiç bir şey söylemeden öylece durdu.

O andan sonra yanlış bir şey yapmamıştım ama keşke ctrl-z tuşu olsaydı da ben bu kıza hiç teşekkür etmeseydim dedim.

Bundan iki sonuç çıkardım birincisi kız dilimizi bilmiyor -desem değil sağa sola konuşurken çok duydum sesini.-

İkincisi kendisine teşekkür edilmesine alışkın değil.


Zannediyorum teşekkür etmeyi, nezaketi, güler yüzü, selamı sabahı, kendimizi iyi hissettiren değerlerimizi kaybediyoruz yavaş yavaş…

Neden böyle olduk?

Sunay Akın Hayran Kulübü' nden...

Sunay Akın Hayran Kulübü' nden...



6 Günnnn...6 Koca Günnn...

Sınava Doğru...2
Kaldı mı sana şimdi 6 gün?
Gayet naazik, gayet naarin, bir o kadar da patlamaya hazır bir bomba gibi gergin.
Hişşşt sessiz olmalıyım.
Galiba geri sayımı sessiz yapmalıyım...
:))))
Hadi bakalım bekliyoruz Pazar gününü.

18 Mart 2013 Pazartesi

Kahraman Tazeoğlu' ndan...


"Meğer susmak insanın içiyle konuşmasıymış. Geç farkettim."

Lorenna Mc Kennitt...





"Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir at üzerinden hayatın yorgunluğunu,
vakit zannettiğinden daha az, haydi kalk bakalım
ŞİMDİ YAŞAMAK ZAMANI...
Can Yücel"

Haris Alexiou (oynatma listesi)

Ahmet Hamdi TANPINAR' dan


Ne içindeyim zamanın 
Ne de büsbütün dışında;

Yekpare geniş bir anın 
Parçalanmış akışında,

Bir garip rüya rengiyle 
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile 
Benim kadar hafif değil.

Başım sukutu öğüten 
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradıma ermiş 
Abasız, postsuz bir derviş;

Koku bende bir sarmaşık 
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık 
Ortasında yüzmekteyim.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Değişik...


"Uyanmak istemiyorsan, berbat bir hayatın vardır. İşin ilginç yanı uyuyamıyorsan da berbat bir hayatın vardır."

Mariadebonne

Nazan BEKİROĞLU' dan...





-BİR DEMET NERGİS AL KENDİNE-

Bir demet nergis al kendine. Ne olur böyle yapma. Kendine kıyma.
Biliyorum senin için yanıyor. Onlarla aynı dili konuşmadığını zannettiğin bir kalabalığın ortasında, acizliğinden muzdarip, gittikçe içine kapanıyorsun. Her şeyden uzaklaşıyorsun.

Tamam. Yorgunsun. Allah şahit, bilenler şahit, çok yorgunsun. Yaşanmakta olan bütün acılar gibi yaşanmış ve yaşanacak olan bütün acıların da kalbinin üzerine çöreklendiğini zannetmekten yorgunsun. Böyle bir yükü bu kalp taşımaz, biliyorsun. Ben de biliyorum. Ama, kaldır bu acıları benim kalbimin üzerinden Rabbim, diye bir dua da etmiyorsun. "Saf ahenge biçilen bunca bedelin çok fazla olduğunu" düşünmene ramak kalmış. "Giriş biletini üstün saygıyla iade etmek" noktasında tereddütlü, İvan gibi, bütün sorumluluğu kendi üzerine alıyorsun.

Burası dünya. Cennet değil, unutma. Çekilme kabuğuna. Adım at. Denize at. Hâlik'ın var senin. Haddini aşma. Zıddına inkılâb etmekten kork. Baba Karamazov'luğu bütün insanlara mâl etme. Unutma, Alyoşa da insan, İvan'ın düştüğü yerden kalkan Mitya da.

Bahçendeki ağaçların sarsıldığını fark et önce. Deniz, kıyıları dövmeye başlamış çoktan. Yağmurun damlaları camlarda kristal. Yer ile göklerin yaklaştığı kadar gece ile gündüz de birbirine yaklaşmış. Şeb-i Yeldâ. Kaldırımlarda sarı ışık topları, başında rüzgarların en fazla hatırlatanı. Renginden, kokusundan, sisinden, buğusundan kar sesini hatırla. Bir kerecik ne olur kendi korunağından, sıcağından utanma. Üzerine atılan çizgili battaniyenin, ocağında yanan ateşin hesabını yapma. Acının kavramı kadar yakıcılığını da bütünüyle sırtlanma. Çetele çıkarma. Herkesin yerine yanmaya kalkışma. Hani, "Siyahlık şöyle dursun, haddinden fazla beyazlık bile hoşa gitmez", diyor ya Şirazlı Sadi. Uy öğüde, küstahlaşma. Acı biraz. Esirge kendini. Bağışla. Telef olup gideceksin yoksa.

