6 Ocak 2021 Çarşamba

İyi Geceler...


Hepimize...
Müziğin güzelliği ve canlılığıyla her şey gönlümüzce olsun...


Fikrimin İnce Gülü...
Çok güzel dinleyelim.
Gecemize huzur gelsin.

4 Ocak 2021 Pazartesi

Murathan Mungan' dan...

 YALNIZ BİR OPERA


ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki
gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin


Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu

Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.

Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını


Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
kalmıştı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.

Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. 

Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

      kış başlıyor sevgilim
      hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
      bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
      oysa yapacak ne çok şey vardı
      ve ne kadar az zaman  
      kış başlıyor sevgilim
      iyi bak kendine
      gözlerindeki usul şefkati
      teslim etme kimseye, hiçbir şeye
      upuzun bir kış başlıyor sevgilim
      ayrılığımızın kışı başlıyor
      Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...

Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
çağrışımlarla ödeşemezsiniz
dışarıda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla

Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saatin tiktakları
kaplar tekin olmayan göğünüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara
boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
alınmaya
kendimizi hazırlar gibi
yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar


denemeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar


Bana Zamandan söz ediyorlar
Gelip size Zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
Zaman
Alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
yerlerden
bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
Bitmişsinizdir.

Zamanla  yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini  
kazanır. Yokluğu derin  ve sürekli bir sızı halini alır.

Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır


ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir ise yaramadıysa
Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda


Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her çağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
unuttuklarını hatırlamaktan
uzak uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocuklarla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı. bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
Aşk... Bitti. Soldu şiir.
Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden


Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani çoğalarak
tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
panayır yerleri... panayır yerleri...
ölü kelebekler... ölü kelebekler...
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
Adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BİRAZ GECİKİLEN
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey

şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden


Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüre


Murathan MUNGAN


Birhan Keskin' den...

Ağaç anlatabilir kendini yağmura,

hiç değilse fısıldayabilir-bunu biliyorum.

Kuş nasıl tarif edecek; konsa yeryüzünde av,

uçsa bir ömür boynunda vebal.

Ve kimim ben, düşe kalka dolaşan

yorgun ruh, dolaşık gönül, som gurur?

Ve kim, beni omzumdan öpüp o siyah

yolculuğa çağırır?

Bilenler Bilir...


Gece gece fotoğrafını gördüm canım istedi.
Bizim evimizde çok yapılırdı eşsiz nefis tavuk suyu ile,
 altın rengi çorbası olan arabaşı seramonileri pek bi hoş olurdu...

Gündüzden evin annesi
 sobanın üzerinde çok büyük bir zevkle arabaşının hamurunu yapar,
 karıştıra karıştıra koyu muhallebi kıvamında pişirir,
soğuk ve tabanı ıslatılmış geniş çinko tepsilere döker,
soba kurulmamış, camları desen desen buz olan odada soğumaya bırakır.
Büyüklerin bir arada mutlu olduğu, 
çocukların neşeyle ordan oraya koşturduğu gecede 
bütün ikramların bitiminde gece yarısına doğru artık arabaşı vakti gelmiştir.
Dışarıdaki tepsi evin babası tarafından dikkatlice baklava dilimleri şeklinde kesilir.
En büyük nasıl olabiliyorsa öylesi makbuldür. :)

Soğuk, karlı kış gecelerinin,
 akrabaların, tanıdıkların bir araya geldiği uzun kış gecesi sohbetlerinin,
 en koyu anında dışarıdan kocaman bir meydan sofrası gelir. 

Sofranın ortasına konan tepside,
 en ortadaki çinko çorba tası içinde
kaynar tavuk suyu çorbası olur.
Arabaşı çorbası bizde unsuz, salçasız tereyağlı, bol acılı ve limonlu hazırlanır.
Arada da ince iplikler halinde tavuk ya da hindi eti vardır. 
Ama boğaza takılmayacak şekilde hazırlanır.
Ve illaki de kaynar olacaktır. 
Soğuk arabaşı dilimleri çok çabuk soğutur çorbayı çünkü.
Mis gibi kokardı o çorba missss...

