14 Haziran 2013 Cuma

Kahraman TAZEOĞLU' ndan...

Çok mu saftım yoksa çok mu kaptırdım..

Sahi ya uzun uzun gözlerine dalardım...
Ne bileyim işte bir vardın,
Şimdi yoksun...

13 Haziran 2013 Perşembe

Hep Korktum Da...

Gök gürültüsünden bi ayrıca korktum. Baya gürültülü duymamak için naapmalı ki?

Ve Bir Sonuç...

NTV'de şok! Cem Aydın istifasını verdi

NTV ÖNÜNDE EYLEM, GARANTİ'Yİ PROTESTO
Gezi Parkı ile ilgili eylemleri ilk günler ekrana getirmeyen NTVçok tepki çekmişti. Geçen hafta kalabalık bir grup twitter üzerinden örgütlenerek NTV'nin stüdyoları önünde eylem yapmış ve sosyal medya aracılığı ile Garanti Bankası'ndaki hesaplarını kapatma çağrısı yapmışlardı.
Cem Aydın NTV kapısının önündeki eyleme sessiz kalamamış ve haber bülteninde eylemi yayınlamıştı. Ardından da bir 'özür açıklaması' yapmıştı.
İŞTE CEM AYDIN'IN ÖZÜR AÇIKLAMASI
"Yaşanan son gelişmelerin tüm medyayı olduğu gibi NTVçalışanlarını üzdüğünün de farkındayım. Eleştiriler büyük oranda haklıdır. Bunu herhangi bir nedenle değil vicdanımla söylüyorum. Mesleki sorumluluğumuz açısından bize düşen, olanı olduğu gibi vermektir. Dengesizlikler içinde denge arayışı tüm medyayı olduğu gibi bizi de etkiledi. İzleyicilerimiz ihanete uğramış gibi hissetti, bu konuda onları haksız bulmak mümkün değil."
Haber Kaynağı:
Benden İnciler:
Bu konuda ikilem yaşayanlar için. 



Anneciim Benden Öyle Bir Şey İstedi kiiii...

Ouyyyy.
Bu kadar lezzetli ve güzel görünen bir tarifi uzun zamandır yapmıyordum.
Gerçekten bi dört beş yıl olmuştur.
Önümüzdeki günlerde yaparım, fotoğraflarını çeker paylaşırım.
Yok böyle bir lezzet...
:)))))))))
E biraz merak edin...
Dii mi ama?
Annemin gününe hazırlayıp göndereceğim bakalım yiyip tadına bakanlar beğenecekler mi?...

:)))))))))))

Ve Evet ...

Çok şey söyleyip de anlaşılamayan Necati Şaşmaz için Twitter da açılan @direntürkçe başlığındaki, tweetler çok zekice...
https://twitter.com/search?q=%23dirent%C3%BCrk%C3%A7e&src=tren


Aslında ne dedi? (Anlayabilene aşk olsun)
:)))))))))))




Size ne dendi, siz ne anladınız?
Size dendi ki: Tamam, sandıktan çıktınız. Üç kez üst üste seçim kazandınız...
Eyvallah... Yine çıkacaksınız sandıktan, yine kazanacaksınız bütün seçimleri... 
Ama durum böyle diye bana kulak vermeyecek misiniz? 
Ben de bu ülkenin vatandaşı değil miyim? 
Ben de bu milletin bir parçası değil miyim? 
Neden bana karşı bu derece hoyratsınız? 
Neden şefkatinizi kuşanmıyorsunuz?
Verdiğiniz cevap şu oldu:
Fazla tantana yapma... Bizim yüzde 50’miz var... 

Yüzde 50’yi zor tutuyoruz... 
Yüzde 50 ne derse o olur... Otur oturduğun yere... 
Seni bir kaşık suda boğarız... 
Madem çok biliyorsun, git sandıktan çık da gel... 
Tahammül sınırlarımızı fazla zorlama... 
Kusura bakma: Bu Tayyip Erdoğan değişmez.*
Size dendi ki:
Bana bağırmayın... Beni kendi ahlaki değer yargılarınızla 

yargılamaya kalkmayın... 
Bana alkolik demeyin... Bana ayyaş demeyin... Giyim tarzıma karışmayın... 
Yeni bir nesil yaratma projelerinizle, siyasi mühendislik çalışmalarınızla 
bütün bir toplumu bir heykel gibi yontmaya girişmeyin.

Verdiğiniz cevap şu oldu:
Yedirtmeyiz... Dış güçler...
İç mihraklar... İllegal örgütler... Marjinal gruplar... Çapulcular... 

Camide içki içenler... 
Başörtülüleri tartaklayanlar... 27 Mayıs özlemcileri... Darbe sevdalıları... 
Kandil günü camiden çıkacak vatandaşlara saldırı hazırlığı yapanlar...*
Size dendi ki:
Dünyanın bütün süper güçlerini donanmış da olsa tek bir adam,
75 milyonluk bir ülkenin her sorununun en iyi çözüm noktasını bilemez... 

Tek adam ne diyorsa
o olmaz, o olmamalı... Yönetimin demokratikleşmesi gerekir.

Verdiğiniz cevap şu oldu:
Menderes’i astınız, Özal’ı zehirlediniz, Erdoğan’ı yedirtmeyiz... 