Bir demet nergis al kendine. Dolmuşa bin. Önceden hazır ettiğin 125 kuruşu tutuştur şoförün eline. Bak, bu keskin soğukta bile ter damlacıkları. Sonra bir grup genç doluşsun içeri. Kızlı erkekli, hengâmeli şamatalı. Nasıl böyle tasasız olabildiklerine şaşma. Yol boyunca biri diğerlerine ellerini kollarını sağa sola çarpa çarpa, incir çekirdeğini doldurmayan bir sürü şey anlatsın. Zayıf sözcüklere yüklenmiş gürültülü cümleler kullansın. Kızma. Katıl sohbetlerine. Bir cümle de sen sal orta yere. Üniversite öğrencisi değillermiş. Eziklermiş bu yüzden söylemeseler de. Dershaneye de gitmiyorlarmış. O defteri ebediyen kapatmışlarmış. Sonra içlerinden biri senin kucağındaki demetten bir sap nergis istesin, tek dal, diye üstelesin. Kız arkadaşına verecekmiş. Ver. Versin. Bir şeyin eksik kaldığını fark etmedin mi? İkinci nergis dalını da sen çıkar usulca. Bu da kendi arkadaşına versin. Kızlardan biri geri dönsün neşeyle. Nereden geliyor bu nergisler, desin. Benden, de. Ben nergis devrimdeyim. Gül devrimi, lâle devrimi çoktan geçtim.

Aynı durakta inin. Elindeki çantaları taşımaya kalkışsınlar. Reddet. Onlara, yürümeye çalışan bir anneyi işaret et. Gencecik, güzelcecik. Kucağında çocuğu. Kollarında torbalar, çantalar. Biraz hava almak için dışarı çıkmış. Bir işe yaramamış. Belli ki yükü ağırlaştıkça ağırlaşmış. Annenin tükenmesi. Tam da o menzilde. Onu işaret et. Onun yüklerini taşıyın, de. Taşısınlar. Müteşekkir kal.

Sonra hatırla. Yıllar önce hani, yine böyle bir kuyuya düşmüştün de sen. İnsanlara güvenini kaybetmiş, birinde hepsini mahkûm etmiş. Bir bebek arabasını ite ite bir köprüden geçiyordun. Birden arabanın ön sağ tekerleği yerinden çıkıp tıngır mıngır yuvarlanmıştı da köprünün korkuluklarına dizilmiş şamatalı gençlerden biri yerinden fırlamıştı. Tekerleği kapmış, bebek arabasının önünde diz çökerek yerine takmıştı. O zaman insanların birinde tümünü affetmiş değil miydin?

Bir göz gezdir bakalım. Bir avuç fındık verenin, tahta sandığın üzerinde bir cenin uykusuna aktığında senin de başının altına bir yastık koyanın. Vardır mutlaka. O rüyayı görmeyi unutma.

Bir demet nergis al kendine. Ne olur böyle yapma. Kendine kıyma...



Benden İnciler: Ne zaman boğulduğumu, ruhumun cam bir fanusta kapalı kaldığını, hissetsem okuduğum beni ferahlatan yazılar. Sadece cam fanus değil ki içindeki sırçalar batıyor kanatıyor bir de... İyi ki O var: Nazan Bekiroğlu

Defter...




"Çok ağır bir defter bu. 
 Okunması yürek istiyor.
 Ve insan son sayfayı çevirip de kapağı kapattığında,
 Bir daha açılmasın, diyor. 
 Mahşere kadar... 

Nazan BEKİROĞLU"

Günah Var mı Karıncayı Kırınca?

İstanbul’da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı’ nın avlusunda bulunan Has Oda’ nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa’ yı titreten, koca Akdeniz’i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti’ nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman’dan başkası değildi. Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi.

O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını. Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içinden çıkamayacağını anlayan Kanunî, bu konuyu danışmak için hocası Ebussuud Efendi’ yi aramaya koyuldu. Hocasının odasına gitti. Ama hocası odada yoktu. Hemen oracıkta bulduğu kâğıt parçasına kafasına takılan soruyu edebî bir üslupla yazdı ve hocasının rahlesi üzerine bıraktı.