Küçükken yutamazdım çiğnerdim ve o tatsız tuzsuz hamuru yemeye çalışırdım.
Oysa ki gerçek tadını biraz daha büyüyüp de yutabilmeye başlayınca aldım.
Babamın yuttuğu dilimler büyük gelirdi ben nispeten küçük dilimler halinde yutardım. 

Aaaahhhhh anacıııım ah...
Ahhh canım babacııım ruhunuz şaad olsun.
Bizlere ne güzel adetler göstermişsiniz, yaşatmışsınız.
Amcalarım, annelerim (amcalarımın hanımları ismiyle söylenen anneydi bizde)
kuzenlerim ne güzel geceler geçirmişiz.
Şimdi gurbet ellerde zaten azaldıkça azaldı görüşmelerimiz
 bir de bu pandemi belasıyla kapı dışarı çıkamıyor, 
kimseye buyurun bize gelin diyemiyoruz.
Nasıl yalnızlaştık, nasıl sarılmaya bile hasret kaldık böyle
 yemin ederim katıla katıla ağlamak geliyor içimden.

***

Eski günlerimizin güzelliklerine bir an önce dönebilmemiz ümidiyle
sevgiler, selamlar iyi gecelerimiz olsun...

İyi Geceler...


Hepimize.
Güzeller güzeli bir çiçek fotoğrafı bayılıyorum ben çiçeklere...
Çiçek desenleri çizmek, çiçek modelleri örmek,
çiçek broşlar, takılar yapmak harika bir şey.

***

Şu taşınma işimiz bitsin hayırlısıyla porselen çiçek işine de giricem sanırım.
Herkese hepimize güzel bir hafta olsun.
Bana da şans dileyin canlarım.
Gönlüme ve keseme göre bir ev bulayım İstanbul'dan...

 

31 Aralık 2020 Perşembe

Evet...

 

Aslında 2020 nin bi suçu yoktu.

O da her sene olduğu gibi çıkıp gelmişti. Yaşananlar kötüydü sadece o kadar. Saçımı kendim kesmeyi öğrendim bu yıl, çocuklarım için Maaşallah başarılı bir yıl oldu. Ama annemciimi kalp kriziyle, teyzemi ve dayımı da covit le kaybettim. 2021 bol şansla gel lütfen.
Buna çok ihtiyacımız var bütün dünya olarak...

Ve...


Gidiyorsun 2020 seni tarih ne şekilde yazacak bilmiyorum ama inşallah bir daha benzer olayları yaşamayız.
Mutlu, sağlıklı, bereketli daha nice yıllara tüm dünyamız olarak kavuşalım inşallah. 
Sevgi, selam ve selametle...

***

Ve güzel bir şarkı dinledim dün akşam...


İkilem' den...
"Bir Sebebi Var..."
Dinleyelim herkese hayır ve uğur gelsin...

29 Aralık 2020 Salı

27 Aralık 2020 Pazar

Biraz Şaşkın, Biraz Ümitsiz...

 


Sabaha karşı vefat eden dayımın haberi üzerine bu yıl üç kardeşin üçünün de gitmesi çok üzdü.
 Allah yattıkları yerde rahat ettirsin.
Hastalıklar, hastalıklar ardı ardına yaşadığı sorunlar ve bu sabah veda...
Hepsinin de alın dünya sizin olsun ben gidiyorum der gibi bırakıp gitmeleri insanın içini burkuyor. 
Büyük teyzem 8 yıl olmuş, annem 9 ay,  küçük teyzem 1 ay ve bugün dayım Allah kabrinizi nur etsin has yerlerde kavuşun inşallah.

İnsanların bu yılı unutamayacağı kesin çünkü bir çok eve düştü acı alev alev.

***

Hava dışarıda bahar gelmiş gibi.
Yemek masasının üzerindeki orkidelerimizin tomurcuklandığını görüp hevesle hepsini kontrol ettim.

Yılbaşı gelmiş neredeyse tepe tepe kar olacağı yerde balkonda otursak oturulacak gibi güzel bir hava insanın gamını kasavetini alıyor, bitkinliğini alıp götürüyor sanki.
Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe...

***

Güzellikler hepimizle olsun.

İyi Geceler...


 

26 Aralık 2020 Cumartesi

Gecenin İç Ferahlatanı

 


Kalbim...

Kütküt atıyor, elim ayağım titriyor...