Erdoğan ne derse o olur... *
Size dendi ki:
Ben halkın bir parçasıyım...
Kaç kişiyim, kaç oyum var bilmiyorum... Çok az da olabilirim... 

Sayıca az olmam, beni yok
saymanızı gerektirmez... 

Benim de hükümetim olmalısınız, benim de başbakanım olmalısınız...
Bana kulak vermeniz gerekir.

Verdiğiniz cevap şu oldu:
Sizi not ediyoruz, bu söylediklerinizin hesabını soracağız... Ceza vereceğiz... 

Gününüzü göstereceğiz... *
14 günü böyle geçirdiniz.
En sonunda...
“Bunlar ne diyor” demek aklınıza gelebildi.
Basra harap olduktan sonra olsa da, binlerce kalp kırıldıktan sonra olsa da...
Bu da bir “şey”.


YENİDEN MERHABA
“GIDA zehirlenmesi olmuşsun” dediler.
“Bir gün yatarsan ertesi gün bir şeyin kalmaz” dediler.
Bir yattım, ancak altı gün sonra kendime gelebildim.
Altı gün sonra kendime geldim ama 

vücudumdaki gaz sancısı hâlâ devam ediyor.*
Memleketin “gaz sancısı” yanında vücudumdakinin lafı bile edilmez.
O halde...
Durmak yok, yazmaya devam...
İki gaz sancısı arasında kıvrılıp kalarak yazıyorum size...
Herkesin üzerine afiyet...

Yık o zaman bütün planları

EĞER...
Dünyanın bütün kötü parmakları, bir “melek” olan hükümetimizi 

yıkmak için dünyanın bütün karanlık düğmelerine bastılar ise...

Faiz lobileri...
Bankalar...
Uluslararası medya...
ABD...

Falan ortalığı kanırtıyor ve köpürtüyorsa...
Ne duruyorsun?
Yık o zaman bütün planları...
*
Mesela kaşlarını çatma öyle...
Mesela hançereni zorlarcasına bağırma...
Mesela bir tebessüm et...
Mesela bir çiçek at...
Mesela “Size bin Topçu Kışlası feda olsun çocuklar” de...
Mesela “En başta doğru teşhis koyamadım ama şimdi anladım sizi” de.
Mesela karşı taraftakilerden “düşman”dan söz eder gibi söz etme...
Mesela en karşıtının gönlüne giden bir yol bul...
Mesela açıkla topluma eli sopalıların kim olduklarını...
Mesela medyayı rahat bırak...
Mesela karşı mitinglerle yeniden fetih görüntüsü vermek yerine 

buradakilerin gönlünü fethetmeye çalış.
Mesela tüm dünyayı etkileyecek bir yüce gönüllülük sergile...
*
Yap bunları...
Bak bakalım kalıyor mu ortada plan mlan?

Ayıptır, günahtır, zulümdür

SAAT 20.00...
Taksim Meydanı hınca hınç dolu...
AKM’nin önünde TOMA’lar, arkada polisler.
Göstericiler meydanda...
Sloganlar atılıyor, polis gülüyor...
TOMA’ların önünde hatıra fotoğrafları çektirenler falan...
“Barışçıl” dedikleri türden bir gösteri...
*
Kameralar meydana odaklanmış...
“Çarşı” meydana giriyor falan...
Dünya televizyonları da meydandan canlı yayın yapıyor.
CNN, BBC, France 24 falan...
Christiane Amanpour’lar yorum için hazır...
Türkiye televizyonları bile yayında.
*
Ve saat 20.15...
Tarihin en büyük biber gazı sallama operasyonu başlıyor.
Çil yavrusu gibi dağılıyor kalabalık...
Mahşer yeri... Evet evet... Mahşer yeri...
Çoluk çocuk, yaşlı genç herkes kaçışıyor.
Tam da tekerlekli sandalyedeki vatandaşın 

tazyikli suyla püskürtüldüğü an...
Herkesin ciğeri yanıyor...
Dünya canlı yayında izliyor bu akıl almaz sorumsuzluğu...
Kazancı Yokuşu’nda sıkışıp ölenler geliyor akla ve dillerden 

“İnşallah bir şey olmaz” cümlesi dökülüyor.*
Dünyanın gözü önünde olup biten bu dehşetengiz olayın ardından...
Hâlâ ve ısrarla “CNN düğmeye bastı abi” ya da
“Faiz lobileri atağa kalktı abi” falan demiyorlar mı!?
Kafayı yememek işten
bile değil.

Vali Bey bir karar verin
VALİ Bey...
Lütfen...
Ya “şeker adam” olun ya da “gaz adam” olun...
Tam “şeker adam” oluyorsunuz ve millet size güvenip 

çoluk çocuğuyla gidiyor oralara... 
Ama siz bir anda “gaz adam”a dönüşüveriyorsunuz.*
Vali Bey...
Lütfen...
Ya “şair” olun ya da “gaddar”.
Tam “şair” oluyorsunuz ve “Gezi Parkı... Çiçekler... Böcekler... Gençler...” 

diye yazılar yazıyorsunuz... 
Ama sonra birden dünyanın en fazla biber gazı sıktıran 
valisine dönüşüveriyorsunuz.*
Vali Bey...
Lütfen...
Ya “iyi” olun ya da “kötü”.
İkisi birden olmaya kalkıyorsunuz.
Olan sizin iyi tarafınıza güvenenlere oluyor.
Ve olmuyor böyle...
Vallahi olmuyor Vali Bey...

