6 Temmuz 2013 Cumartesi

Bu Güzel İşte...

600 kilometreyi sıfır yakıtla gidiyor





Tamamen güneş enerjisiyle çalışan ilk aile arabası tasarlandı.
Aile arabası olarak tasarlanan araç 4 kişilik ve bagaj alanı da sunuyor. Menzili ise 600 kilometre. Aracın üst kısmı tamamen güneş panelleriyle kaplı.
Bu güneş panelleri aracın isteğinden fazlasını da üretebiliyor. Malzeme olarak karbon ve alüminyum kullanılarak ağırlığı en aza indirilmeye çalışıldı.
“stella ” adındaki araç Avustralya’da 3000 kilometre uzunluğundaki yarışmaya katılmaya hazırlanıyor.




YouTube Mix'i (oynatma listesi)

Günaydınlar...


Güzel bir sabaha günaydıııınnn...

Uyumalıyım Artık...


Bugün çok yoruldum uyuuuumalıyım artık... :))))))))))))))))))))))

5 Temmuz 2013 Cuma

Ahhh...

http://www.arapca.tv/al_jazeera.asp

http://www.internethaber.com/misirda-catismalar-basladi-canli-yayin-556377h.htm

http://www.canlitelevizyonlar.net/halk-tv-izle.html

Offff. Mısır da ölenler varmış yaaaaa... Of Allahım yardım et. Barış ve huzur gelsin... Şu mübarek günlerde yetiş Allahım...

Sürpriiiiiiiiiiizzzz... :)))))))))))))))))))

Bugün Kendime ve Yeğenime Sürprizim Vardı...





Eveeeet bugün kendime ve güzel yeğenime bir sürpriz yaptım. 
-Hadi gel Pirinç Han'a gidelim dedim.
Daha önce hiç görmediğini söyleyen yeğenimin çok hoşuna gitti.
Sıcak havaya rağmen sakin, huzurlu, esintili, serin ve de tarihi bir yer olunca yaklaşık 3-4 saat hiç yerimizden kalkmadan oturmuşuz.
Pirinç Han'ın havası bambaşka. Sayısını bile bilmediğim kadar çok kedi insanlarla arkadaş olmuş. Serbestçe dükkanlara girip çıkanları mı ararsınız, masaların arasında dolaşanları mı? 
Çok şirindiler.
Bir de tatlı mı tatlı köpek vardı kedilerle dost.
Eskiden kalma ne varsa hepsi birden oradaydı.
Duvarında kocaman bir tablo gibi duran Cahit Sıtkı TARANCI' nın "Han Duvarları" şiiri,
Eski fotoğraf makineleri, kullanılmış kim bilir kimlere ait incecik zarif fincanlar, plaklar, gramafonlar bu eski çarşıda tüm güzellikleriyle sergileniyorlardı...
Haa bir de eski daktilolar ve Facit hesap makinası.



Ben çok küçükken babamın içtiği sigarayı bile gördüm orada bir paket eski sarı ambalajlı Maltepe sigarası, karton kutuda Yenice sigarası. :)))
Eskiyle yeninin harmanlandığı, otantik yapısıyla bu han Ankara' nın yüz akı.
Girişte tam ortada bulunan gözlemecinin lezzetli ikramlarını tatmadan ayrılmak olmaz tabii... 

Fonda çalan güzel Türk Sanat Müzikleri de huzur veriyordu. Hafif kısık sesle çalan müziğin eşliğinde oturmak çok hoştu. 

http://fizy.com/song/zeki-muren-ne-demistin-nicin-caydin-sozunden/1aigc3
http://fizy.com/song/zeki-muren-derdimden-anlayan-yok/1aifph
http://fizy.com/song/zeki-muren-ela-gozlerine-kurban-oldugum/1ajaod

Ve daha nice güzel melodiler...

Eveeet Çıkrıkçılar Yokuşunu tırmanıp ardından Pirinç Han' a ulaşmak ve oradaki keyfi solumak bugün bize sürpriz oldu. Ankara' daysanız tavsiye ederim. Uzaklara gitme imkanınız yoksa kendinize bir gezi hediye edin ve gidin Pirinç Han' a pişman olmazsınız....

NOT:
Ramazandan sonra da İstanbul' u arşınlayacağım inşallah. Pek biyerleri bilemiyorum ama kaybolmazsam tabii... :))))))))))))))))))))))))) Ne demişler 'Sora sora Bağdat bulunur' Ben de sora sora gezerim... En önce Galata Kulesi' ni gezeceğim inşallah... :)))))))))))))))))))))))))))

Jose Feliciano / The Gypsy

Ayhan Günyıl Aşk - feat Mine Geçili

Ayhan Günyıl - Gitme Sana Muhtacım & feat Yaşar

Mevsimlerden Üzüm...


