Ben senin sınırlı gövden ile beni sonsuz sarmanı diledim. Uykum seninle kışın kolları arasında devrilerek dönerek tamamlansın, içimde kuzeyin kuşları sussun istedim. Kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini, çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili hatırlamak için beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda durup yalvardım: Beni bu siyah boşluğun içine bırakma, derin bir zaman istedim senden, ama bana onu verme!
Karlı, kışlı soğuk havaların kol gezdiği günlerdeyiz.
Ben şahsen karlı havaları severim fakat dışarıdaki canları düşündükçe içimi bi huzursuzluk kaplar.
Elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
***
Ve son zamanlarda kafamı, hatta bir çoğumuzun kafasını oldukça meşgul eden bir konu var.
Aralık ayının başlarından beri Müge Anlı' nın programında işlenen konu bütün izleyenleri olduğu gibi beni de çok etkiledi.
Bizim yaşlarda olanlar hatırlar.
Arabistan' da 1990 yılındaki Mekke' de meydana gelen şeytan taşlama faciasını.
Çok sayıda binlerle ifade edilen hacı adayı ezilerek vefat etmişti. Ve cenazeleri gelememişti yurda.
Pek çok Türk hacı adayı da vefat etmişti.
Onlardan biri de Batman, Beşiri' li Fahire Kara...
Eşi öldüğünü zannederek kendisi de yaralı haldeyken dönüyor yurda.
Dile kolay 26 sene...
Kadıncağız ölmemiş ama pek çok kez sanırım ölmüş olmayı istemiştir.
Yaralanınca orada çalışan bir temizlik işçisi
(Pis, lanet, fırsatçı ahlaksız.)
Evine götürüp yıllarca kapatıp hiç bir yere çıkarmayıp 3 çocuğu oluncaya kadar da hapis tutmuş kadını.
Resmen köle etmiş kendine.
Modern çağda olur mu böyle şey?
Oluyor işte.
Pasaportunu yakmış.
Engelli olan ilk eşinin kimliğini kullanmaya zorlamış.
Bunları nereden mi biliyoruz? İzleyin Müge Anlı' nın programını görürsünüz.
Yıllar sonra kadıncağızı artık dışarı çıkarıp Türkçe bildiği için ve Türk hacılara satış yapması için serbest bırakmış. Ve Fahire Anne her gördüğü, göğsünde Türk bayrağı taşıyan her hacı adayına başına gelenleri anlatmış.
2005 den itibaren de kutsal topraklara giden pek çok kişiye anlatmış başından geçenleri.
Kimi inanmış, kimi rehberleri inandıramamış ve pek çok kişi elinden geleni yapmaya çalışıp hiç bir şey yapamadan beklemiş.
En son 4 ay önce hacdan gelen birisi tesadüfen gittiği bir cenaze merasiminde konuyu duyuyor ve ben Mekke' de böyle bir kadınla konuştum üstelik o sana o kadar çok benziyordu ki ölmemiş yakınınız yaşıyor diyor.
Böylelikle aile 12 çocuğu. 9 kardeşi inanıyor ve programa katılıyor.
Oyyyy Allah' ım bu bir mucize 26 yıldır ölmüş bilinen bir kadın yaşıyor ve kendiyle ilgili bilgiler veriyor.
Ve buna pek çok kişi şahit oluyor.
Tabii Arabistan şartları bizim ülkemizin şartları gibi değil ki. Bunun için Atatürk' e ne kadar dua etsek, minnet ve özlemle ansak azdır biz kadınlar olarak.
Hiç bir polise anlatamamış kadın çocukları olduğu için de kimse yardımcı olamamış dahası inandıramamış.
Artık konu duyulduktan sonra İnterpol tarafından da sarı bültenle aranan kişi oldu Fahire annemiz.
Geldim,gitmelere bekle diyerek. Attım valize birkaç kırgınlık, Bir iki vefasızlık. Bir kaç acı söz, Benim hatırladıklarım. Bir kaç iyi söz, Senin unuttukların. Geride kalan ne varsa; Boğazın sularına serdim. Geldim,korkma aç kapıyı, Sende kalmaya değil; beni almaya geldim.
bir masal bir taş ağırlığında olabilir mi? olurmuş meğer. birlikte bir masala inanmak istedim ben seninle, sadece bu. sen beni tek tek tek bıraktın. benim artık taş taşıyacak, taş kaldıracak, taş atacak halim mi var!
Ben bu şarkıyı paylaşınca kar yağdığını ve pencereden seyretmeyi çok sevdiğimi anlatmaya çalışırım hep.
Kar yağınca o bembeyaz taneleri görmenin verdiği mutluluk, dışarıda olan canların, evsiz yurtsuz insanların, yurdumu korumak için dağlarda nöbet tutan yavruların neler çektiğini düşününce yerini bir garip hüzne ve karma karışık duygulara bırakır.
mum da benim, pervane de ben, mest-i meyhane benim, âlemin rüsvası benim, divâne de ben.
kadehlerin yâri benim kendinden bîhaber olan ben. âlemin rüsvası benim, divâne de ben.
sahur rüzgarı gibi avare benim aşk ve cünunla yoldaş olan ben hiç bitmeyen, son bulmayan gecenin mumu kendinden habersiz âlemin rüsvası benim, divâne de ben.
ey Rabbim sen duy işit sesimi senin yer ve felek titrtiyor ayaklarımın altında senin ay ve yıldızların yanıyor benim iniltilerime âlemin rüsvası benim, divâne de ben.
ah benim bu düşkün gönlüme bu pervasız gönlüme her vadinin mecnunu gönlüme bu rüsvâ gönlüme ah
ah bu yapayalnız lale çiçeğine hasretlerin acısını çeken gönlüme ah sevda sermayesi gönlüme bu rüsvâ gönlüme ah
pervanenin külüyüm ben, kadehin ciğer kanıyım ben sen şarkıların, ezgilerin canlılığısın ben ise gecelerin âhıyım. âlemin rüsvası benim, divâne de ben.