Başörtülüye taciz

BİR taraf diyor ki:
Başörtülü bir kadını taciz ettiler,
tartakladılar, tükürdüler...
Diğer taraf diyor ki:
Yalan... Olmamıştır öyle bir şey...
*
Oysa bütün taraflar şunu söylemeli, sadece şunu:
Başörtülü kadına bunları yapanların elleri kırılsın. Nokta.
*
Ama “Başörtülü kadını taciz ettiler, tartakladılar, tükürdüler” diyenlerin de 
Gezi Parkı direnişçilerinin arasında yer alan başörtülüleri görmeleri, 

bundan memnun olmaları ve kahrolası genellemeler 
içerisine girmemeleri gerekmez mi?

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23494090.asp

Benden İnciler:
Yine vicdanlara seslenen bir yazı olmuş. Ama vicdanlar Necati Şaşmaz' ı, 
Hülya Avşar' ı muhatap alıyor.

Tünaydınlar...

Bugün yine geç kalmışım bloguma uğramakta.

Sabah saatlerinde bol çam kokulu bir hava ne kadar güzel üstelik hanımeli kokusu da eşlik ederken...

Uykulu Uykulu...

Bakıyorum ama zorla...


:))))

Anlamadım...

Necati Şaşmaz ne demek istedi...
:)

Ohhh. Sadece ben değil kimse anlamamış...
:))))

Kahraman TAZEOĞLU' ndan...

Kopacak bir aşkı hiçbir köprü bağlayamaz, sonsuzluğa kadar yürünecek bir aşka da hiçbir duvar engel olamaz. Ya adam gibi kal benimle, ya adam gibi git benden. Ulaşılmaz değilim, ama basit biri de olmadım hiçbir zaman. Bu yüzden değerimi bilmeyeceksen bana hiç ulaşma. Seni başkaları yakmış, islerini bana bulaştırma.
Kıyısızlar kitabından.

12 Haziran 2013 Çarşamba

Günler Ne Kadar Uzun...

Sabahları çok erken uyanmak iyi değil kanımca günler bitmek bilmiyor... İki gün gibi yaşıyoruz sanki...

Divan Otel...




Edip CANSEVER' den...


Birhan KESKİN' den...

Beni bilmediğim bir dünyaya attı..

Bir cümlem yok, darmadağınığım, bundan.

Bir düşümüz vardı, 
"birlikte yaşlanmak" koymuştuk adını,
çok acıyor, belki bundan. 
Aşk-i bir cümle mi bekliyorsun benden.
Bekleme!...

Anne!... Şımarma zamanım gelmedi mi???...

Sınav haftasındayız ya
Üstelik üst üste iki hafta sonunda da sınav var.
Geçen seferki gibi çok da komik olaylar yaşayamıyoruz maalesef.
Sabah sabah bana sorduğu soru:
-Anneeee şımarma zamanı gelmedi mi?
Başka zaman olsa benden şu cevabı alırdı:
-Geldi geldi... Dökül bakalım neler saçmalayacaksın?
Ama hiç içimden gelmiyor...
-Kuzucum kafam dağınık sen bu sefer kendi kendine şımarsan?

sezen abla | new playlist (oynatma listesi)

Günaydınlar...

Dirlik, düzen, huzur ve dinginliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde umarım bir şeyler çözümlenir.
Yeni bir güne günaydınlar.

Gece gece...

Allah'ım! Yaşarmayan gözden, ürpermeyen gönülden, kabul edilmeyen duadan, faydasız ilimden, doyma bilmeyen nefisten Sana sığınırım.

Dualarımızı kabul et Rabbim...

CNN İnternational...

http://www.ustream.tv/channel/cnn-international-simultane-%C3%A7evirisi?utm_campaign=t.co&utm_source=14796973&utm_medium=social

Simultane çeviri.


http://www.justin.tv/rentadrone_cnbc#/w/5881248512/14

CNN İnternational...

11 Haziran 2013 Salı

Ebru Gundes - dertler Benim olsun

Kalp Kırılsa Da Sever (Ferhat Göçer)

Mavinin Dinginliği...


Dinlendiren huzur veren bir renk... Çok hoş.

Umarım Bir An Önce...

Kimsenin canı yanmadan biter...
Kimin kim olduğu karıştı.
Herkes birbirini suçlar hale geldi.
Oyuncular çıktı orta oyunu oynadılar.
Ve gayet masum bir eylem başka başka şeylere dönüştürüldü.
...
Bir an önce bir çözüme ulaşır ve biter inşallah...


Günaydınlar...


Yaz kokan, çam kokan bir sabah günaydınlar...
***
Yanılmışım Taksim için gaz kokan bir sabah...
Üzgünüm ve korkuyorum provakasyon yapmayan, etrafa zarar vermeyen gençler için...

10 Haziran 2013 Pazartesi

Ouvv... Bu Çok Sert... Yeni Okudum...