Yaz güzeli üzümle doğal detoks sezonunu açıyoruz. Yararı sadece bu kadar mı? Elbette hayır! Kalp hastalarından hamilelere kadar herkese bir salkım üzüm gerekiyor.
Kalbi kuvvetlendirir.
Cilt güzelliğini sağlar. Cildi nem oranını dengeler.
Unutkanlığa karşı faydalıdır.
Hamilelerin mide bulantısını önler.
Sinirleri yatıştırır. Yorgunluğu giderir. Bedeni ve zihni gücü artırır.
Besleyicidir. Kan yapar. Hazımsızlığı giderir.
Vücutta biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar.
Güçlü bir antioksidan olan üzüm kansere karşı koruyucudur.
Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur.
Damar sertliği ve yüksek tansiyona karşı faydalıdır.
Üzümün içinde bulunan bor minerali beyin fonksiyonlarını arttırmaya yarar.


Ne çok faydası varmış...

Günaydınlar...


Huzurlu, güzel bir sabaha merhaba...

YAŞAR Benim bütün rüyalarım seninle

İnan Bana...

Güvenmenin, unutmanın, umursamamanın bedeli ağır olur...

Maksim GORKİ' den

Huzur denilen o şeyin, her santimetresine ihtiyacım var. 
Bana biraz bahar gerekiyor, çok üşüdüm. 

Maksim Gorki

Oğlumuz Neyle Meşgul?... Ahahahaaaa...


:)))))))))))))))))))))))))))))))

4 Temmuz 2013 Perşembe

Sezen Aksu - İnce Mevzu



Köprüye baktım yapan yapmış
Geçemedim altından üstünden
Mevzuya baktım ince kalmış
Hadi dolanı dolanı başa döndüm mü ben
Anlıyor musun bir tanem
İçimden geldi denendim
Hem aşkta, hem işte bu yarışta
Korkarım yine ben elendim
İlele..ilele..ilele...
Hocayı da buldum öğrendim
Koyamadım dersimin adını
Ben kocayı da buldum evlendim
Ama olamadım evimin kadını
İki kere iki, etti dört
Dört kere dört, çarp, onaltı
Böldüm onaltıyı ortadan
Sekizi de buldum, e daha ne
Sekizden düştüm eksi beş
Üç tam kaldı elimde
Çıkarttım, böldüm, topladım
Tutmadı hesap kitap bende
İlele..ilele..ilele...
Ben nerede, aklım nerede
Doğruyu bulsam bir kere de

YouTube Mix'i (oynatma listesi)

Bi Kahve Betül?


Mmm... Hemen yapıp içiyorum...

:P

Ebru Gündes - Sadece Sevdim

Olsaydım...


Ben de şuralarda bir yerlerde olabilseydimmmm...

Nasıl Bu Kadar Kötü Olabiliyorlar?...

İş arayanlar bu tuzağa dikkat!


İnternette verdikleri kabin memurluğu ilanı ile genç kızları tuzağa düşüren kötü niyetli kişiler görüntülü konuşma şartı ile adaylarla görüşüp uygunsuz sayılabilecek görüntülerini gizlice kaydediyorlar.

İş arayan genç kızlar aman dikkat sizin de başınıza gelebilir. Çeşitli internet sitelerine verdikleri iş ilanları ile genç kızların iş başvurusunda bulunmalarını bekleyen kötü niyetli kişiler kameralı oyun tuzağına aldı. 
Genç kız yaşadığı korkunç olayı Şikayetvar.com'a anlattı:
“İnternetten bulduğum kabin memurluğu ilanına özgeçmişimi gönderdim. Bana geri dönüş yaptılar ve internet üzerinden mülakat yapacaklarını söylediler. Bir mail adresi verdiler ve mülakatın akşam 20:30’da olacağını belirttiler. Mülakat için kamera açmamı istediler. Mülakatta çok inandırıcı konuştular. Gerek sektörden gerekse gündemden sorular sorarak gerçek bir mülakat havası verdiler. Mülakat için giyinme puanını da vereceklerini belirten kişiler ayağa kalkmamı istediler. 
Devamı:
Haber Kaynağı:

Gülşen - Sakladım İzlerinde (2013) Yeni Albüm

YONCA LODİ - HIÇKIRMALISIN

İstiap Haddi...

Çoktaaaaaaaannn doldu taştı..............

Ahahaaaaaaaaa... Doğru Söze Ne Denir?...


Ahahahaaaaaa Buna Çok Güldüm...


Hepiniz Pissiniz! Pis!... 
:))))))))))))))))))))))))))))))))))))))

Funda ÖZKALYONCUOĞLU...

http://www.alemfm.com/canliradyo.aspx

An itibariyle harika şarkılar...

Leman Sam - Aşkımdan Vazgeçme

BOMBA Türk Slow 6/2012

Giannis Ploutarxos - Monos Arga Mesanuxta


Ama en güzel şarkısı bu...

2013 (FULL ORIGINAL CD) Giannis Ploutarxos - Kato Ap' Ton Idio Ilio

24 milyon ehliyet sil baştan böyle değişecek!

24 milyon ehliyet sil baştan böyle değişecek!

24 milyonmuş...

Bir de Bu Çıktı...