Birkaç saat sonra hocası odasına gelmiş ve rahlenin üzerinde el yazısı ile yazılmış kâğıdı görmüştü. Eline hat kalemini alan Ebussuud Efendi, talebesinin soruyu yazdığı kâğıdın altına bir şeyler yazdı ve kâğıdı rahleye bıraktı.

Kanunî bir ara tekrar hocasının odasına uğradı. Hocası yine yerinde yoktu; ama rahlenin üzerine bırakmış olduğu kâğıdın üzerine kendi yazısı dışında bir şeylerin daha yazılmış olduğunu gördü. Merakla kâğıdı eline aldı ve okumaya başladı. Yazıyı okuyunca yüzünde bir tebessüm belirdi. Kâğıdın üst kısmında Kanunî’ nin hocasına yazdığı sual vardı. Kanunî şöyle diyordu hocasına:

Meyve ağaçlarını sarınca karınca
Günah var mı karıncayı kırınca? 


Hocası Ebussuud Efendi soruyu şöyle cevaplıyordu:

Yarın Hakk’ ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca.




Birhan KESKİN' den...


AKLIMA TAKILAN

seni bir yabancı gibi karşıma alıp
bunun dayanıklı bir şey olmadığını
sürekli kılınamadığını, çünkü aşkın
yapılan bir şey olmadığını,
başlangıçta bir melek konduğunu
sonunda bir kelebek öldüğünü,
yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
olduğunu,
bütün bunları sana
nasıl anlatacağım ?

BİRHAN KESKİN


Grup ABDAL (oynatma listesi)

farid farjad (oynatma listesi)





FARİD FARJAD Eski bir Fars çalgısı olan Rebabın modern şekli olan kemana belki de tarihi bağları nedeniyle bu kadar melankolik bir anlam yükleyebilen FARID FARJAD İranlı bir keman virtüözü. Farid Farjad, 1938 yılında Tahran'da doğdu. 1966 yılında Tahran Müzik Konservatuar'ında klasik müzik üzerine master yaptı. 

Bundan sonraki dönemde Tahran Senfoni Orkestra'sında önemli görevler aldı. Fars Halk Müziği'nde çok derin bir birikime sahip olan Farjad, keman ile Batı Klasik Müziği üzerinde de çalışmalarda bulundu. 

Batı Klasik Müziği üzerindeki çalışmaları Fars müziğinin gelişiminde büyük öneme sahiptir. Şu anda dünya üzerindeki en iyi keman virtüözlerinden biri olan Farjad'ın An Roozha I, An Roozha II, An Roozha III, An Roozha IV olmak üzere dört albümlük albüm serisi yayımlandı. 

Ayrıca sanatçının Golha Orkestrası adlı kolektif bir albümde de eserleri yayımlandı.



Benden İnciler:
Pipo da çok havalı durmuş hani.

Anne naapıyosun?....:)))))))


Ne çok güldüm :)))))

Şimdi Sıra Salonda... :)

Çocuk şeyleri yapa yapa galiba elimin altında ne varsa çocuk zannediyorum. :)))))))
Kaç kişi demiştir ki: Süpürgenin hortumundan çocuk tutar gibi tutup "Hadi gel şimdi de salonu süpüreliiim" diye?  :))))))))))
Kişiselleştirdim galiba.

Top Tracks for Cheb Mami (oynatma listesi)

jülide özçelik (oynatma listesi)

Sunay AKIN' dan...





Ne kadar küçük şeylere ağlardık.

Bir tutam saç, bir oyuncak araba, bir bebek.
Şimdi büyüdük.
Çok büyük olaylar bile ağlatamıyor bizleri.
Ölümler, iflaslar, savaşlar.
Şimdi daha mı güçlüyüz?
Yoksa daha mı alışkın?
Hayatı öğrenmek “alışmak” mı acaba?


Sunay AKIN Hayran Kulübü...

Alem Fm... Funda Özkalyoncuoğlu...



Bayılıyorum Funda Hanım'ın  programına... http://www.alemfm.com/canliradyo.aspx

Birhan KESKİN'den







Kalbim 
ölü mevsimler gibisin 
bir şeyin görünmeyen iyi yanları gibi 
ama bitti mevsim,
bir başka yolcu yok sana 
fark etmez gibisin.


