Daha dün gibiydi şehre gelişi.
Çocuklarının elinden tutmuş, eşinin koluna girmiş.
Bu güzel ailenin mutlu bir hayat için adım atışları daha dün gibiydi.
Mutluluk dedi içinden sen neredeysen oraya gidiyor aslında. Sen mutluysan hayatın da mutlu geçiyor ama sen mutlu değilsen, her şey sana bir bir dert oluyor. İnşallah mutlu olurum dedi sessizce ve bakışlarıyla oğlunu da süzüp iç çekerek geçirdi aklından bu düşüncelerini 'umarım mutlu oluruz.'
Bir anda
-Anne hazır mısın? diyen sesiyle irkildi oğlunun.
-Hazırım annem.
Annem derken bile içinden evladına karşı hissettiği sevgi, şefkat ve gurur ete kemiğe bürünmüş görünüyordu sanki.
Sağına soluna baktı 'eksik bir şey var mı hımmm yok tamam annem gidebiliriz.'
... 'Bavullar aslında ne çok şey taşıyorlar sadece içinde görünenler mi? Hayır zahiri de de ne yükler var bu bavulların içinde. Umutlar, düşünceler, hüzünler bir bavul ne kadar sağlam olmalı ki bu kadar çok şeyi taşıyabilsin?...' Sonra bavullar sessiz arkadaşlarımız değil mi bizim? Onlara ne kadar çok yük yüklersek yükleyelim hiç karşı gelmeyen, vefakar arkadaşlarımız değiller mi? Nereye çeksek oraya gelirler hiç sesleri de çıkmaz üstelik...
Aslında farklı bir ülkeye yerleşmek heyecan veriyor olsa da dil bilememek, kültür, yaşantı büyük bir sorun olarak çıkıyordu karşısına. 'Bakalım uyum sağlayabilecek miyim? Komşularım olacak mı? Alışverişe çıkabilecek miyim? Pazarda sebzeleri elimle seçip alabilecek miyim? Pazarlık edebilecek miyim? Hem bakalım pazar yerleri falan var mı? Offf...Gitmeye karar verirken hiç bunları düşünmemiştim bennnn... Özlerim ki ben buraları, sabahın ilk ışıkları odama girerdi, kahvemi alıp yola bakarken hep müzikle kendime gelirdim. Televizyonu açıp benim insanlarımın hikayelerini dinlerdim. Şimdi o ülkede var mı ki öyle programlar? Hem nasıl anlayacağım? Dilleri başka, duyguları başka. Bağrışı, çağrışı, kavgası bile bir başka olur benim ülkemin. Toprağına düşen yağmurun kokusu buram buram ciğerlerime dolardı. Beş vakit okunan ezan sesi ne hasret kalacağım duyamayacağım bundan böyle... Simit kokusu ne olacak ya?Üstelik ben simit yemeyi de çok severim!!!...'
İçinden geçen bu cümleler sanki yüzünden okunuyor gibiydi. Şimdiden ülkesine, yurduna hasreti başlamıştı işte. Her ne kadar kızsa da baştakilere 'insana değer vermiyorlar başka yerlerde yaşamak lazım' diye zaman zaman söylense de... Yüreğinin sızladığını hissetti.
Bir an gitmek istemediğini düşündü. Sonra hemen bu düşüncelerinden sıyrıldı 'yok yok gitmeliyim. Tebdil-i mekanda ferahlık var. Çocuklarımın yanında olmalıyım... Hem yeni bir ülke demek yeni bir hayat demek, yeni bir yaşantı, yeni umutlar demek... Dil de öğrenebilirim bu arada.'
Bindikleri takside çalan müzik de durumu anlatıyordu aslında...
Bu ikilemler içinde havaalanına vardılar.
Biletler, pasaportlar, bavullar, kontroller uzun çok uzun bir yolculuk...
Koltuklarına oturup kemerlerini bağladıklarında:
-Anne ne düşünüyorsun?
Dedi oğlucuuu...
-Hiiiç!
Dedi.
-Hiç bir şey. Heyecanlıyım sadece...