Ehliyetlere 101 lira verilecekmiş...
Toplanacak olan "değerli!!!!" kağıt parasını düşünebiliyor musunuz?
Nedir ki bu?
Resmen soygun...


Ahmet HAKAN' dan...

Bugünün yazısı...


Sivas’ın yarası neden bu yıl daha çok kanadı

-HADİ Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı geçtim...
Hükümetten herhangi bir bakan bile, 2 Temmuz günü çıkıp,
 “Bugün Sivas Katliamı’nın yıldönümü...
 Madımak’ta öldürülenlere Allah’tan rahmet diliyorum... 
Allah böyle bir acıyı halkımıza bir kez daha yaşatmasın... 
Bu bizim tarihimizin yüz karası bir olaydır... 
Yapılan alçakça bir katliamdır” deseydi.
-Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde AK Partili milletvekillerinin 

verdiği bir önergeyle Sivas’ta katledilenler anısına 
bir saygı duruşu yapılsaydı.
-Bülent Arınç, kameralar önünde 34 aydının yanarak 
ve dumandan boğularak can vermesini hatırlatıp, 
“bu ülkenin üst düzey bir yöneticisi olarak 
yakın tarihimizde yaşanan bu acı olay karşısında...” diye başladığı cümleyi, 
gözyaşları nedeniyle tamamlayamasaydı.
-“Allahu ekber” demenin içinin boşaltılmaması ve anlamını koruması için 

canla başla çalışan cemaatler, dernekler, yazarlar, 
sivil toplum kuruluşları, bu 2 Temmuz’dan önce bütün gazetelere tam sayfa 
“Bir otelde mahsur kalan insanlar öldürülürken 
‘Allahu ekber’ diye bağıranlar bizden değildir” diye ilan verselerdi.
-Kendilerini “İslami” diye nitelendiren her oluşum, 

bu 2 Temmuz’da sosyal medyada Sivas’ta katledilen insanların yakınlarının 
hissettikleri acıyı derinden hissettiklerini gösterecek samimi, içten, 
ama’sız mesajlarla donatsaydı.
-Muhafazakâr camianın gazeteleri, en azından bu 2 Temmuz’da, 

“İyi ama Başbağlar’da da insanlar katledildi” 
diyerek kat-liam yarıştırmaya girişmek v
e Başbağlar’ı Sivas’la dengelemek için çaba göstermek yerine...
 “Nasıl oldu da Sivas’ta otelin önünde toplanan dindar insanlar arasından 
o yangına bir kova su dökecek tek bir kişi bile çıkmadı” diye 
esaslı bir sorgulama yapsaydı.
Sivas’ın yarası, bu yıl her yılkinden daha fazla kanamazdı.

*
Olmadı.
Ve o yara, bu 2 Temmuz’da daha fazla kanadı.


Benziyor mu benzemiyor mu?

GEZİ olaylarının en başında “Taksim” ile “Tahrir” arasında 
en küçük benzerlik kurmaya kalkana 
“Hop, orada dur bakalım”deniyordu.
Ve ekleniyordu:
“Ne Tahrir’i kardeşim... Mısır ayrı, Türkiye ayrı...”

*
Aradan bir ay bile geçmeden... Mısır’da muhalifler, 
Mursi’ye karşı Tahrir’de toplandılar.
Hem de çok sarsıcı biçimde...
Ve bir de baktık ki:
“Ne Tahrir’i kardeşim... Mısır ayrı, Türkiye ayrı...” diyenler, 

kendilerini anında Mursi’nin yanında hizalayıvermişler.
*
Mursi’nin yanında hizalananlar arasında...
-“Tahrir’e çıkan insanların ne dertleri var acaba” diyen yok.
-“Mursi bir yıllık iktidarında hatalar yapmış olabilir mi acaba” diyen yok.
-“Muhalifler de askeri darbeye karşı çıkıyorlar, 

demek ki Tahrir’e çıkanlar darbeci değil” diyen yok.
-Protestolarda yoksulların başı çektiğine dikkat kesilen yok.
-Mısır’ın Türkiye’dekin-den çok farklı koşullara, sorunlara, 

kırılma noktalarına sahip olduğunu düşünen yok.
*
Peki ne var?
Şu var:
“Mursi’yi yedirmeyiz... Mursi’yi yerdirmeyiz... 

Yedirmeyiz de yedirmeyiz” diye tutulan tempo var.
E hani...
“Mısır apayrı, Türkiye apayrı” idi...
E hani...
İkisi birbirine benzemez ve benzediği teklif dahi edilemezdi.

