Yine Blog Fırtınası etkinlikleri kapsamında bir deneme: Gün 13. Hep hayalini kurduğunuz evde yaşıyor olsanız nasıl bir şey olurdu onu yazın. Hayal kurmayalı çok oldu. Hep günümüz gerçekleriyle birarada olmak hayal dünyasından uzaklaştırmıştı beni ama bu yazı güzel olacak... Ben de kurdum hayalimi ve yazıyorum başlıyoruz evvet...
Çok yoruldum ama değdi şu göz boncuğunu da duvara takayım tamamdır. Yerleştim artık herkes gelebilir. Şöyle derin bir nefes alıp, ohhh çekip sağıma soluma bakıyorum gözüme takılan bir dağınıklık yok. İkramlarım da hazır... Boya kokusu taze mobilya kokusuna karışmış derin nefes alınca hemen hissediliyor. Ahh kapı çaldı kısa kısa bir melodi ding dong... Hemen açıyorum kapıyı: Buyrun buyrun hoşgeldiniz ... Büyük ve temalı bir sitede benim evim. (Ne kadar da lüks düşkünüsün demeyin sakın bu sitelerdeki düzenlilik ve uyumluluk hali hoşuma gidiyor.) Güvenlikli oluşu da güzel kendimi rahat hissediyorum böyle. Giriş - bahçe katında oturuyorum üst katlara çıkmanıza gerek yok. Dubleks değil yanlış anlaşılmasın üst katlar apartman dairesi. Balkonumdan bahçeye çıkılıyor burayı özellikle istedim pencereme uzattığım hanımeli sürgünleri baharda yatak odasına mis gibi kokular verecek. Gelen geçen komşularımı görüp kahve içmeye kolayca davet ediyorum. Balkonumda ki masanın üstünde çıtır çıtır desenli şık bir örtüm var. çok katlı kurabiye servis tabağım her daim taze kurabiye ve poğaça dolu. Üzeri korumalı tül sineklik örtülü. Elektrikli semaverden çayın hazır olduğunu görüyorum. Şöyle kafamı kaldırıp baktığımda denizin ışıltıları görünüyor. Öyle dereler, sular, süs havuzu, fıskiye sesini sevmem sürekli gürültü bana yorgunluk verir. Kışın bahçemin etrafını kayar camla kapatıp, ısınmasını sağlayacağım bir sistem var. Gerekirse perdeleri de kapatıyorum. Ve güzel bir ışıklandırma yaptırdım. İstediğimde şıkır şıkır, pırıl pırıl istediğimde loş hafiften melankoli. Müzik katkısını da unutmadım. Güçlü ve net ses çıkaran bir hoparlör sistemi ama öyle gümbür gümbür değil ortama küçük aralıklarla yaydım hoparlörleri kısık sesi bile rahatça duyuyorum ama çevreye de rahatsızlık vermiyorum. Mutfaktan bir servis kapısı var rahatça balkona ulaşabiliyorum. Mutfağım çok ferah tam pencerenin önüne köşe takımı yerleştirdim önünde masası olanlardan ama rahat bir köşe burası kitap okumak için de ideal. Ve mutfağımda her türlü konfor var. Yemeklerimi hazırlayıp soframı kurmak; istersem balkonda, istersem içeride hiç sorun değil. Balkondan tam zıt tarafta daire giriş kapısı var. Geniş bir hole giriyoruz vestiyer, ayakkabılık burada dolapların içinde kalsın gözükmesin dışarıdan. Holden içeri girdiğimizde büyük bir salon sade döşedim şık mobilyalarla. Bir köşesine çalışma ortamı hazırladım kendime salondan bağımsız bir bölüm burası. Bir diğer köşesinde ise sinema sistemim var. İstediğim filmleri izleyebiliyorum. Salonum benim yaşama alanım evin en iyi yerinde kendim oturmalıyım. Arkaya doğru beş tane oda var. Hepsi de geniş ve ferah içlerinde banyo ve tuvaleti mevcut. Ben öyle oturma odası ayrı olsun, misafir odası ayrı olsun hiç sevmem. Onun için bu beş odayı da yatak odası olarak döşedim. Çocuklarım için birer tanesi geldiklerinde kalmaları için, bir tanesi anacıım için bir diğeri de misafirlerim için en son kalanını da tabii ki yatak odası olarak döşedim. Bir tarafında giyinme bölümü var. Yerler uzun tüylü bir halı kaplı. Süslü bir yatak örtüsü ve duvarda asılı duran bir cibinlik mevcut üzerinde. Şık detaylar ve taşlarla süslü. Güneş alıyor bütün odalarım sırayla. Yazın klima sistemim rahatça serinletiyor ohh evimdeyim hissini seviyorum. Sitenin yandan yapılan garaj girişi oldukça kullanışlı her daireye 3 arabalık yer bırakmışlar.Asansörle dairelerimize ulaşabiliyoruz. Ayrıca ortak bir yüzme havuzu var çocuklar, gençler anneler babalar rahatça yüzüp dinlenip günün yorgunluğunu atıyorlar. Akşamları istersem kafe kısmına geçip komşularımla sohbet edebiliyorum. Yandaki alış-veriş merkezi ışıltılı vitrinleriyle adeta kendine çekiyor. Bir tanıdık görüyorum yolda havadan sudan, çocuklardan geçmişten söz edip yeniden çarşıların büyüsüne kapılıyorum. Yürümeyi severim ben özellikle sabah yürüyüşlerini. İnsanlar köpeklerini gezdiriyorlar kediler bir taraftan bir tarafa koşturuyorlar. Arabasında sağı solu inceleyip güneşe bile bakamayan, kaşınan burnunu ovuşturan bebekleri seviyorum. Yakındaki yürüyüş yolu kalabalık her sabah güler yüzle selamlaşıp yapacağım sağlıklı kahvaltıyı düşünüyorum yapmak istediğim işlerimi sıraya koyuyorum yürürken. ....... Ve evet gerçek dünya... Buradayım fazla uçmadım geri geldim...