Kalbim 
demir masanın küfü,örtünün yırtığı 
camın kırığı, patlayan freni hayatımın 
kalbim, anla, bitti mevsim 
bir başka yolcu yok sana.





Uzun Yaşamak Maharet mi?...

Bir Kadın Hikayesi ...

Akşam annemle babam televizyon seyrediyorlardı. Annem, 'Geç oldu', 'zaten yorgunum, ben yatıyorum.' dedi.


Annem kalktı, mutfağa gitti. Çerez-meyve tabaklarını çalkaladı kaldırdı. Sabaha hazır olsun diye çaydanlığı doldurdu, demliğe çay koydu.


Şekerliğe baktı, dibinde az kalmış, üstüne ekledi. Kahvaltı için buzluktan ekmek çıkardı, akşam yemeği için çözülsün diye de eti aşağıya koydu.


Kahvaltı masasını hazırlamak için masanın üstündekileri topladı. Telefonu şarja koydu, telefon defterini kapatıp yerine koydu.


Sonra çamaşır makinesinden ıslak çamaşırları çıkarıp astı ve makineyi tekrar doldurdu. Banyodaki çöp sepetini boşalttı. Islak bir havluyu kurusun diye duş perdesinin borusuna astı.


Bir gömlek ütüledi, kopuk düğmesini dikti. Çiçekleri suladı. Esneyerek gerindi ve yatak odasının yolunu tuttu. Çalışma masasının yanından geçerken durdu, okul gezisi için para sayıp ayırdı, eğildi, sandalyenin altına girmiş ders kitabını aldı, masanın üstüne koydu.


Kek tarifleri defterini çıkardı, arkadaşına söz verdiği tarifi bir kağıda yazdı, çantasına koydu. Bakkaldan alınacakları not etti, notu da Çantasına koydu.


Sonra gitti, 3'ü 1 arada temizleme losyonuyla yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı. Gece kremini ve kırışık önleyici nemlendiricisini sürdü. Tırnaklarına baktı, törpüledi.


İçeriden 'sen yatmaya gitmemiş miydin' diye seslenen babama 'şimdi gidiyorum' deyip kapıları pencereleri kontrol etti, holdeki lambayı yaktı. Kardeşimin odasına gitti, oğlan uyumuş, lambasını söndürdü, bilgisayarını kapattı, gömleğini astı, yerdeki kirli çorapları toplayıp sepete attı.


Bana geldi, 'haydi yat artık, biraz da yarın çalışırsın,' dedi. Kendi odasına gitti, saati kurdu, ertesi gün giyeceklerini hazırladı. 6 maddelik acil işler listesine 3 madde daha ekledi.


Kendi kendine iyi geceler diledi, hayallerinin gerçekleştiğini gözünün önüne getirdi.


İşte o sırada babam televizyonu kapattı, ortaya öylece bir 'ben yatıyorum' dedi ve gitti yattı. Sizce bu işte bir gariplik yok mu?


Kadınların neden daha uzun yaşadığını merak etmiyor musunuz?



ÇÜNKÜ BİZİM YAPIMIZ UZUN ÇEKİŞLİ



Benden inciler: 
Bu da yaşamak mı böyle her şeyi yap, onu yap, bunu yap 
yaşasan noolacak ki o kadar uzun süre bu şekilde.
Hiç yaşama daha iyi.
Hayır hareketse hareket, uğraş sa uğraş tamam da 
yok onu topla bunu topla eee kazık kadar olmuş
bilgisayrını açmayı bilmiş de kapatamadan mı uyumuş
diğerleri naapacak herkesin iş bölümü olur bir evde yaa. 
Ortak yaşama alanıysa o ev herkes bir şeyler yapar. 
Ondan sonra kadınlar uzun yaşamışmış. 
Ne de güzel kandırıyorlar kadınları.
Ver gazı, ver gazı.
Bakseeen!!!!


Gülse BİRSEL' den...




Gülse Birsel’den Çok Güzel Bir Yazı

Hep söylüyorum, biz çocukken midemiz bulanınca ekmek yedirirlerdi, grip “Yatınca geçer”di, başın ağrıyorsa “Çocukların başı ağrımaz” denirdi, uykun kaçıyorsa “Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün” şeklinde konuhalledilirdi!
Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya, “Tembel”din ya “Yavaştan, sağlam sağlam öğreniyor”dun! Hüzünlü bir çocuksan “Yazar olacak herhalde” derlerdi, yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı, susup otururdun.
Kanaatimce pedagojinin zirve yaptığı yıllardı o yıllar.