İki soru
BİR: 11 yıllık tek partili büyük istikrar döneminde her yeni gelen 
Milli Eğitim Bakanı’na göre “eğitim politikası” kaç kez yıkılıp 
yeniden oluşturuldu?
İKİ: Var olan havaalanının kapasitesini arttırıp büyütmek yerine 

var olanı yıkıp bambaşka bir yere yenisini yapmak neden ekonomik oluyor?
Bir pulsuz dilekçe:Bari amigosuz olsun
TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na...
Her salı partilerin grup toplantılarını televizyonlardan izliyoruz.
Bu toplantıların, “Lider konuşur, milletvekilleri dinler ve olay biter” 

şeklinde cereyan etmesine alıştık.
“Hani tartışma, hani görüş alışverişi, hani itiraz, hani farklı yaklaşım, 

hani demokrasi” falan demeyi çoktan unuttuk.
Ama Allah aşkına...
Tamamen “vaaz” şeklinde geçen şu grup toplantıları, 

bari zıplamalı sloganların atıldığı amigo şenliğine dönüşmesin.
Yoksa polis çağıracağım.
Gerçekten.

Türüt’ün destanına mazhar olmak
İSMAİL Türüt, Gezi karşıtı bir destan yazmış.
Destanında şöyle şeyler söylüyor:
-Teröristin bombası, polisin gazı var.
-Camide göbek atan allahsız şerefsizler.
-Devlete başkaldıran cezasını çekecek.
-Taksim’in dört yanında komünistin izi var.
-Bitmedi komünistlik, erkeği var kızı var.
Ve daha neler neler...

*
Eğer ben...
-Gezi olaylarının en ateşli karşıtı olsaydım.
-Gezi’de bin türlü dalavere çevrildiğine inansaydım.
-Olup bitenlerin Tayyip Erdoğan’ı ham yapmak isteyenlerin büyük oyunu 

olarak görseydim.
-“Camide içki içtiler” yalanını, yalan olduğunu bilerek satın almaya 

yatkın olacak denli hükümet taraftarı olsaydım.
Yine de İsmail Türüt’ün benim destanımı söylemesine isyan ederdim.

*
Türüt’ün dilini, üslubunu, yaklaşımındaki pespayelikleri falan 
kafaya takmasam bile...
Şunu hatırlar ve isyan ederdim:
Bu İsmail Türüt, daha Hrant Dink’in kanı kurumadan, 

Hrant Dink’in katillerine destan yazacak kadar alçalmış biridir.
Bir akil insandan küfürler okudunuz
AKİT de, Akit yazarı Hasan Karakaya da az çok bilinir oldu.
Bu nedenle Hasan Karakaya’nın Gezi eylemcileri için...
“Ulan köpek oğlu köpekler, ulan pz....ler” diye seslenmesinde aslında 

şaşacak bir şey yok.
Peki neden şaşıldı?
Bunun tek bir sebebi var:
Hasan Karakaya, hükümetin 76 milyonluk koca memlekette “akil insanlar” 

heyetine almaya değer bulduğu 60 kişiden biri...
*
Ben buradan beni okuyan herkese...
Hasan Karakaya ve benzerleri için İslami bir tavır sergilemelerini 

tavsiye ediyorum.
Furkan suresinin 63. ayetinde Allah şöyle diyor:
“O rahman olan Allah’ın kulları, yeryüzünde alçakgönüllü olarak yürürler 

ve cahiller kendileriyle muhatap olduğu zaman ‘Selam’ derler”. 
(Ali Bulaç’ın meali).
Kısacası...
Allah’ın buyruğuna uyalım, “Selam Hasan” diyelim ve geçelim.

Bir özür bekleniyor
-CAMİDE içki içildiğine dair tek bir görüntü bile ortaya konmadı.
-Caminin penceresine konulmuş ezilmiş teneke bira kutusu dışında, 

“Camide içki içtiler” iddiasına tek bir kanıt bulunamadı.
-Müezzin “Camide içki içildiğini görmedim” dedi.
-Aynı müezzin polise verdiği ifadede de “Yalan söyleyemem” dedi.
-Olay sırasında camide bulunan cemaat de iddiayı doğrulamadı.
-Diyanet konuyu araştırdı ve 

“Camide içki içildiğine dair kanıt bulunamamıştır” 
noktasına vardı.
*
Hey!
Birisinin özür dilemesinin zamanı gelmedi mi?


Haber Kaynağı:
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23649788.asp?utm_source=
twitterfeed&utm_medium=facebook

Benden İnciler:
Milletin gözüne gözüne Caminin içinde çekilen 
görüntüler gösteriliyor. 
Ne hikmetse baştakiler gördüklerine de inanmıyor.
Elleri deri eldivenli, üstleri çıplak deri pantolonlu 
başları siyah bantlı bir grup adam
baş örtülü diye bir hanımı dövmüşler ne gören var 
ne de çekilmiş bir görüntü insanlar buna inanmayı tercih ediyor.
İnsanların inancı yüzünden giyimi kuşamı, 
baş örtüsü bahane edilerek çok zorluk çektirildi 
konu o değil de bu anlatılanların hiç şahidi olmaması ilginç değil mi?


Günaydınlar...


Güzel günler...

Uykuuu...


...

3 Temmuz 2013 Çarşamba

En Büyük Servet...


Amaaaaannn...

Şimdi de Mısır karıştı...
Nedir bu böyle? Allah masumları korusun...

CANDAN ERÇETİN SÖZ VERMİŞTİN BANA

Bu Kelimeyi Hiç Sevmem...


