Bugün bloguma daha doğrusu evime gelebilmem bu saati aldı. Yok artık hatta yuh artık diyeceğimiz bir gün yaşadım. Sabah sabah hastaneye koşar adımlarla gittim. Evden çıktığımda saat 06:45 Gidip erkenden sıraya girdim kanımı verdim. Ki doz ayarlaması yapılacak vakitlice ilacımı içeceğim. 2 bardak çayla birlikte yarım paket mavi yeşil bisküvimsi bir şey toplamda 3 tane yedim gün boyu yemek yemeye dahi gidemedim. Girdim sıraya 13:30 da gittim ki doktora bir de ne göreyim? Tahlil sonucum çıkmamış. Benimle birlikte 2 kişinin daha çıkmamış. Hemen gittik nedir bu dedik? Onların kanları çalışılıyormuş benim ki yok. Alınan kan kayıp saatlerdir bekle. Akibeti belirsiz olsun yeniden kan ver yine bekle. Biraz ciddiyet, biraz da insaf lütfen. Kayıp mı? Atıldı mı? Kırıldı mı? Döküldü mü? Yok. Hemşire panik oldu. -Kim aldı kanınızı? -E siiiizz... Apar topar bulun benim kanımı nerdeyse derken hemen bir daha alacağız dedi ve aldılar. Artık kan verirken canım yanmıyor da beklerken hele de böyle fuzuli yere beklerken çok canım yanıyor. Yemin ederim hastane benim ömrümü yedi. Evet iyileşmem için benim takip etmem gerekiyor da. Yemin ederim bıktım ve yoruldum. Hacettepe Üniversitesi. Güzide bir hastanesiniz tamam da bu mağrur, bu en iyi benim tavırları yakışmıyor sana. Hastalar fazla geliyorsa bakma... Neredeyse bizleri kovalayacaksınız. Gidin gelmeyin diyeceksiniz. İnsaf artık. Hiç bir yere şikayet etmedim ama bugün gerçekten daha fena hasta oldum. Ellerim titriyor, sesim titriyor, çenem titriyor. Hala sinirimden naapacağımı bilmiyorum. Öldüm, bittim, çoook çok yoruldum. Dişlerimi istemsiz sıkmaya başladım.
Emlak piyasası son zamanlarda dünya dışına taşındı. İspanyol bir kadın güneşin üzerinde arazisi olduğunu iddia etti ve kendisine ait olduğu güneş ışıklarını satmak istedi...
Bu onun adını ilk duyuşumuz değil aslında. Kendisi 2010 yılında güneşin sahibi olduğunu ve güneş enerjini kullanan herkese dava açacağını açıklamıştı; ve evet, çok ciddiydi.
:))))))))))))))
Kafayı yemiş desem çok kabalaşmış olur muyum bilemedim ama hakikaten yemiş...
Üç katlı, her katta beşer oda, her odada dolaplar, çekmeceler, güzel güzel eşyalar, perdeler, koltuklar. halılar.
Dolaplardan giysiler çıkıyor, bazı kullanılmayan eşyalar çıkıyor...
Hayrolsun inşallah.
Pencereden bakıyorum kar yağıyor 'Haziran' ın 4. günü bugün kar yağışı da nedir bu kadar yoğun nasıl yağar?' Diye düşünürken bir de bakıyorum birileri geliyor eve.
Bu evin sahibi çok yaşlı yaşlı bir hanımmış.
Onun hatıralarını karıştırmışım meğerse.
Hiç sesini çıkarmıyor sallanan sandalyesine oturuyor.
Ben de oradan ayrılıyorum.
***
:)))
Nasıl ama film gibi bir rüya olmamış mı?
Bu aralar ilaçların sayesinde sürekli uyuyor, film tadında rüyalar görüyorum.
Hayırdır inşallah...
:)))
Belalı iştir yazmak. Belalı ama tatlıdır da. Savaşımdır özünde. Aynı zamanda kendi kendinle konuşmaktır. Bir yerde vazgeçilmez bir tutku, yaşamaktır da. O nedenle yazdıklarım sonsöz değildir, ama benim sonsözlerimdir.
Yaşamın katmanlarını görmek, anlamını, değerini bilmek, öğretmek, bütünü var eden ayrıntıları tespit etmek, yaşamdaki güzellikleri herkesin tatmasını istemek, anlamak, algılatmak, evrensel değerlerin yerleşmesini sağlamak, bizlerden sonraki kuşakların mutluluğunu kurmak, kendi deneyimlerimizin, acılarımızın, bozgunlarımızın varsa başarılarımızın, sevinçlerimizin yorumunu yapmak, insanoğlunun güzel yarınlarının düşüncede, duyguda, bilinçte ilk çiçeklerini açtırmak… Budur yazdıklarımın anlamı, varlığımın önemi.
Her yazı bir düşünce topluluğudur aynı zamanda. Sessiz kalmamanın, kaçınılmaz tepkinin, çığlığın adıdır. Öfkenin de tanımıdır. Saftır, samimidir, art niyetsizdir.
Artık yok...
Keyifli mis gibi kokan bu güzel tat artık bana yok.
Bazılarının dediği gibi dokanıyor.
Mis kokulu neskafe de yok.
Çay var Allah' tan ama o da çok fazla içmemek kaydıyla...
:/
Bu pek keyifli değil ama işte öyle...
Nerdeyim Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim Para bozduranların az çok bildiği Adres soranların gene bildiği Bir sokakta bir aşağı bir yukarı Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği Amansız bir güceniğim.
"Bir akşam-üstü pencerenden bakıyordun Ağır ağır, yollara inen karanlığa. Bana benzeyen biri geçti evinin önünden. Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya. O geçen ben değildim. Bir gece, yatağında uyuyordun.. Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya. Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan, Ve karanlıklar içindeydi odan.. Seni gören ben değildim. Ben çok uzaktaydım o zaman, Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebebsiz ağlamaya. Artık beni düşünmeye başladığından Bıraktın kendini aşk içinde yaşamaya.. Bunu bilen ben değildim."
Hatta yuh artık...
Almanya' da 65 yaşında bir kadın dördüz bebek sahibi olmuş...
:)
:)
Ayyyy... O bebekler büyüyecek de, yürüyecek de eheeeeyyy...
..............
O çocuklar büyüdüğünde on yaşına geldiğinde anne yetmiş beş yaşında olacak...
..............
:))))))))))))))))))))