Gülümsedi
-Yarın sabah varırız göreceksin bak oraları görünce sen de çok seveceksin!
-İnşallah dedi.
Yine düşüncelere dalarken bu kez güzel şeyler aklına gelsin diye dua etti. Ne de olsa uzun bir "yolculuğa hazırlık dönemi" geçirmişti. 'Biraz uyumazsam ne bu yol bitecek ne de zaman geçecek.' diye düşünürken esnemeye başladı. Yanına güzel bir kitap almıştı ama galiba okumaya başlamadan uyuyakalacaktı. Ve öyle de oldu.
-Omuzuna dokunan bir elle gözlerini açtı. Oğlucuuu pijamalarını giymiş:
-Anne saatlerdir koltukta uyuyakaldın uyan hadi yerine git!.
-Geldik mi?
-Nereye?
Nereye kelimesiyle kendine geldi. İçinden derin bir ohhhh çekti. Rüyaymış...
Yeni yerleri görmeyi çok istemesine rağmen korkuları rüyasında bir bir dile gelmişti. :))))
-Ohhh... Rüyaymış...
Elbette gezmeyi, görmeyi, fotoğraf çekmeyi çok seven birisi olarak çok cazip bir şey böyle bir yolculuk ama yerleşmek zor olsa gerek...
:)
-------------------
Nasıl ağladığın değil, neye ağladığındır önemli olan. Ağlasan da ağlamasan da uğruna ağladığın insan değişmez; çünkü senden akan gözyaşı onda hiçbir şeyi temizlemez.
…Ama dedi biri, hesapta ruhun, tanışını bu dünyada hiç bulamaması, ona rastlayamaması var. Diğeri, buldum zannedip de yanılmak var, diye ekledi. Bulup da tanıyamamak var, dedi biri. Ve ki bulup da onun tarafından hatırlanmamak var, diye tamamladı diğeri.
Acılar, kayıplar, sorunlar, yersiz-yurtsuz ve yokluklar içinde yaşıyorlar diye içimin gittiği insanlar vardı. Çok üzülerek hallerine isyan ederek yaşadıklarına şahit oluyordum....
Ve fakat bugün...
Evet bugün hiç olmadığı kadar korkuyorum...
Evet bugünü, dünü ve son bir kaç günü anlatan en net fotoğraf bu sanırım.
Sanki birileri başlama düdüğünü çalmış gibi aynı anda başlayan olaylar, ülkede meydana getirilmeye çalışılan kaos ortamı...
Olayların başlayacağını anlamazlıktan gelen, sadece kendini düşünen yetkililer...
Benim her sabah penceremden gördüğüm manzara aynı işine gücüne yetişmeye çalışan insanlar, arabalar, toplu ulaşım araçları.
Ama bu aralar ortam aynı mı?
Keyif aynı mı?
İçtiğim sabah kahvemin tadı pek yok bu sabah.
Huzurumuzu yeniden istiyorum.
Sokağa çıkan birinin ardından endişe etmemek istiyorum.
Sınır komşularımızın huzurlarının da sağlanmasını istiyorum bu hale gelişteki en baş sebepleri belliyken hemen bir kaç yüz metre ötemizde bulunan yangının benim cennet vatanımı da yakmasını istemiyorum.
Bu ülke bizim, hepimizin barış içinde yaşamak varken neden, neden bu kaos?
Zaten iklim koşullarının değişimi yüzünden zor yılların yakın olduğu şu dönemde insanların kudurup, kudurup sağa sola acımasızca saldırmaları, ateşler yakıp havai fişek atmaları büyük kötülük benim yurduma.
............
Atatürk büstlerine, heykellere saldırmaları çok acı çok...
Umarım bir an önce sonlanır, umarım huzur bir an önce ülkeme ve komşularıma gelir.
"Bir daha asla göremeyeceği birine kırık dökük kelimelerle anlatılmış kırgınlıklar... Kalbin mucizesi olduğunu henüz söyleyemediklerim..." Nazan Bekiroğlu...
Yeni keşfettiğim bir programla uygulama-alıştırma yapayım derken bloguma gelememişim..
:)))
Bilgilerimde çığır açacak bu program.