Hiç de kullanmam. Amaaaaa bazılarına o kadar yakışıyor kiiii....

YILMAZ ÖZDİL'in fotoğrafı.


Tünaydınlar...


Dünkü günaydınımdan bu yana tam bir gün ve bir kaç saat geçmiş...
Dün paylaşımım tek bir tane günaydınla kalmış...
Bir yolculuk diyelim ister aslıma, ister geçmişe...
Öyle bir yolculuk ki beden orada, beyin orada... Ama düşünceler, fikirler, çelişkilerin daniskası...
Kimin için nereye? Nasıl? Diye sormadan sorgulamadan, oturup kalmış bir bedenle
sadece sağına soluna hüzünlü ve donuk bakışlar atan bir yolculuk...
Keyfim yerinde mi?
Bugün güzel mi?
Yaşananlar benim hayatım mı?
Hiç bi fikrim yok...
Evet bir yolculuk daha çok içime, ruhuma, kendime...
Yolculukların anasıdır kendine yolculuk, bazen gidersin gidersin hiç bir yere varamazsın...
İşte öylesine...
Peki ya sonuç?
Sonuç yok...
Yol yok...
Gidiş yok...
Ama şu, ama bu yok...
Belki de ben diye bir şey yok...
.....................................................
Yorum hiç yok...

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Övünmek Gibi Olmasın...


:)))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))

ODTÜ Törenine Damga Vuran Gezi Pankartları Foto Galerisi...

Bu çocuklarda orantısız zeka var...

ODTÜ 7

Günaydınlar...


Hayır hayır orada değilim... Pek bi iç açıcı göründü...
Günaydınlar, güzel haftalar hepimizee...
:)))))))))))))))))))))))

Veee. Evet Temmuz Ayına Geldik...

Temmuzun gelişiyle yaşanan tatil telaşı son iki ya da üç yıldır biraz ertelenerek yaşanıyor.
Çünkü Ramazan artık yaz dönemine denk geliyor. Bu yıl Temmuz Ayının 9. Günü Ramazan Ayı başlıyor.
En sıcak günlerde yaşayacağımız Ramazan ayı başı bereket, ortası mağfiret ve sonu rahmet olarak hepimize hayrını ve uğurunu getirir inşallah.
Ara ara buradan taaatiiiillll, taaatiiiillll derim mutlaka.
-Aman git de kurtulalım. Demeyin sakın.
Zira bu yıl tatil biraz uzak bize.
Kuzucuuumun yurt dışına gidecek olması,
diğer kuzucuuuumun ise okuluna yerleşecek olması
umutları Eylül' e bıraktırdı. Bakalım ne olacak?...
Belki de ben buradan taaatiiiillll taaatiiiillll derken kış bile gelebilir.
:)))))))))))))))))))))))))
Neyse tatile gidecek olanlara iyi tatiller...


Karpuz Kabuğu...


Eminim hepimiz küçükken karpuzu böyle yemişizdir.
Çok zevklidir özellikle kabuğunda bir parça bile kırmızılık kalmayıncaya kadar dişleyip sıyırmak.
Bugün karpuz keserken babacığımın söyledikleri geldi aklıma.
Bulunduğumuz ilçede hatrı sayılır bir ağırlığı olduğu içindi belki de aman ne bileyim işte kendine göre bir sebebi vardı mutlaka...
Küçükken başımdan şöyle bir anım geçmişti.
Annemin rahatsızlığı dolayısıyla gittiğimiz kaplıcada 
uzun süre kalmamız, belki de yazı tümüyle orada geçirmemiz gerekecekti.
Tabii bugünkü gibi değil o zamanlar kaplıcada kiraladığınız evin bütün eşyalarını kendiniz götürürsünüz yerleştirirsiniz. Perdesinden mutfak eşyasına kadar. :)))
Ne kadar yorucu ve zahmetli olsa da o zamanların da bi ayrı güzelliği vardı tabii.
Annem biraz titiz olduğu için evin boyasına kadar kendi yapar siler temizler ve yerleştirirdi eşyamızı.
Hem sadece biz değil bütün komşularımızla birlikte giderdik. 
Mahallemizi kaplıca ortamına taşırdık bir nevi.
Bi akşam babam dedi ki:
-Kızım burada kapının önündeki çöplerden karpuz kabuklarını falan toplayıp koyun kuzulara veriyorlar.
-Eeee versinler baba noolacak ki?
-Hayır karpuzları dişleyerek yemeyin bıçakla sıyırın...
- Hıııı? :))))))))))
Niye ki?
-Benim de kendime göre bir ağırlığım var kızım.
 Şuna bakın karpuzları kabuklarına kadar sıyırıyorlar mı dedirteceksiniz?
:)))))))))))))))))))))
Ahahahahahaaaaaaaaaa...
O zamanların söz dinleyen uslu bir evladı olarak 
-Peki. Demiştim.
Ama çocukluk işte, gözüm de o kabuklarla birlikte giden sıyırılmayan karpuzlarda kalmıştı...
Hala daha aklıma geldikçe gülerim.
-Karpuzların kabuklarını dişlerinizle sıyırmayın. 
Hayır işin kötüsü babam bana, elim kesilir korkusuyla bıçak bile vermezdi...
Bir kere bile düzgün karpuz kesemem ben. Çünkü öğrenemedim. :)))
Hala daha bozuk bozuk olur dilimlerim.
Bununla birlikte bıçak yasak olduğu için düzgün ekmek de kesemem ben. 
Offff... 
Ben babamı özledim yaaa...
:))))))))))))))))))))))))))))




Ayy Yaşasın...

