5 Haziran 2014 Perşembe

Günaydın...


Herşeyin iyiye gittiği bir dünya huzur dolu sabahlarımız olsun...
Günaydınlar...


Mavinin en güzel tonu...
:)))

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de 
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla köpek görürsen okşa 
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, 
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı, 
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, 
yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.. 
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, 
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, 
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun! 

CAN YÜCEL     

Bu sabah müzik paylaşamadım.
Biraz şiir okusak dedim.
:)    

4 Haziran 2014 Çarşamba

Aman Haaa!!!...

AKREP (24 Ekim - 22 Kasım )
Zaten güçlü olan dürtüleriniz, kontrolünüzü ellerine almak için hareketlenebilirler. Onlarla başa çıkabilecek gücünüz var. Bu gücü kullanın ve mantık yolundan ayrılmayın.

Aaaman diyeyim haaa!!!...
:))))))))))))))))))))))))))

Ağlatan Qafe


Ağlatan Dans...
Show Tv' nin yeni dizisi.
Müzik çok güzel...

O Yollara Giden Ben...



"Günahlarımla sevaplarımla aldım başımı gidiyorummm..."

Nereye mi?
Hastaneye tabii ki...



O Ciğerler Nooldu???...

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Ne hale geldi kimbilir?
:))))

Fikret Kızılok - Bir Harmanım Bu Akşam

Günaydınlar...


Güzel günlerimiz olsun...


Mmmmm sandviç kim ister?
Ben isterim mesela...
Güzel de görünüyor. 
Hem güç toplamalıyım daha gidip hastaneye giriş savaşı vereceğim.
:)
:/
Bıktım bu bekçilerden birgün saç saça, baş başa gireceğiz de neyse.


"Ellerim gözlerim kelepçelerde 

Sevda zindanlarında 
Geçiyor aylarım yıllarım gecelerim 
Sevda çöllerinde

Yeter ki sen sev beni 

Yeter ki inan bana 
Varlığın dilimde bir yudum su 
Sevda çöllerinde 
Hayalin serabın yeterdi bana 
Sevda zindanlarında..."

Sabah için ne kadar dingin, ne kadar güzel bir şarkı dinleyelim...

3 Haziran 2014 Salı

Uykuuu...


Fena geldi...
İyi geceler hepimizee...

Sıla - Yoruldum


Gerçekten...

Mehmetcan' dan Annesine...

-Çok yoruldum anne hiç bişi istediğim gibi olmuyor...
:/

Seni Kaç Gündür İhmal Etmişim Be Akrepçim...

AKREP (24 Ekim - 22 Kasım )
Bugün çevrenizdeki kişiler size çok daha büyük beğeni duyabilirler. Bunu iyi kullanın. Sosyalleşin, çevrenizi genişletin, insanlarla ilişkilerinizi derinleştirin ve yakın çevreyle sorunlarınızı gidermek için karizmanızdan faydalanmaya çalışın.

Peki...

Haydaaaa... Yazık Yaaaa...

Bir aylık bebeğini gelinliğin kuyruğuna bağladı

ABD'de bir kadın, düğün törenine, 
bir aylık bebeğini gelinliğinin kuyruğuna bağlayarak gelince büyük tepki çekti.

Nazım Hikmet...

Bugün 3 Haziran Nazım Hikmet Ran' ın ölüm yıldönümü...
1963 yılının 3 Haziranında kaybetmişiz. Geriye kalan şiirleriyle her an yaşıyor gibi.


Nazım Hikmet ~ Yaşamaya Dair 


yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...

 Nazım Hikmet

Günaydın...

Wallpaper interior design, style, design, villa terrace

Günaydınlar sevgi ve huzur dolu güzel günler olsun hepimiz için...
:)


Kahvaltı ve sonrasında dinamik bir gün...
Daha hastaneye girme savaşı vereceğim...
:)


Gripin' den dinleyelim...
"Sen Gidiyorsun" diyor...
.....................
"Yaşamım sebebim gidiyor ama hepsinden önce sen gidiyorsun..."
.............
Dinleyelim...
........

2 Haziran 2014 Pazartesi

Gözümü Bile...


Açamıyorum...
İyi geceler hepimizeeeeeee...

-         -

0

Funda Arar Ateş Düştüğü Yeri Yakar

Ahmed Arif...


2 Haziran 2014 Bugün  Şair Ahmed Arif' in ölüm yıldönümü...

Terketmedi sevdan beni, 
Aç kaldım, susuz kaldım, 
Hayın, karanlıktı gece, 
Can garip, can suskun, 
Can paramparça... 
Ve ellerim, kelepçede, 
Tütünsüz, uykusuz kaldım, 
Terketmedi sevdan beni...

Ahmed Arif...

Zaman Kısa, Yol Uzun...

Ya Rab bu hasrete can dayanmıyor;
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.
Her adımda bir engel var, salmıyor,
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Mümkün mü bu yolda maksuda ermek?
Mümkün mü sılada dost yüzü görmek?
Âşıka ar gelir geriye dönmek;
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Abdurrahim Karakoç...


1 Haziran 2014 Pazar

Uykuuu...