Çünkü sonra sonra, koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk ‘astım başlangıcı’, okuma yazmayı zor söküyorsa ‘disleksik’, hüzünlüyse ‘depresif’, aşırı hareketliyse ‘hiperaktif’ diye nitelendirilmeye başlandı ve o sinameki yetiştirilen tipsizler şimdi büyüdüler!

O kadar ilgi alaka sonrası ola ola ne oldular?
Emo!
Emo ne?
Hani beş-altı yıldır etrafta saçlarını gözlerinin tekini kapatacak şekilde öne öne tarayan, miskin görünüşlü, asık suratlı, beti benzi atmış, sıska, dar pantolonlu, converse’li, siyah ojeli ergenler var ya…

Taksim’de kaldırımlarda filan oturuyorlar.
Aha onlar Emo!
Emo kelimesinin emotional’dan (hissi) geldiği, bu yavruların pek bunalımlı pek güvensiz ve duygusal olduğu, topluma uyum sağlayamadıkları için böyle takıldıkları söyleniyor. Bizim zamanımızda punk vardı ya, onun gibi bir akım, ama bir halta yaramayanı!

HERKESİN KEYFİNİ KAÇIRDIM
Ay kıyamaam!
Zamanında, kendi ergen yıllarımda bu akım daha dünyada yokken 10 gün emo takılmışlığım vardır! Kafam neye bozuktu hatırlamıyorum ama o 10 gün, üstelik de yaz tatilinde, evin o köşesinden bu köşesine oflaya poflaya nemli gözlerle dolaştım.
Saçımı taramadım, denize gitmedim, sohbetlere katılmadım, tebessüm bile etmedim. Akşamları karabasan gibi yemek masasına çöküp herkesin keyfini kaçırdım. Bir akşamüstü, balkonda otururken annem “Ne bu surat her gün, senin derdin ne kızım aaa…” şeklinde pedagojik bir açılım yaptı.

“Sıkılıyorum… Hayat çok anlamsız” cevabımın üzerinden sanırım birkaç saniye geçmişti ki, acı ve can havliyle bir metre havaya sıçradım. Annem, her Türk annesinin uzmanı olduğu ‘mıncırma’ hamlesini oldukça sert ve uyarısız gerçekleştirmiş ti.

Mıncırma, malumunuz evlat artık poposuna terlikle vurulmayacak kadar büyüdüyse, ancak tekdir ile de uslanmıyor ve hakkı kötekse kullanılan, konu komşu, bitişik ev duyar ihtimaline karşı avaz avaz bağırmak yerine geçen bir terbiye şeklidir. Tercihen bel veya bacak bölgesinden bir alan seçilir, elle kavranır ve et, 180 derece çevrilir!Hemen ardından, daha acım ve şaşkınlığım hüküm sürerken, annem kısık sesle,yüzünü yüzüme yaklaştırarak
“Alırım ayağımın altına” diye başladı ve
“Karnın tok sırtın pek! Aklını başına topla! Sıkılıyorsanda git bakkala evin alışverişini yap, sonra da gel yemek kitabından bir kurabiye pişir, akşam misafir var, hadi yallah…” şeklinde bitirdi!

NE DERDİM KALDI NE DE TASAM

Malumunuz eti mıncırılan ergen olay yerinde fazla kalamaz, mıncırandan tırstığı için kendisine yalakalık yapar, arzu ettiği aktiviteleri gerçekleştirir.
Mıncıran mutlu, mıncırılansa artık efendi bir insandır! Aynen öyle oldu. Mıncırma sonrası ne derdim kaldı ne tasam! Emo’luğum o gün bitti, bu yaşa kadar da hep mutlu mesut, uyumlu, üretken biri olarak yaşadım. Şimdinin sokakta bira içen, gelen geçenden ihtiyacı var diye değil, hayat tarzı sandığı için para dilenen, dünyanın bütün derdi sırtındaymış gibi davranıp, bunalım takılıp bir işin ucundan tutmayan emo’larının başında, bizim zamanımızın anne babaları olacaktı ki. Ohoo…
Muma dönerdi hepsi! Bir kere her şeyden önce bütün o yüzü gözü saçla kaplı eşek herifler ibir eşek tıraşına götürürlerdi, kesin!
Ülkenin gençlerine bak.
Tarikat yurtlarında yetiştirilen çocuklar, polise atsın diye eline taş verilenler, bir de emo’lar!
Gelecekten çok umutluyum çok.

Gülse BİRSEL