Twitter takipçilerim arttı.
:)))))))))))))))))))))))))))))

30 Haziran 2013 Pazar

Fatma ALİYE...


50 Türk Lirası üzerinde fotoğrafı bulunan Fatma ALİYE kimdir?...

1862′de İstanbul’da doğdu 1936′da yine İstanbul’da yaşamını yitirdi.İlk kadın romancımız, ilk kadın felsefecimiz, edebiyatımızda ilk kez çeviri yapan, kadın haklarından ve kadın-erkek eşitliğinden ilk kez bahseden, hakkında ilk defa monografi yazılan yazar. Tanzimat döneminin ünlü devlet adamı Ahmed Cevdet Paşa’nın kızı. Babasının konağında özel öğretmenlerden Fransızca, tarih, edebiyat ve felsefe dersleri aldı. Yazmaya Fransızca’dan yaptığı çevirilerle başladı. İlk çevirisi George Ohnet’den Volente. O dönemde edebiyatla uğraşmak kadınlar için hoş karşılanmadığından çevirisi Meram adı ve “Bir Hanım” imzasıyla yayınlandı. Sonraları “Meram Mütercimi” olarak tanındı. Bir çok makalesi “Mütercime-i Meram” adıyla yayınlandı. Nisvân-ı İslâm adlı anı kitabı Fransızca, İngilizce ve Arapça’ya, Udî adlı romanı Fransızca’ya çevrildi. Fatma Aliye Hanım’ın felsefeye merakı gençliğinde başladı. Olayları dikkatle incelemesi, çeşitli ailelerdeki gözlemleri onu felsefeye götürdü. Felsefeye merakı arttıkça daha çok kitap okudu, babası ve arkadaşlarıyla felsefe tartışmalarına girdi. Babasıyla birlikte Aristotales ve Platon ile İbn-i Rüşt ve Gazali’nin felsefelerini karşılaştırdı. 1904′te ilk felsefe tarihini yazdı. Thales’le başlayıp ilk çağ felsefesini anlattığı bu kitabın ikinci bölümünü İslâm Felsefesine ayırdı. Kahramanları kadın olan öyküler ve romanlar yazdı. En önemli eseri sayılan Muhâdarât’ta bir kadının ilk aşkını unutamayacağı tezini çürütmeye çalıştı. Romanlarında zaman zaman toplumsal sorunları ele aldı, felsefeye yer verdi. Udî adlı romanında müziğin felsefe ile ilişkilerine değindi. Bu romanda, babasının etkisiyle müziğe ilgi duyan bir kızın daha sonra hayatını kazanmak amacıyla dersler vermesi anlatılır. Fatma Aliye Hanım, düşünceleri ve yaşam biçimiyle ilk kadın kadın hakları savunucularından. Döneminin toplumsal koşulları göz önüne alındığında düşünceleri ve savunduğu görüşlerin son derece cesur olduğu ortaya çıkar. Kadın-erkek eşitliğine inanan ve savunan Fatma Aliye Hanım, her iki cinsin aynı eğitim olanaklarından yararlanmasını istedi. Çok kadınla evliliğe karşı çıktı. Boşanmada kadınların da söz hakkı olması gerektiğini savundu.
...
Fatma Aliye Hanım (Fatma Aliye Topuz) (d. 9 Ekim 1862, İstanbul - ö. 13 Temmuz 1936, İstanbul) Türk edebiyatının ve İslam coğrafyasının ilk kadın romancısı olarak tanınır.
Zafer Hanım' ın 1877 yılında yayımladığı Aşk-ı Vatan adlı bir roman mevcutsa da yazarın tek romanı olduğu için Zafer Hanım değil, beş roman yayımlayan Fatma Aliye Hanım ilk romancı ünvanını taşımıştır.
9 Ekim 1862'de İstanbul'da doğdu. Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa ile Adviye Hanım'ın kızıdır. Kendisine özel bir eğitim verilmese de ağabeyi Ali Sedat Bey'in evde özel hocalardan aldığı dersleri dinlemesi sayesinde kendini geliştirdi. Fransızca merakının ortaya çıkması üzerine ders alarak bu dili çok iyi düzeyde öğrendi.
Evliliğinin ilk 10 yılında ancak eşinden gizli olarak kitap okuyabilen Fatma Aliye Hanım, eşinin bu konudaki tutumunun değişmesinden sonra onun izni ile tercümeler yapmaya başladı. Edebi yaşantısı 1889 yılında Georges Ohnet' in Volonté adlı romanını Meram adıyla çevirmesi ile başladı. Bu romanı Bir Hanım imzasıyla yayımlamıştır. Bu başarısıyla babasının dikkatini çeken Fatma Aliye Hanım, kendisinden ders almaya, fikir tartışmaları yapma olanağına kavuşmuştu. "Bir Hanım"' ın gösterdiği çabalar, ünlü yazar Ahmed Mithat Efendi tarafından Tercüman-ı Hakikat Gazetesinde övüldü ve yazar kendisini manevi kızı kabul etti. Fatma Aliye Hanım, bu ilk çevirisinden sonraki çevirilerinde Mütercime-i Meram takma adını kullandı.