Çok fena geldi...
İyi geceler hepimizeee...

Cemal Süreya...


Anacıımın Hastane Günleri...


Maceramız geçen Pazartesi başladı. Hayırlısıyla ne zaman biter bilmiyorum...
:)
Öncelikle her zaman söylendiği gibi:
"Allah eksik de etmesin, muhtaç da..."
Sözünü hatırlayalım istedim.
Hastanemiz bir Üniversite hastanesi çok ünlü, çok iyi yetişmiş doktorları olan bir hastane.
...
Yalnız görevliler neredeyse dövüp çıkaracak bizi az kaldı.
Bizi hiç sevmediler...
Biz kim miyiz?
Tabii ki refakatçiler...
Kendimi hiç bu kadar ikinci sınıf insan gibi hissetmemiştim.
:))))))))))))
Anacıım hastanenin maskotu gibi oldu hadi bakalım pamukumuz diye seviyorlar onu.
Ama biz refakatçılar olarak çok eziğiz çok...
Başında hepi topu iki kişiyiz.
Bir kişi bile kalmamızı istemiyorlar. Mikrop kaparmış falan...:))))
Refakatçinin de görevleri var onlar o görevi yapsalar
-Eh çok iyi bakıyorlar, bize iş düşmüyor diyip kendimizi fazlalık hissedip gideriz.
:)))))
...
Mütemadiyen günlük olarak azar işitme seanslarımız var. Hatta günde bir kaç kere.
Bilmiyorum artık bizi niye sevmediler :))))))
Bazen görünmez olmak, hayalet gibi olmak ve birden bire yanlarında bitip onları korkutmak istiyorum.
....
Hastamızın yanında uyuyacak, ne uyuması pardon oturacak bir tek sandalye bile yok. Bizim kırmalı bir taburemiz var o duruyor orada bir de annemi hastane içinde taşıdığımız tekerlekli sandalyemiz. Hayır onlar olmasa ne yapacaktık bilmiyorum. Şu anda özel odaların hepsi doluymuş. İki kişilik odada kalıyor komşu hasta akrabamız gibi oldu iyi de oldu, zaten şeker gibi bir insan.
Oturacak yerimiz yok azıcık hastanın ayak ucuna ilişeyim dediğimizde hemşireden bir azar.
-Hasta yatağına oturmayın yasak!!!!!
-Kettle kesinlikle getirmeyin yasak!!!!
 (Yangın çıkarmış. Sanki evimizde sürekli yangın çıkıyor.)
-Hastanın dosyasının üstüne yemek tepsisini koyuyorlar sakın koydurmayın yasak!!!!
E televizyonun kumandası bozuk bi değiştirseniz...
-Sekreterliğe söyleyin...
Sektreterlikten gelen cevap:
-Zaten bütün televizyonların kumandaları bozuk televizyonların hepsi de değişecek...
-Refakatçı kartını yakanızda taşıyın başka türlüsü yasak!!!!
Ara bölme olan kısımdan sandalye getiriyoruz azıcık uyuyalım diye
-Hayır getirmeyin yasak!!!!
Hastanın masasının üstünden yemek tepsisini görevli almakta gecikmiş
-Buraya bir şey koymayın boş dursun!!!!
-!!!!!!!!
-Pencerenin önüne de bir şey koymayın yasak!!!!
-Doktor geldiğinde siz dışarı ara bölüme çıkın sizin odada bulunmanız yasak!!!!
 (Ama annemin kulağı iyi duymuyor, algısı zayıf, yaşlı bir insan bizim sorup, konuşacağımız, öğreneceğimiz şeyler oluyor ben çıkmayayım diyorum. -Hayır yasak!!!!)
Hastane yemekleri Allah eksikliğini göstermesin ama çok da iyi değil. biz götürüyoruz ama ısıtacak bir tane yer yok...
Banyodan pis pis kokular geliyor, klozetin çeşmesinden su akıp damlıyor...
Bu nasıl hijyen peki?
Bence hepsi de bahane.
Gelen hasta sayısı fazla, hastasını böyle insanların eline bırakamayanlar da fazla.
Sürekli hareketli fakat yeterli sayıda olmayan hemşirelerin canları burunlarında...

Velhasıl hastanemiz yasaklar zinciriyle bizi bezdirmiş durumda. E biz de onları...

Pekiii bunca şikayete rağmen niye mi hala o hastanedeyiz?
Çünkü doktorları işinin ehli ve çok iyi...
Çünkü acaba bizi, biz gariban refakatçileri biraz olsun severler mi ki?
Çok eziğiz çok...
:/
:)))

Günaydın...


Sevgi dolu, umut dolu, hayır dolu sabahlarımız olsun...
Bulutlu, yağmurlu bir havaya açtık gözlerimizi bu sabah.
Pazar günümüzü en güzel nasıl değerlendiririz diye düşünelim.
Mmmmm
:))))))))))
Uyuyarak tabiiki 
Ne derler?
"Rüzgarlı günün kuytusu yağmurlu günün uykusu tatlı olurmuş..."


Fırat Tanış...
"Her damla nasıl tutmuş elinden zamanın..."
diyor...
Dinleyelim...