Bu sabah pencereden bakarken kapının önüne şimdiye kadar hiç karşılaşmadığım yapıda bir kamyon geldi.
Pencereye biraz daha yanaşıp ne olduğunu anlamaya çalıştım.
_Ahahahaaaaa yaklaşınca farklı mı görünecek ki? Benimki de iş._
:)))
Aynen bu fotoğraftaki kamyona benziyordu
Arkasındaki demirlere tutunmuş iki görevlisiyle sanki külkedisi masalındaki kabaktan oluşan arabanın arkasında duran iki muhafız geldi bir anda gözümün önüne.
O nasıl bir havadır bi görseniz.
:)))))))...
Her neyse çöp konteynerinin önünde yavaşladı
Görevlinin biri bir el işaretiyle az önce yavaşlamış olan kamyonu durdurdu.
Bir anda arkadaki kapak yukarı doğru yeni mutfak dolaplarının kapakları gibi açıldı.
A-a
o da ne?
Görevlinin bi tanesi çöp kabının içinden ağzı bağlı bir poşeti çıkarıp yana koydu.
Ben az daha camı açıp bağıracaktım:
-Heeeeyyyy kardeş o çöpü niye kabından çıkarıp da yana atıyosun?
Diye...
:)
Ama adamın derdi içindeki çöp değilmişki.
Konteyneri açılan kapağın önüne doğru yanaştırıp bir düğmeye mi bastı nedir görmedim kamyon bir anda çöp konteynerini yuttu.
Aaaaa noooluyor anlamadım derken kamyonun üzerindeki yazıyı okumak geldi aklıma.
:)))))))))))))))...
Meğersem çöp konteynerini dezenfekte edecek araçmış.
Merakım da gitti böylece sonra foşur foşur temizlenen konteyner oh mis olmuş bi halde çıkarılıp yerine kondu.
İki görevli yine aynı edayla geldikleri demire tutunup bir işaretle yeniden hareketlendiler.
Ben de yüzyıl dursam aklıma gelmeyecek olan çöp konteynerini temizleme ve dezenfekte etme işini birebir, canlı, naklen yayın olarak görmüş oldum.
Eveeeeet bugün farklı bir aydınlanma yaşadım.
Tekrar ve tekrar mutlu akşamlar efenim...
:))))))))))))))...
***
Erkin Koray o eşsiz yorumuyla söylüyor...
"Çöpçüler..."
(Ayyy yazık kör olmasınlar yaaaa. muhafızlarımız pek havalıydılar.)
Yanmamı bekleme benden Ben ne çok yandım, biliyorsun. Yanamam ben yanamam yanamam küllerim uçuyor. Rüyamda sapladığın jiletler etimde Kanamıyor acımıyor. Acımıyor Bu dünya buz, bu buzzzzz zzzzzzzzzzzda Hiç bir şey acımıyor.
2 si...
Aman Yarabbi geliyor yine 14 Şubat.
Reklamlarda kendini hissettirmeye başladı sevgililer günü.
Kuyumcu reklamlarından geçilmez artık...
:/ :/
:/
Allah kimseyi düşürmesin diyerek dua ettiğim Ulucanlar Cezaevi' ni dün gezdim.
Dünkü soğuk havanın etkisi de vardı elbette ama içimin titremesine, gözlerimdeki bakışların donup kalmasına engel olamadım.
Her yerde fotoğraf çekmeyi hatta paylaşmayı çok seven ben; çevremde kameralara sırıta sırıta poz verip, mahkumların bire bir kullandığı eşyaların arasında sanki çok sıradan bir şeymiş gibi gezen insanlara hayretle bakıp sadece nasıl bu kadar duyarsız olabildiklerine anlam veremediğim için hiç fotoğraf çekmedim hatta telefonumu çantamdan bile çıkarmadım...
Oradaki duygu yoğunluğunu hiç bir fotoğraf anlatamaz bence.
Ben senin sınırlı gövden ile beni sonsuz sarmanı diledim. Uykum seninle kışın kolları arasında devrilerek dönerek tamamlansın, içimde kuzeyin kuşları sussun istedim. Kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini, çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili hatırlamak için beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda durup yalvardım: Beni bu siyah boşluğun içine bırakma, derin bir zaman istedim senden, ama bana onu verme!