 AK Parti İzmir Milletvekili Ali Aşlık’ın, oturduğu sandalyeyi yere çarparak, toplantıyı terk ettiği ortaya çıktı.
"Sultan Çiftliği’ne yemeğe gitmiştim. Günay ve Kalkan’ı görünce nezaketen oturdum. Sohbetin bir kısmına katıldım. Günay’ın Başbakan’ı eleştirdiğini duymadım. Herkes AK Parti’liydi. Ancak bir partilinin Başbakan’ın üslubunu eleştirmesi üzerine başımdan kaynar sular döküldü. Oturduğum sandaleyi çarparak toplantıyı terk ettim. Sözlü bir çıkışım olmadı. Kabullenemediğim için kalktım. Lokantanın yan tarafına geçip yemeğimi orada yedim."
AK Parti İzmir Milletvekili Günay’ın twitter üzerinden yaptığı çıkışların, İzmir’de düzenlediği toplantıların teşkilatta sıkıntı yarattığı, sorunun Genel Merkez’e aktarıldığı bildirildi.
Haber Kaynağı...
Benden İnciler:
Başından kaynar sular dökülecek kadar olup, oturduğu sandalyeyi kırmak...
Bu sözlerin üstüne yapılacak yorum yok...



Kötü Bir Şey Çıkmaz...

İnşallah...
Bir yakınımın sağlığıyla ilgili bir haber aldım.
:/
Dua ediyorum şimdi kötü bir şey çıkmaz inşallah...
İyiyi düşünmek istiyorum hep iyiyi...

Ve iyi... Çok iyi... Şükürler olsun...

Günaydınlar...

Huzurlu ve sorunsuz bir hafta dileklerimle günaydınlar...

8 Haziran 2013 Cumartesi

Ahahahaaaaa... :)))))


Taam... 

Nasıl da Kanmışlar... :)))))))))))))


Yazık anneleri kim bilir kimin midesinde şimdi?... :))))

Bugün Bloguma Hiiiiç Uğramamışım...

Çok ayıp insan hiç kendi evine uğramaz mı?.
Kendi kendimi ayıpladım...
Tansiyon düştü mü bilmiyorum...
Tek bildiğim şu anda Kızılay' da yine gezi destekçilerinin toplandığı...
Çok şükür olay yokmuş, su yokmuş, gaz yokmuş...
İnşallah olaysız geçer, bir an önce de sulha erip biter...

7 Haziran 2013 Cuma

Uykuuu...


Uyumak ya da uyumamak...
İşte bütün mesele bu...
Uykum geldii...

Ve Eveeettt Farklı Bir Konu...

84 yaşında milyoner oldu!

Benden İnciler:
O yaştan sonra gelse nooluuuuur?
Gelmese noolur?

ABD’nin Florida eyaletinde 84 yaşındaki bir kadın lotonun 590,5 milyon dolarlık ikramiyesini tek başına kazandı.
Powerball loto şirketinin basına verdiği bilgiye göre yaşlı kadın, 590 milyon dolar tutarındaki ikramiyeyi iki hafta önce kazandı.
Kadının doğru bildiği loto rakamlarını Tampa kentindeki bir süpermarkette, bilgisayara oynattığı belirtildi. Talihliyi salı günü kamuoyuna tanıtan loto şirketi, kazanan kişinin özel hayatının gizliliğine saygı gösterilmesini rica etti.


Günaydınlar...

Günümüz aydın, huzurumuz daim olsun...

4 Haziran 2013 Salı

Alo orası Kanal D mi? İşte Bu Harika Olmuş...



Tek kelimeyle mükemmel... 

Tünaydınlar...


İyi günler, hayırlı günler aydınlık ve sorunsuz günler hepimize...

Ahmet HAKAN' ın Yazısı...



04.06.2013
Kimse anlatamıyor bari ben anlatayım:

Merak buyurma “usta”, rahat ol. Böyle muhalefet partileri olduğu müddetçe sittin sene de geçse, sandıkta yine sen çıkarsın.

Sorun yok:
İhaleleri yine sen vereceksin. Köprüleri yine sen yapacaksın. Meydanları yine sen tanzim edeceksin. Yasaları yine sen çıkaracaksın. Eşsiz mimari bilginle anıtları yine sen dikeceksin. Milletvekillerini yine sen seçeceksin. Medyayı yine sen yönlendireceksin. İşadamlarını arayıp yine sen hesap soracaksın. Kararları yine sen vereceksin.
Önce bir rahat ol ve derin bir nefes al.

*

Bu “mesele”, öylesi bir “mesele” değil “usta”.
“Koltuk kapmaca” oynanmıyor burada...

Sen bakma sana “yandaş” yazılan yazarların yazıp çizdiklerine...

Sen bakma cesaret edip sana gerçekleri söyleyemeyen danışmanlarına...

Sen bakma sana hep “En iyisini siz bilirsiniz efendimiz” demekten başka bir şey demeyen dostlarına...

Onlar gerçeği söylemiyorlar ya da söyleyemiyorlar.
“Gezi Parkı” hareketi...

Seni sandıkta deviremeyeceğini anlayanların sokakta devirme hareketi değil.

Seni hazmedemeyenlerin hazımsızlık gösterme hareketi değil.

Karanlık şahsiyetlerin askeri tahrik edip elinden iktidarı almaya çalışma hareketi değil.

Senin yaşam tarzına karşı başlatılan bir hareket değil.