Daha kendime gelemedim.

Sinirlerim bozuldu. Niye diye sormasın kimse.

Kendiliğinden oldu.

Geçer şimdi geçer, geçer...

25 Aralık 2020 Cuma

İyi Akşamlar...

Bir kaç gündür İstanbul' dan ev bakıyorum...

Maalesef hiç bir kategoriye uymuyor baktığım evler.

Ya çok pahalı, ya çok bakımsız, ya çok olmayacak bir yerde ya da çok minik... :(

Hofffff...

Yardım et Allah' ım... 

24 Aralık 2020 Perşembe

İstanbul ...

 Bekle bizi geliyoruz...

:)

Günaydınlar...

 



Ankara' mıza karlar yağmış. Özlemiştik kar seni, nerelerdeydin?
Bugün 24 Aralık ve ilk kar yağdı. Dün gece çok çok soğuktu belliydi ama hep oyun oynuyordu.
Yağacak gibi olup bir türlü yağamamıştı.

:)

Hoşgeldin kar...
Hoşgeldin kış...
Ve hoş geliyorsun 2021 hadi bakalım güzelliklerle gel lütfen üzme, kırma, yorma bizi.
İnsanlar yenilikleri ve yeni yılları sever lütfen sen de bizi sev...

:)


Cem Adrian...
"Sen Gel Diyorsun Öf Öf..."
Değişik ses rengiyle kalpleri fetheden Cem Adrian çok güzel söylemiş dinleyelim...

22 Aralık 2020 Salı

Ahmet Arif...

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Mustafa Sağyaşar - Hicranı açmıştır sînede yara ( SABRET GÖNÜL )

Dostoyevski' den...


 

21 Aralık 2020 Pazartesi

İyi Bir Hafta...


Bizlerle olsun.
Yoğun bir gündemle başladık günümüze ama benim gündemim azıcık daha değişik.
Neyse bakalım biraz daha çiçek yapayım ben.
Her şey gönlümüzce olsun...

 

20 Aralık 2020 Pazar

Şeb-i Yelda...

 


Goethe' den...

 

Pazar Pazar...


Nereden geldiyse aklıma bu oyuncak bebek dün akşam fotoğrafını bulup kaydedip yatmışım.
E bugün de onunla ilgili bir yazı yamak şart oldu tabii ki.

:)

Ben akran olup da bu bebekten olmayan yoktur sanırım. 
Baya basit bildiğimiz naylon bebek...
Kalitesiz bir plastikten yapılan saçları bile aynı plastik üzerinde kabartma şeklinde olan, kaşı, gözü, dudakları bir boyayla sabit naylon bebekten bahsediyorum.
Ne giysiler giydirirdim, ne kundaklara sarardım aaahhh ah.
Bir tane bebeğim vardı daha başka bir sürü oyuncağım da vardı ama o bebeğim bir taneydi. 
Gerçek insan bebeği boyutlarında.
Kendim bir anne boyutunda değildim ama bir anne titizliğinde üzerine titrerdim. (Gerçi o yaştaki çocuklar daha kendileri çocuk, bebeklerle bu kadar annelik duygusu aşılamak iyi midir, kötü müdür bilemediğim bir şey ama o anaç duyguların gelişmesi için tetikleyici bir sebep oldu sanırım.)
Her neyse benim bebeğim çok nazlıydı göbeğinde yuvarlak bir düdükle önce yüzüstü sonra sırtüstü çevirince düüüüt diye ağlama sesine benzer bi ses çıkarırdı. 
Eski bohçalar, annemin toz bezi olsun diye ayırdığı eski atletler, kazaklar, kumaş parçaları benim bebeğimin giysileri ve kundağı olurdu.
Ağzına ve altına birer delik açmıştım :)))) su döktüğümde bezi ıslanır ve ben de tüm marifetli anneler gibi bezini değiştirirdim. 
Yalnız kalmayı çocukluğumda çok severdim ince, uzun balkonun köşesi iki taraftan kapalı olunca diğer tarafına da perde tutturup bir kapı girişi yapmıştım orası benim evim, odam, dünyam olmuştu.
Bir demirden diğerine kurduğum salıncakta hem kendim uzanır yatardım, hem de kucağımdaki bebeğim.
Şimdi düşünüyorum da kendi kendini oyalamak farklı bir meziyetmiş. 
O zamanlar aldığım hazzı anlatmak için kelimelerin gücü yetmiyor.
Diğer oyuncaklarım dedim de özelliklerinden hiç bahsetmedim. Demir metalden yapılmış sanırım yurt dışından getirilmiş, bir şekilde de annem onu satın almış, fırın gözünün kapağı açılabilen bir adet kuzinem vardı beyaz. Üzerindeki askılarda kevgir, kepçe, servis kaşığı, servis çatalı dururdu. Minik minik alüminyum tencerelerim vardı kapaklı. Bir masa ve dört sandalyesi vardı ve ayrıca büyük bir ahşap karyola. Üzerindeki yatağı yün doldurulmuş, kaneviçe işlemeli çarşafı, ince uzun bütün yastığı, annemin özenle diktiği yorganı ile sanırım 30x30 boyutlarında bir karyolaydı o. Plastik kapaklar, başka oyuncak olabilecek her şeyim vardı ama bebeğim gibisi yoktu :) en çok onunla vakit geçirmişimdir çocukluğum boyunca.
Günler o çocukluk yaz günleri... Çok uzuuuuun uzun geçerdi. Şimdiki gibi göz açıp kapayıp hoop Pazartesi, hoop Cuma olmazdı.
Okul olduğu zamanlar değil ama yaz tatillerinde ben Pazar günlerini daha çok severdim sanki. Tüm gün zamanlar ve hayaller benimdi.
Düşünüp, hayallerimizi kurduğumuz dünyamızın bozulmaması ve bizleri hayal kırıklıklarından uzak tutacak her şeyin gerçekleşmesi dileğimle.
Sevgi, selam ve selametle
Pazar günlerimiz güzel geçsin...