1891 yılında Ahmet Mithat Efendi ile birlikte Hayal ve Hakikat adlı romanı yazdı. Romanın kadın ağzından olan kısmı Fatma Aliye Hanım'ın, erkek ağzından olan kısmı Ahmet Mithat Efendi' nin kaleminden çıkmıştı. Eser, Bir kadın ve Ahmet Mithat imzasıyla yayımlandı. Bu romandan sonra ikili uzun süre mektuplaşmış ve bu mektupları Tercüman-ı Hakikat Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Fatma Aliye Hanım, 1892 yılında Muhadarat adlı ilk romanını kendi adıyla yayımladı. Bu romanında bir kadının ilk aşkını unutamayacağı inancını çürütmeye çalıştı. 1899 yılında yayımlanan Udi adlı romanında görevi üzerine gittiği Halep’te yaşamına tanık olduğu bir kadın udiyi anlattı. Bu kitapta mutsuz bir evlilik yapan Bedia'nın hikâyesini dönemine göre çok yalın bir dille anlatmıştır. Reşat Nuri Güntekin, edebiyata ilgisini güçlendiren yapıtlar arasında lalasından dinlediği romanlardan sonra Fatma Aliye Hanım'ın Udi romanını sayar. Eserlerinde kadın gözüyle evlilik, eşler arasındaki uyum, aşk ve sevgi kavramı, birbirini tanıyarak evlenmenin önemi gibi mühim konuları işleyen Fatma Aliye Hanım'ın diğer romanları Ref'et, Enin, Levayih-i Hayat adlarını taşır. Yazar romanlarında bireyleşme çabasında olan, çalışan, para kazanan, erkeğe ihtiyaç duymayan kadın kahramanlar yaratır.
Fatma Aliye Hanım, edebi eserlerinin yanı sıra kadın sorunları ile ilgili de eser vermişti. Kadınlara Mahsus Gazete'de kadın sorunlarına ilişkin makaleler yazdı ve muhafazakâr görüşlerden kopmadan kadın haklarını savundu. 1892'de yayımlanan Nisvan-ı İslam adlı kitabında Avrupalı kadınlara İslam'da kadının durumunu anlattı. Romanlarında daha modern kadın kahramanlar yaratan yazar, bu kitapta, makalelerinde olduğu gibi, eski gelenekleri savunmuştur.
1893 yılında Ahmet Mithat Efendi tarafından yazılan Bir Osmanlı Kadın Yazarın Doğuşu (Bir Muharrire-i Osmaniye'nin Neşeti) adlı kitap ününü arttırdı. Bu kitap Ahmet Mithat' ın Fatma Aliye' yi anlattığı yazıları ve Fatma Aliye'nin doğrudan kendisini anlattığı mektuplarından oluşmaktadır. Fatma Aliye mektuplarında bitmek tükenmez bilmeyen öğrenme coşkusunu anlatır.
Fatma Aliye Hanım'ın edebiyat dışındaki uğraşı alanlarından bir başkası ise yardım cemiyetleri idi. 1897 yılında 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı' nda yaralanan askerlerin ailelerine yardım amacıyla Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazılar yazdı, Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti adlı bir dernek kurdu. Bu dernek, ülkedeki ilk resmi kadın derneklerinden biridir. Fatma Aliye Hanım, Hilal-i Ahmer Cemiyeti' nin de ilk kadın üyesidir.
1914 yılında yazdığı Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı son yapıtıdır. Bu romanında Meşrutiyet sonrası siyasal yaşamı ortaya koymayı amaçlamıştır. Resmi tarih tezlerine muhalefet ediyor olması, edebiyat dünyasından dışlanmasına yol açmıştır.
İlk Türk kadın romancı olma özelliği ile Avrupa ve Amerika basınında kendisinden söz edilen Fatma Aliye Hanım'ın “Nisvan-ı İslâm” adlı eseri Fransızca ve Arapça'ya, “Udî” adlı romanı Fransızca'ya çevrilmiştir. Émile Julliard adlı bir Fransız yazarının Doğu ve Batı Kadınları adlı kitabını Fransız gazetelerine yazdığı bir mektupla eleştirmesi Paris' te büyük yankı uyandırmıştı. Eserleri 1893 yılında Şikago' da Dünya Kadın Kütüphanesi Kataloğu' nda sergilenmiştir. Fatma Aliye Hanım'ın II. Meşrutiyet yıllarına kadar yaygın bir ünü olmasına rağmen zamanla unutulmuştur.
Fatma Aliye Hanım, soyadı yasasından sonra Topuz soyadını aldı.
Fatma Aliye 13 Temmuz 1936 tarihinde İstanbul' da vefat etti. Cenazesi Feriköy Mezarlığı'na gömüldü.
Fatma Aliye Hanım, ilk Osmanlı kadın feministlerden Emine Semiye' nin ablası, tiyatro ve sinema oyuncusu Suna Selen'in anne annesidir.