Önce evi temizlettim, taze çiçekler aldım. Uzun uzun, yavaş yavaş yürüdüm. Sporu bırakıp bacağıma iyi davranmaya başladım. Söz dinledim ve doktora gittim. Temiz, hafif, bahara yakışan şeyler tüketmeye, erkenden yatağa girmeye gayret eder oldum. Evden metroya müzik dinleyerek, metrodan işe kitap okuyarak gitme rutinime döndüm. Siklamenleri suladım, Melahat'le kapının önünde oturup, biraz okşamalı biraz tırmıklı akşam muhabbetlerimi aksatmadım. Yeni pastalar için heyecanlı tarifler buldum, yarıda kalmış resimli planlarımı yeniden yürürlüğe soktum. Her gün dönüp ne yaptım diye illa ki bir iki satır yazar oldum. Ve şimdi, bu cumartesi karşısında yapacak hiçbir şeyim yok. İyisi mi müzik açalım: ..Vapurlar yanaşıyor, içinden sen inmesen de..." http://amethystsea.blogspot.com/2019/04/gunler-karsyor-insan-alsyor.html
dönüşüm ve değişimleri yaşadığımız şu güzel günlerde
bir de ev değiştirerek yaşadığım farklı bir evrimle mutlu oldum.
Her şey bir çok olumsuzluklara, ki
insanların zor zamanlarından faydalanmaya çalışan fırsatçıların attığı kazıklara rağmen güzel.
İlk darbeyi evin ısınması mükemmel diyen tanıtım yapan kişiden aldık.
Evin mantolaması (bunu biz böyle söylüyoruz aslı montalama) var dedi aslında yokmuş.
Tabii sırasıyla geldi devamı.
Hiç üzülmeyin ben size evi her şeyi dört dörtlük çalışır vaziyette teslim edeceğim dedi.
Anlaşmayı yaptıktan sonra bir kere bile gözükmedi.
Aman olabilir gelmeyecekse gelmesin işi vardır dedik.
Tabii her şey dört dörtlük çalışmadı.
:/
Kombi olabildiğince sorunlu çıktı.
Bırakın çalışmayı sürekli yapıldı hah tamam dedikten beş dakika sonra söndü.
Yapılması için ev sahibimizin gönderdiği beyfendi iki gün boyunca uğraşmasına rağmen hiç bir şey yapamadı üstüne üstlük işi başkalarına yaptırarak yüklü bir miktar para istedi.
Neticede kiraya sayılacak ama niye böyle olsun ki?
Biter mi elbette hayır.
Kapı kolları bildiğimiz topuzlu.
Bir çoğu bozukmuş yine ev sahibinin talimatıyla yaptırdık gitti adam dünyanın masrafını yapıp malzeme getirdi, işçiliğiyle şusuyla busuyla yine büyük bir masraf talep etti.
Fişi, faturasıyla onu da ev sahibine havale ettik.
İki gün önce başımıza gelen olayla
kapı topuzunun arızasından sonra değişen kapı kollarının elimizde kalması sebebiyle
hepsinin de çin malı olduğunu öğrenip hayal kırıklığına uğramamız bir oldu.
Yine yaklaşık dünyanın parasını bu sefer biz kendi cebimizden vererek yeniden yaptırdık.
İnşallah aldığın para haram olmuştur kendini mobilyacı zanneden pis fırsatçı zıbıdı.
Bunu da demem gerek yoksa sinirimi yatıştıramayacağım.
Taşındığımız gün çöken kalorifer peteğini yapmak için yine dünyanın parasını isteyen komşumuz senin de Allah layığını versin.
Buraya kadar neden bu kadar paradan söz ettin ki Betül sen?
Derseniz bir ev taşıdım sanki cezalı gibi sürekli kazık yedim ağırıma gitti.
Millet kimden ne kadar koparırım diye sırtlan olmuş haberim yoktu bu kadarından.
Zor durumda kalan birinden iç rahatlığıyla bu kadar para yontanlar bilesiniz ki haram ettim
haksız yere aldığınız parayı zehir, zıkkım olsun.