***


Ve çok büyük hayranı olduğum 
Haluk Bilginer...

"Böyle Bir Kara Sevda..."
Diyor dinleyelim.
Harika söylemiş gözlerim kapalı dinliyorum şu an... :)

19 Aralık 2020 Cumartesi

Sibel Bilgiç - Alışamadım (1997)

Kaç Gecedir...

 

Bilgisayarın başında böyleyim.

***

Ama bu gece....


Böyle olmak istiyorum...

Ömer Hayyam' dan...

 


Şebnem Ferah - Deli Kızım Uyan


Eşsiz bir ses...

The Kiffness - Ievan Polkka ft. Bilal Göregen (Club Remix) [OFFICIAL VIDEO]

Mark Twain...

 


Merhabalar...

 

Mutlu, güzel bir Cumartesi olması dileğiyle 
sevgiler, selamlar sevgili blogum.
Güneşli ve fakat soğuk bir Ankara havasındayız bugün.
Ayaz yeni yeni hissettirmeye başladı kendini ama yağış yok nedense.
Ben çiçeklerimin başındayım. 
Biraz daha çeşitlendirip örüyorum ve demetleri oluşturuyorum.
Çok zevkli, bir o kadar da heyecanla yapıyorum.
En kısa zamanda bitirip fotoğraflarını paylaşırım inşallah.

Yok anacım yok ben bu pazarlama ve satış işini beceremedim bi türlü. 
O kadar paylaşıyorum sosyal medyada da bir kere bile fiyat da mı sormaz bi Allah'ın kulu?
Du bakalım bekliyorum daha ne zamana kadar bekleyeceksem?
:)
Aaaamaaaannnn karamsar olma Betül boşveeer nasipten ötesi olmaz.

Mutlu, güzel günler dilerim hepimize.

***


Bülent Ortaçgil...
"Benimle Oynar mısın?..." diyor dinleyelim...

B&B project - World Hits | Enstrümantal popüler Müzik 2020

18 Aralık 2020 Cuma

İyi Akşamlar...

 


2020' ye bakışım aynen bu şekilde.
Dilerim Allah'tan 2021 güzel, mutlu ve sağlıklı geçer.

***


"Dargın..."

 Zeynep Bastık ve Emir Can İğrek 
Çok güzel söylemişler.

17 Aralık 2020 Perşembe

Georgi Petrov...


 

Can Yücel' den...