Günaydınlar...


Güzel bir sabah umarım bu pazar günümüz güzel olur.
Sabahın erken saatlerinde mis kokan bir yürüyüşten sonra güzel bir kahvaltı...
:))))))))))))))))))))))))))))))

28 Haziran 2013 Cuma

Aret VARTANYAN' dan

Yaşamda her şey garanti olsaydı, yaşamak bir kabus olurdu.Bazen ilişkilerimizde kandırılmayı seçiyoruz,kabul ediyoruz ya da görmezden geliyoruz. Sonra da bunu yapmış olmamıza çok kızıyoruz.Bazen yeni bir ilişki, tüm geçmişimize meydan okumaktır. Eski aşklara, bizi acıtanlara, yaşanmışlıklara...Hayalkırıklığı yaşamak korkusuyla duygularımızı bastırıp,ihtiyaçlarımızı yok sayıp,her şeyi halledebilen olmaya çalıştıkça katılaşıyoruz.İlişkilerin zorlu virajlarından biri farklılıkların farkına varılması.Bundan sonrasında ilişki ya tükenir ya güçlenir. Fethetmek,sahip olmak,duygusal yaralara pansuman yapmak, karşındakine ihtiyaç duymak vb nedenlerle başlayan ilişkiler yürümüyor.
İyi bir ilişkiyi kendinden vazgeçerek değil, kendin olarak ve karşındakini de kendisi olması için cesaretlendirerek yaratabilirsin. 
/ 
Gerçekten Yaşıyor Musun?
Kitabından...

Bunlar da Diğer Kareler...


Bebeeeekim ve ben ve arkadaşları...

Kuzucuuuum...


Fotoğraf makinam ışık ayarını güzel yapamamış pek güzel çekememişim.
:/.
Ama yine de kuzucuumun güzel görüntüleri var...

Bugünnnn...

Kuzucuuumun kep törenindeydimmm...
Annem senin ve tüm arkadaşlarının kuzenlerinin ve aaabişinin üniversite kep törenlerini de göreyim inşallah bebeğim.
Ayyy çok güzel ve çok duyguluydu...
Çok hoşuma gitti.
:...)

TUAL CANIMIN TA İÇİSİN SEN

İşte Bu Söz Çok Anlamlı...

Eğer sevmediğin kişilerin yüzüne bakmak zorundaysan ve
istesen de kaçamıyorsan;
Gülümseyerek ağlamayı öğreniyorsun demektir...
_Bob MARLEY_

Üstün DÖKMEN' den...



Ben İnsan Değil Miyim (Işın Karaca)


Bu şarkıyı yazan, besteleyen için bir isyan, bir kafa tutma olarak değil içinden gelenleri söylemiş de dinle Betül.
Ama Işın Karaca güzel söylemiş...

27 Haziran 2013 Perşembe

ISIN KARACA - Sen Affetsen Ben Affetmem ( Yeni 2011 ) Işın Karaca 2011 Y...


Affetmem...

Kavun...

Kavun deyip geçmeyin!

Pek bi nefis göründü...


Akrep Dedik de Geriye Ne Kaldı?...


Ben bencil?
Tahammülüm yok artık evet...
...............
Evet artık fena halde bencil olmaya karar verdim. 
Biraz geç oldu ama zararın neresinden dönsek kardır dii mi?
Hadi bakalım görelim ben bencilim madem faydası nerde?
Niye göremiyorum hiç bir fayda???


Günaydınlar...


Sabahın erken saatlerinde yapılan kuş sesli, ıhlamur kokulu güzel bir yürüyüşün ardından günaydınlar...

Ahahahaaaaaa...


Aaayyhhh. İçim daraldı...
 Biraz da gülelim...

Bunu da Paylaşmazsam Olmaz...

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN !

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı
neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile
karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi
halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu
yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen
karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması
gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın,
güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur
aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik
yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak
için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o
lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak"
yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani,
yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu
hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir
eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken
de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin
sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif
verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında.
Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de
cabası....

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip
de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın
sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter
ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda
duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o
zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler
değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

NAZIM HİKMET

Kıraç - Herkes Gibisin


.............................. :.
_YORUMSUZ_

İnanmak Zor...

Karıncayı bile incitmez denen insanlar nasıl da incitiyorlar insanı inanmak zor...

Zuhal Olcay - Yalnızlığım

Aşkın Nur Yengi - Çağırma Beni (1990)

26 Haziran 2013 Çarşamba