Bilenler biliyordur ama ben yeni öğrendim...
:)))
Yaşasınnnn...
Bayramın ikinci gününü idrak ettiğimiz şu günde her şey gönlümüzce olsun...
Günler nasıl geçiveriyor böyle?
Bayramın ikinci günü oldu bile...
Hatta:
-Anne benim onbir ayım kaldı gitmeme...
Diyen oğlucuuma bir bakışım vardı...
Hani bir yıl değil, on bir ay biliyor musunuz?...
:...........
Yutkunamamanın verdiği tıkanıklık gibi...
:......................
:.....(
Gibi...
Neyse Allah sağlık, huzur ve iyilik versin.
Olsun onbir ay da geçer, onbir yıl da, olsun ne yapalım sağlık olsun...
:.)
:)
Selamlar, sevgiler efenim benden...
Ne güzel söylemiş Ayten Alpman o eşsiz sesiyle.
Dinleyelim ben kahvenin o enfesss kokusunu ala ala dinliyorum önerimdir...
Hepimize mutlu, huzurlu, sağlıklı bayramlar olsun.
Eski bayramlar güzeldi.
Bayramlar şimdi de güzel.
Sadece kayıplarımızın özlemi ve acısı oluyor içimizde.
Bence "Nerde o eski bayramlar?" diyenler de
özlemleri ve kayıpları olduğu için böyle söylüyor.
Sabah Bayram namazını kılıp, kabir ziyaretini yaptıktan sonra elinde bir tabak kaymak ve bolca simitle eve dönen babam, kahvaltı hazırlanmış, çayın demlenmesi beklenirken simitlerin kokusuyla birlikte eve giren bir 'güven kokusu', 'baba kokusu'...
Evet bayram deyince aklıma geliveren ilk şey bu.
Güzelce giyinilmiş, hazırlanılmış mutlu bir şekilde evde bir 'Bayram Havası'...
Eller öpülür üçgen mendiller içindeki harçlıklarımız annem tarafından bize verilir...
Çok değildi ama şeker alacak kadar, harçlıklarımızla birleştirecek kadar olurdu ancak bu aldığımız bayram harçlıklarımız. Adı üstünde bayram şekeri, bayram mendili, bayram harçlığı...
Ve kahvaltıya geçilirdi...
O çayın lezzeti, kaymağın, balın simitlerin lezzeti eğer bayram kurban bayramıysa taze kavrulmuş soğanlı ciğer kokusuyla birleşir tadına doyulmaz bir gün yaşanırdı.
Ve kapının hiç kapanmaması gelir bir de aklıma...
Gelen akrabalar, eş dost misafirler biri kalkmadan bir diğeri bayramlaşmak için eve gelen insanlar...
Mis gibi geçen bir bayram.
İşte bugün bayram hala elini öpeceğiniz büyükleriniz varsa lütfen öpün, koşun onlara...
Ben biraz sonra anacııımın elini öpeceğim uyanınca kuzularım da benim elimi öpecekler...
Artık üçgen mendil yok harçlıkları doğrudan verilecek ellerine.
Çevreniz bugün kalabalık olabilir. Kardeşler, komşular, arkadaşlarla biraraya gelip sohbet yapabilirsiniz. Bugün sözlerinize biraz daha fazla özen gösterin. Sizden güzel sözler duymak isteyenlere istediklerini verin. Rahat olun ve gülümseyin. İnsanlardan da aynı şekilde karşılık alacaksınız. Sen de beni naapmışsın? Sanki sürekli somurtkan mıyım ben? Hep güler yüzlü olmaya, özen gösteririm... Aşkolsun Akrepçim. :/
Taş topluyordu.
Kırgınlıkları vardı...
Kırıklıkları...
Topladığı taşları atacağı insanları vardı...
Hepsini de fırlatıp atmak istedi bir anda
-Keşke...
Dedi.
-Keşke hepsi de yerini bulsa...
O kadar da büyük değildi taşlar.
Minik minik, küçük küçük...
Yine de insanlarda biraz iz bırakmak istiyordu.
Eteğindeki taşları atarak bırakacağı bir iz...