Ohhhh bütün sinirimi biraz olsun yendim.
Siz siz olun aman bir an önce bitsin de sorun çözülsün demeyin en az iki kişiye danışın sorunlu işi.
Damla damla biriktirip, özenle muhafaza edip, içine bir olumsuzluk düşmesin diye her türlü sakındığınız, saf ve temiz hayatınızın hiç büyük bir tepsiye yayılan su gibi olduğunu ve bu suyu tepsiden düzgünce, zayi etmeden küçük ağızlı bir şişeye doldurmaya çalıştığınızı düşündünüz mü? .... Şişeye su koymak gibi... Yerlere saçılan, kah buharlaşan, kah şişeye girmeye çalışan sular... Ne çok kayıplarımız var aslında... Ne çok kaybettiklerimiz bir türlü tutamadıklarımız... Ne çok saçılan damla, göremediğimiz, tutamadığımız, elimizden kayıp giden zerrecik...
Tuttum elini Sıcacıktı Yüreği elindeymiş gibi Götür beni Deli oğlan Sevdiğime yol versin Bu dağlar bu taşlar Rüzgarlı ovalar Dağılan yağmurlar Al yazmam serde Gönlüm başka elde Sevmek dostluktur dilde... Nakışladı kamyonunu Kırmızıdandı yavuklusu Götür beni İstanbullu Annem duyarsa duysun Bizi saklar dağlar Taştan bu ovalar Dağılan yağmurlar hey Al yazmam serde Gönlüm başka elde Sevmek dostluktur dilde Sevgi neydi Sevgi emekti Uçuşan yaprak Boş bir salıncak Senden başka Yok hiç kimsem Düşerim dara İçim yara Gelirim ardı sıra Dön bak bana Yoksan boştur Asya Gelirim ardı sıra Dön bak bana Yoksan boştur Asya... Yoksan yoktur Asya...
Biliyorsun
Hala birine aşık olabilirim
Sana hiç benzemeyen çocuklarım olur
Adının hiç anılmadığı bi hayat kurarım
Hayalimdeki yüzünü eskitir zaman . . .
Biliyorsun
Herkes bir yolunu bulup tamamlanır aslında
Herkes unutur
Babanın cuzdanindan caldigin paralar gibidir bazi şeyler
Belli oluncaya kadar devam edilir
Biliyorsun
Unutabilirim
Zaten ben kimleri unuttum
Onlardan biri olur, hayatimin en kullanılmayan yerine kaldırılır suretin
Tozlanırsın
Üzerin örtülür . . .
Biliyorsun
Seni sevdim
Bir gun kör olsaydinda severdim
Ellerin olmasaydi mesela
Ellerin olmasaydi sen bile kendini sevmezdin oysa
Biliyorsun
Kimsenin tek bi seçeneği yok bu hayatta
Hala seni bana unutturacak insanlar
Taniyabilirim
Baska bi ses kazinir kulaklarima
Biliyorsun
Herkesin kendini kurtaracak bi bahanesi
Var aslinda
Oysa,
Ölene kadar sevebilirdim seni
Eğer biraz yardım etseydin bana
yetimim benim, aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken kapılar kapalı, dünya buzlu cam uyuşmuş gözlerimin önünde hayat akıp gidiyor, hiç kımıldamadan
ikimizin yerine dinliyorum sevdiğin şarkıları siyah tişörtünü giyiyorum yatarken gömleklerini, kazaklarını, kokunu senin rüyalarını görüyorum, ölür gibi uyurken gün boyu elimde kahve fincanı
kapıyı açmıyorum telefonlara çıkmıyorum başını bekliyorum, geleceği olmayan hatıraların
Sevgilim, yetimim benim, nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata öldüğünden haberi yok fotoğraflarının...
Lâl olmuş dilim benim
Sen sor beni dağlara
Sır olmuş sözüm benim
Kulak ver rüzgârlara
Kendinden bul sen beni
Kendinden bil sen beni
İster yüz sür yağmura
İster anlat suya
Kar kapamış yolları
Yola sor, kara sorma
Kendinden bul sen beni
Kendinden bil sen beni
Lâl olmuş dilim benim
Sen sor beni dağlara
Bu dünyanın sarhoşuyum çocuklar gibi
Sev beni anneni sever gibi
Sır olmuş sözüm benim
Kulak ver rüzgârlara
İster yüz sür yağmura
İster anlat suya
Kendinden bul sen beni
Kendinden bil sen beni
Kar kapamış yolları
Yola sor, kara sorma
Dağlara sor beni
Rüzgârlara sor beni
Yollara sor beni
Kendinden bul beni
Yollara sor beni
Kendinden bil beni
Söz: Yıldırım Türker
Müzik: Arto Tunçboyacı
Düzenleme: Arto Tunçboyacı
Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.
kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar. bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. genellikle ne cevap alır? abuk sabuk konuşma! gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.
bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının. yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.
Kadın Susarak Gider! En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir. o gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir. ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir. kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir. her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider. ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır. bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.