Senin inancına karşı yürütülen bir hareket değil.

*

Bu hareket...
Öyle zannedildiği gibi acayip karmaşık, çözülmesi çok zor, karanlık odaklı, hileli, desiseli, kökü dışarıda, CHP’li, İP’li, empati yoksunu bir hareket de değil.
Çok basit bir hareket bu...
Çok yalın, çok anlaşılır, çok net, çok şeffaf, çok çocuksu, çok naif, çok hesapsız, çok gelişigüzel bir hareket.

*

“Usta”... Sokaklara çıkan o çocuklar var ya o çocuklar... Sana şunları söylüyorlar:

Beni rahat bırak.

Parkta nasıl oturacağımla, metroda nasıl davranacağımla, nasıl yaşayacağımla, nasıl konuşacağımla, nasıl giyineceğimle, nasıl düşüneceğimle, nasıl yiyip içeceğimle ilgili saygılı ya da saygısız fikir beyan etme.

Beni azarlama... Üst perdeden konuşma...

Sen bizim babamız değilsin... Bize babalık raconu kesme.

Tut ki babamızsın... İki çocuğuna bile sözünü geçiremeyen aile babaları ortadayken, sen 75 milyon çocuğa nasıl söz geçireceksin?

Biz nasıl senin yaşam tarzına saygı gösteriyorsak, sen de bizim yaşam tarzımıza saygı göster.

İlk dönemler belirli sınırlar içinde kabul edilen, hatta bazen hoş karşılanan “Kasımpaşalı/delikanlı” üslubun, artık “Kasımpaşalı/delikanlı” üslubu olmaktan çıktı... Çünkü bu üslubu artık kendi haklı davanı savunmak için değil, hak arayanları rencide etmek için kullanıyorsun.

Bin türlü anlayışı, bin türlü inanışı, bin türlü kıyafet tarzını, bin türlü eğlence biçimini, bin türlü ahlak telakkisini, bin türlü tarih algısını, bin türlü rengi, bin türlü çiçeği tek bir potada eritemezsin. Bunu herkes istese bile yapamazsın... Teknik olarak yapamazsın... Vazgeç.

Sevdiklerime saygı göster.

“Ayyaş” deme, “alkolik” deme, “çapulcu” deme, “Bunlar ideolojik” deme.

Bir kişi, tek bir kişi hem mimari dehası, hem ahlak filozofu, hem meydan düzenlemecisi, hem Ortadoğu fatihi, hem gündem değiştirme şampiyonu, hem tıp doktoru, hem sosyal mühendislik gurusu, hem din âlimi, hem tarih bilgini, hem bağımlılık uzmanı, hem 75 milyonun yaşam koçu, hem de televizyon eleştirmeni olamaz... Olmaya kalkarsa bir yerde arıza çıkar. Vazgeç bu sevdadan.

Sana artık ancak Reuters muhabiri seni kızdırabilecek soruyu sorabiliyor... Medyayı baskı altına almaya çalışma... Bırak medya özgürce görevini yapsın.

“Ben karar verdim, olacak” deme... Sandıkta aldığın tüm oyları, sana beş yıl boyunca aklına eseni yapman için verilmiş genel bir vize olarak değerlendirme...

İnat etme, müzakere et... Nefret ettirme, sevdir... Cepheleştirme, kaynaştır... Dediğim dedik deme, esnemesini bil... Sadece sana oy verenlerin başbakanı olma, oy vermeyenlerin de başbakanı ol...

Bize gaz sıkma... Bize gaz sıktırma...

Tertemiz bir öykü
GELİN hatırlayalım:

BİRİNCİ GÜN: Öyle yalnızdılar, öyle azdılar, öyle desteksizdiler, öyle umutsuzluk içindeydiler ki Gezi Parkı’nda... Dozerlere karşı hiçbir şey yapamayacak gibi duruyorlardı. Sırrı Süreyya’nın dokunulmazlığı da olmasa dozerler ezip geçeceklerdi.

İKİNCİ GÜN: Gece boyu orada kaldılar... Sabaha karşı en savunmasız oldukları anda hilal hareketiyle daldı polis Gezi Parkı’na... Gazlar, çadır yakmalar, hoyratça uzaklaştırma çabaları  falan...

ÜÇÜNCÜ GÜN: Yine şafak baskını... 1 Mayıs’ı halletmiş, Emek’te ödün vermemiş bir anlayış Gezi Parkı’nda mı yenilecekti? Var gücüyle geldi üstlerine polis... Gaza boğdu ortalığı... Kuşlar bile kaçtı... Çevreledi parkı polis... Zafer onlarındı.

DÖRDÜNCÜ GÜN: Üçüncü gün bu zalimlik, orada olmayanların vicdanlarını öyle bir rahatsız etti ki biber gazı korkusu, polis korkusu falan bir tarafa bırakıldı... Korku duvarı aşıldı... Herkes Gezi’ye koştu... Kimseyi tutmak mümkün olmadı...

BEŞİNCİ GÜN: Gezi Parkı’na girmeyi bile yasaklayanlar, bırakın Gezi Parkı’nı, “dokunulmaz” kıldıkları Taksim’i bile açmak zorunda kaldılar...
Sonrasını biliyorsunuz zaten...
Polis çekilince şenlik başladı.

