Felaket felaket üstüne neler oluyor böyle?...
Çığ altında kalan insanlara yardıma giden askeri ekip de çığ altında kalmış.
Depremlerden zaten beşik gibi sallanıyor ülkemiz.
Bir de uçak düşüp üçe bölündü yardıma giden ekip kaza yaptı.
Uçak kazasında bir kişi öldü...
Tanıtımımı doğru dürüst yapıp düzgünce seri bir biçimde satış yapamıyorum?...
Nedir eksik olan anlamıyorum ki?
Daha naapayım?...
Sinir oluyorum.
Paylaşıyorum çevre yok tamam ama insan bi bakar, iyi kötü bir şey yazar ...
:/
Pelin Pembesi'nden Aldım da Geldim... ----" Sadettin Ökten'in güzel bir cümlesini okudum geçen gün. 'Kalpler bir birinden uzaklaştıkça sesler yükselir, yaklaştıkça fısıltıya döner. Kavgada bağırmanın, sevgide fısıldamanın sebebi budur.' Kalplerimizi birbirine yaklaştırma yollarını bulalım her zaman. İhtiyacımız olan karşılıklı sevgi ve saygının yolu çabadan geçiyor. Herkese mutlu ve hayırlı cumalar !
Buradan da ilan ettiğim gibi Cumartesi ve Pazar günü Aldino Otel'de Tasarım pazarındayız demiştim.
Organizasyonun düzensizliğinden dolayı bugün gitmedik.
O kadar baştan sağmalık ve ilgisizlik had safhadaydı ki.
Sonunda tek günle sınırlı kaldı pazarımız.
...
Yetkiliyle görüşebilmek için türlü bahaneler uyduruldu ama biz kanmadık elbette.
Hiç bir işi hakkıyla beceremeyen yetkili kişinin yanındaki arkadaşları,
yok yoldaydı, ordaydı, burdaydı, telefonu bozuldu gibi uydurma sözlerle dağıtmaya çalıştı fakat görüşünceye kadar kararlı bir şekilde bekleyince baştan ödediğimiz 2 günlük paranın 1 gününü ödemeyi kabul ettirip ayrıldık.
...
Duyurular, ilanlar düzgün yapılmamış Tunalı' nin en işlek yerinde olamamıza rağmen insanların bu pazardan haberinin dahi olmadığı tuhaf bir organizasyondu işte.
Neyse efenim. Umarım bir daha böyle bir şey yaşanmaz ve az buçuk umudumuzun olduğu şu tasarım pazarından hayal kırıklığıyla ayrılmayız.
Üzülme! Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın. Üzülme!
Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.
Üzülme!
Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki...
Üzülme!
Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki... Gözden çıkarmamış olmalı seni. Üzülme!
Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.
Üzülme!
Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki... Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.
Üzülme!
Seni bir "İşiten" var. Seni senin kendini bile sevmenden önce O sevdi seni. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.
Üzülme!
Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin? Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.
Üzülme!
O'nun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan gözleri yaşlar içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: "Lâ tahzen, innAllahe meânâ."
Üzülme!
Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. "Rabbin sana küsmedi ki..." Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. "Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki..."