*

Tertemiz bir öyküdür bu...
Öyle temizdir ki...
Vandalların, lümpenlerin, saldırganların, yakıp yıkanların, kaostan yararlanıp provokasyon çıkarmak isteyenlerin, “Keşke birkaç kişi ölse” diyen sapıkların, olayları saptırmaya çalışanların, durumdan yararlanıp öyküyü kendinin kılmak isteyenlerin kirletemeyecekleri kadar temizdir.

Zor tutulan yüzde 50’ye dair
EVDE zor tutulan yüzde 50 ile sokağa çıkan yüzde 50 arasında hiçbir irtibat kalmadı mı?

Evde zor tutulan yüzde 50 ile sokağa çıkan yüzde 50 arasında kız alıp vermeler, akrabalıklar, komşuluklar falan da mı yok?

Bir kardeşten biri sokağa çıkan yüzde 50’den, öbür kardeş evde zor oturan yüzde 50’den değil mi? Yok mu böyle bir şey? Kürt sorununu “Kardeş kavgasına son veriyoruz” diyerek kararlılıkla çözmeye çalışan irade, yeni kardeş kavgası tehdidiyle mi iş görecek?

Evde zor tutulan yüzde 50, azıcık serbest bırakılıp sokaklara çıkınca ne diyecek? “Daha fazla gaz sıktır başbakanım, daha fazla faz sıktır” mı diyecek? Evde zor tutulan yüzde 50’nin bu denli vicdansızlaştığı mı varsayılıyor?

Başbakan evde zor tutulan yüzde 50’nin başbakanı da, sokağa çıkan yüzde 50’nin başbakanı değil mi?

Evde oturan yüzde 50 niye zor tutuluyormuş? Sokağa çıkan yüzde elli, evde oturan yüzde 50’nin yaşam tarzına, inancına, giyimine falan mı itiraz ediyor?

Yüzde 50’ler hep çantada keklik olarak mı görülüyor? Sen ne yaparsan yap yüzde 50 hep itiraz edecek, sen ne yaparsan yap yüzde 50 hep arkanda duracak... Bu mudur yani? Hiç mi geçişkenlik yok? O yüzde 50’den bu yüzde 50’ye, bu yüzde 50’den o yüzde 50’ye kayılamıyor mu?

Sokağa talepler için çıkılmaz mı? Yüzde 50 talepler için sokağa çıkıyor... Peki evde oturan yüzde 50 hangi taleplerle çıkacak sokağa? Ne yani? “Öbür yüzde 50 talepleri için sokağa çıkmasın” diye mi sokağa çıkacak?

Evde oturan yüzde 50 de sokağa çıkan yüzde 50 de feraset sahibidir, arıza çıkarmaz, birbirleriyle çatışmaz ama yüzde 50’si adına konuşan maalesef aynı ferasette değil.

Bir toplumsal hareket karşısında sosyolojiyi devreye sokmak yerine yüzdelik hesapları devreye sokmak da neyin nesi?

..........................

Devamı burada.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23429413.asp?utm_source=twitterfeed&utm_medium=facebook


2 Haziran 2013 Pazar

Rafet El Roman Feat Ezo - Kalbine Sürgün

İrmik Helvası...



1 Su bardağı sıvı yağ
3 Su bardağı irmik
2 Su bardağı şeker 
(2 su bardağı çok geliyor 
tatlıyı aşırı sevmeyenler için azalttım. 1,5 bardak yaptım
O bile fazla geliyor 1 su bardağını da denemedim 
deneyince yine buradan önerebilirim.)
4 Su bardağı su...
1 paket dolmalık fıstık olmazsa olmazı ve isteğe göre ceviz içi...

Fıstık ve elde parçalanmış cevizler 1 su bardağı sıvı yağda 
pembeleşinceye kadar kavrulur.
Pembeleştikten sonra içine irmik konulup kısık ateşte karıştıra karıştıra uzun süre
 pişme kokusunu alıncaya kadar kavurun...
(Bu pişme kokusu da ne ola ki demeyin ben de bilmiyorum. :))))))) 
Yemek pişirenlere has bir ön sezi diyebiliriz. :))))...)
Daha sonra içine şekerini döküp biraz daha karıştırarak pişirin kısık ateşte.
En sonunda ise suyunu ekleyin. 
Önce çok umut kırıcı bir görüntü elde edeceksiniz 
çorba gibi bir hal alacak hatta fıstık ve cevizleri irmikten ayrılıp 
çok kötü bir şey yapmış hissi verecek size  ama sakın vazgeçmeyin.
Doğru yoldasınız.
Suyunu çekince helva görünümü ve kokusunu tam alacaksınız.
Suyunu iyice çektikten sonra üzerine temiz bir havlu koyup, 
kapağını kapatıp demlenmeye bırakın.
En sonunda kaşıkla biraz kabartır tarzda karıştırın 
Arzu ederseniz içine dondurma saklayabilir 
ters çevirerek bu görünümü verebilirsiniz.
Afiyet olsun... 

NOT: Ürün çekimleri bana aittir. Az önce çektim. :)))))))))...
Oğlucuuum beğendi... :))))))))))))))


Diyorsun...


Ve gönlümü fethediyorsun akrepçim.

Ve Aslında...



.........................

Köşe Yazısı: Ahmet Hakan / Başbakan Erdoğan geri adım atar mı? - Gazete Oku



Başbakan Erdoğan geri adım atar mı?

Başbakan Erdoğan çıksa…

Ve dese ki:

- Gezi Parkı için yapacağımız AVM’den vazgeçtik.

- İstanbul’un son kalan yeşil alanını heba etmeyeceğiz…
- Oradaki ağaçlara dokunmayacağız…
- Orayı daha da şahane bir park haline getireceğiz…
Başbakan Erdoğan çıksa…
Ve böyle dese…
Ne olur?

NE OLUR?

- Küçülür mü, yoksa büyür mü?

- Karizması gider mi, yoksa artar mı?
- Sözünden dönmüş olarak mı görülür, 


yoksa hatadan dönmüş olarak mı görülür?

- Taraftarları isyan mı eder, yoksa alkışlar mı?
- Sevmeyenleri aşağılar mı, yoksa takdir mi eder?
- Ezbere mi teslim olur, yoksa ezberi bozmuş mu olur?
- Türkiye daha mutsuz mu olur, yoksa daha mutlu mu olur?
Söyleyin lütfen…
Ne olur?

*

Tayyip Erdoğan denilince…

Artık hepimizin ezberleri var.
Şu türden bir ezber:
- O geri adım atmaz.
- O pişman olmaz.
- O böyle olacak dedi mi, öyle olur.
- O sözünün üstüne söz söyletmez.
- O başkalarının ne dediğine bakmaz, 

kendinin ne dediğine bakar.
KENDİ EZBERİNE TESLİM OLMAK

Tayyip Erdoğan’ı Tayyip Erdoğan yapan şeylerin başında gelen şey şu idi:

Ezber bozmak…
Resmi ideolojinin, vesayetçi anlayışın, 


hizmet etme biçiminin ezberlerini bozarak yükseldi Erdoğan…

Ama sonuçta gelip dayandığı yer şurası oldu:
Kendine ait ezberler oluşturmak ve kendi ezberlerine teslim olmak…

ALLAH’INI SEVEN
Başbakan Tayyip Erdoğan demiş ki:
 “Beni seven sigarayı bıraksın.”
*Sevmek, bazı kötü alışkanlıkların sona erdirilmesi için işe yarıyorsa…

Ben de şöyle bir çağrıda bulunmak istiyorum:

Allah’ını seven şu biber gazı sıkma işini bir tarafa bıraksın.
Bakın, Allah adını verdim.*


Bir de şunu söyleyeceğim:

Biber gazının canlılara verdiği zarar, 


sigara dumanının canlılara verdiği zararın yanında devede kulak gibi…

Yani dumansız hava sahasından daha öncelikli konumuz 

biber gazsız hava sahasıdır.
Kafa ütüleme

Bazıları çıkıp bıdı bıdı ediyorlar:

Şurası talan edilirken neredeydin?
Buraya gökdelen dikilirken neredeydin?
Oraya şu yapılmak istenirken neredeydin?
Ta orada ağaçlar kesilirken neredeydin?
Falanca yerde doğa katledilirken neredeydin?
Kardeşim…
Orada, şurada, burada bu işler yapılırken…
Uyuyordum, şuursuzdum, sesimi bile çıkarmıyordum, 


öylece seyrediyordum.

Ama şimdi aklım başıma geldi.
Ve sesimi çıkarıyorum

*

Peki sen söyle bakalım:

Sen şimdi neredesin?

Tükenmişlik sendromuna iyi gelecek sekiz şey

BİR: Ciğerlere mis gibi biber gazı çekmek…

İKİ: Sosyal medyada günde üç adet tepki mesajı atmak…
ÜÇ: Arada sırada “gideceğim buralardan” demek…
DÖRT: “İştebunlar hep
CHP’den” demek…
BEŞ: “Zahit bizi tan eyleme” deyişini söylemek…
 ALTI: “Bütün bunlar olup biterken Kadir Abi nerede” diye merak etmek…
YEDİ: “Gitmeyeceğim o AVM’ye” diye kendi kendine söz vermek…
SEKİZ: “İdris Naim Şahin’in suçu neydi” diye düşünmek…

Biri ona ne bakanı olduğunu söylesin
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, 
kültür ve turizmden çok dış politikaya ilgi duyuyor 

ve bu ilgisini saklamıyor.

İşte bakın:
Bir İngiliz gazetesine demeç vermiş Ömer Çelik.
Söylediği şu:
“Cenevre toplantısından sonuç çıkmazsa 


Suriye muhalefeti silahlandırılmalı”.

Biri Ömer Çelik’e ne bakanı olduğunu söylese diyorum.
Mümkün mü acaba?

........................

Geç Kalmış Bir Yazı... Bunlar Niye Üç Gün Önce Yazılmadı?...


GAZETECİLER.COM- AK Parti'nin bu süreci iyi okuyamadığını ve Gazi Parkı ile başlayan meselenin aslında bir kırılma noktası olduğunu yazan Birsel, AK Parti'ye bir takım tavsiyelerde bulundu.


"Mizahçının antenleri açıktır" diyen Birsel, AP'den kendisine kulak vermesini istedi ve Gezi Parkı'nda aslında ne olduğunu anlattı.


İşte Gülse Birsel'in Hürriyet gazetesinde yayımlanan 'Gezi Parkı’nın tercümesi “Eeeah yetti beaaa!”' başlıklı yazısından ilgili kısım:

Gezi Parkı’ndaki, çevreyi ve parkı korumaya yönelik bir eylemdi. Ama son dönemin duygusal birikimi ve polisin saldırgan tavrıyla büyüdü, yayıldı, bana sorarsanız bir kırılma noktası olmaya gidiyor.

Ben bu yüzden, konuyu başka bir yerden, farklı taraftan ele alacağım: Şu an AK Parti ekibinden olsaydım, derdim ki“Arkadaşlar, durum iyi değil ha! Acilen kendimize gelelim! Ülkeyi okuyamıyoruz! Hata ediyoruz!”

Balkon konuşmasında “Vay be, güzel bakış açısı, valla kalbimi çalacaklar şimdi” diyen pek çok ‘AKP’ye oy vermemiş yüzde 55’, aralarında midesi yanmasın diye gazlı içecek içmeyenler de dahil, şu an gözünü karartmış sokakta gaz yiyor! Niye böyle oldu? Deli değil herhalde bu insanlar?

Mizahçının antenleri açıktır. Şimdi yazacaklarımı, partinin akıllı başlı insanları, fanatik bir muhalefet değil, soğukkanlı bir bilgi aktarımı, tarafsız bir nabız yoklaması, bir haber getirme gibi okusun:

'Bakın kardeşim, millet çok sıkıldı'

Bakın kardeşim, millet çok sıkıldı! Cihangir, Nişantaşı filan değil bahsettiğim. Ben diyeyim yüzde 50, siz deyin yüzde 30, belki başkası çıkar “Yüzde 70 rahatsız aslında ama, ekonomi iyi, işi gücü yolunda, alternatif parti yok diye mecburen pısıp oturuyorlar” der, bilemem! Otoriter tavır artık kristalize oldu, kafamızın üstünde sallanıp duruyor! Halka vergisiyle verilen hizmetleri, devlet tiyatrosuydu, şehir tiyatrosuydu, parktı, bahçeydi, hepsini kafanıza göre, sorgusuz sualsiz kapatıp, halktan geri alıp duruyorsunuz!

Gezi Parkı’nı bir dakikalığına beklemeye alalım… Genel olarak son dönemin ‘duygusal birikimi’nden ne kastettiğimi açıklayayım:

Uzunca bir süre çalışkan ve pragmatik bulduğum, önyargısız izlemeye çalıştığım ekip, bakınız! Saygı göstermiyorsunuz, dinlemiyorsunuz, fikir almıyorsunuz kardeşim! Tek manevi değerimiz İslam değil, anlamak istemiyorsunuz! İslam’ın yanında, cumhuriyet de, TC ibaresi de, mili bayramlar da, Atatürk de, yaşam tarzlarımız da, hatta sadece anayasal bir ilke gibi görünen laiklik bile bu milletin çoğunluğunun manevi değeridir! Bunlar soyut veya tarihi kavramlar/kişiler değil, ırkçı-ayırımcı dogmalar değil, bilakis birliğin, özgürlüğün, ümmet değil millet olmanın, birey olmanın, insan olarak değerli hale gelmenin, hukukun, adaletin, hayatını istediği tarzda yaşamanın, kadın haklarının, eşitliğin, pozitif bilimin, aydınlığın sembolü haline gelmiştir! ‘Laiklik’ ben trafikte biriyle kavga etsem, sadece o beş vakit namaz kılıyor ben kılmıyorum diye hakimin onu haklı bulmamasının garantisidir mesela! Sosyolojik, ideolojik değil; gerçek, çok hayata dair, gelecek umutlarına dair, çok ‘kalbi duygular’dır artık bu kavramlar!

Bunu fena halde gözden kaçırıyorsunuz!

Alkol malkol derken özgürlüklere çatır çatır müdahale ediyorsunuz! Ve “Biz yaparız, kimseyi de takmayız” diyorsunuz! “Yalnız bir dakka, şöyle ki..” diyene basıyorsunuz biber gazını!
Bakın sayın AK Parti ekibi, kırgınız, küskünüz, kızgınız. O balkon konuşmasında hiç aklında yokken size oy vermeyi düşünen insanları, bugün nasıl “Günahını bile vermeyecek” hale getirdiniz, bir analiz etsenize!

“Sizin alınız al, inandım, sizin morunuz mor, inandım, ama benim dengemi bozmayınız” yav!
Gezi Parkı eyleminin temel meselesi şehrin ağaçlarıdır. Ama eylemin büyüyüp yayılmasındaki gayet sivil, masum ve duygusal altyapının tercümesi şudur: “Eeeah yetti beaaa!”


http://www.gazeteoku.com/frame.php?url=http://www.internethaber.com/gezi-parkinda-yasananlarin-tercumesi-542376h.htm

Televizyonlar Nihayet Uyandı Ama...

Günlerdir yok farz ettikleri bir olayı daha yeni gören tv.ler çok ilginç... Bir olay nasıl bu kadar hafif gösterilmeye çalışılır ki?
Çıkarılan bir anlam olmalı.

Günaydınlar...


Güzel bir gün olsun...
Geldi yine pazar günü...