“Bir yolun varsa gidilecek

sona bırakma!..
Bir sözün varsa dilden yüreğe,
hiç susma!...
Görmen gerekiyorsa birini,
git yanına.
Okşaman gereken bir yürek varsa
esirgeme elini.
Hayat çok zalim!...
An gelir;
Elini,
gözünü,
yolunu,
yüreğini alır senden.
O zaman istesen de;
Dokunamaz...
Göremez...
Gidemez...
Söyleyemez olursun!...”

Can Yücel

Soğuk Havalar...

 

Geliyormuş.
Kar, buz, soğuk hepsiyle haşır neşir olacakmışız.
Hayırlar olsun, bereketli olsun bakalım nasıl olacak?
Biz üşüsek de giyeriz bir hırka daha olsun.

***


Light in Babylon
"Kipur..."

16 Aralık 2020 Çarşamba

EN' EL AŞK... Kenan Kolday' dan...

Yazının aslı bu adreste... Çok güzel ve anlamlı...

http://www.felsefetasi.org/enel-ask-dedik-bir-kere/


20’nci yüzyıl mutasavvıflarından

Kenan Rıfai’ye “Tasavvuf nedir?” diye sormuşlar. “İncinmemek ve incitmemektir” diye yalın bir cevap vermiş.

Tasavvuf kişinin kendisine AYNA tutup, kendi içsel yolculuğunu yaparak kâmil insan olma çabasında, inisiyatik süreçle başlayan, mertebeler halinde ilerlenen bir denge yoludur.
Tasavvufa ben GÖNLÜMÜN KAAN’ı diyorum. Çünkü bana göre insanın beden-akıl-ruh olarak abir edebileceğimiz üç temel yönüne denk gelen bilim-felsefe-inanç kavramları, ilahi Aşk ve tevhid olmadan tamamlanmıyor. Her üç birbirine zıt görünen alan bana göre birlikte döngüsel olarak kullanılmadan insanın tekamülü holistik olarak başarıya ulaşamaz ve zıtlıkların birliği yani tevhide götüren Aşk, bu üçgenin ortadaki denge ve birleşim noktasıdır.
“Aşk” derken AntikYunan’daki beşerî aşk, yani Eros’tan bahsetmiyorum. Plotinus’un esrimeler ile anlatmaya çalıştığı İlahi Aşk yani Agape’den, YunusEmre’nin “ışk”ından bahsediyorum. Leyla’dan Mevla’ya geçişten bahsediyorum. Bu da Tasavvuf’ta akıldan kalbe geçiş olarak tanımlanan bir süreç.
Sonu VUSLAT ile bitmesini yaz edilen bir AŞK HİKAYESİ’dir Tasavvuf.

Allah beterinden saklasın, 2012-2017 dönemi boyunca beni sarsan ve ardı ardına gelen zorhayat sınavlarından, şükürler olsun ki dik ve daha güçlü çıkabilme sebebim, ruhsal ve felsefi çalışmalarıma ek olarak Tasavvuf felsefesine gönül vermem ve daha önceden içimde hissetmediğim, az birazcık tatmama izin verilen Aşk’tır.
İzin kavramından bahsetmek önemli. Zira, Rönesans sonrası barut, pusula, tüfek ile başlayan zenginlik döneminden beslenerek gelişen bilim bizlerinin sana, dünyaya, hayata ve evrene dair bilgilerimizi artırırken, attığımız Evraka nağraları entelektüel kibrimizi de tetikliyor. Hal böyle olunca yükselen bireyselcilik (individüalizm) akımı ile birlikte kendi cüz-i iradesiyle her şeye hükmedebileceği zannına kapılıyor beşer insan. Hem de kâinat-ı muazzamanın sonsuzluğu içinde bir kumtanesinden bile küçük bir gezegende yaşarken. İşte bu yüzden evrende her şeyin üstünde bir plan yapanın olduğunu hatırlayarak külli iradenin izin vermediği hiçbir şeyin olmadığını ve olamayacağının açizane hatırlamamız gerektiği kanaatindeyim. Her şey izne tabi.
Haddimize değil henüz Aşk sultanı olmak. Benimkisi sadece hiç okyanusu görmemiş bir çocuğun şaşkınlıkla “Evraka” deme hali. Ancak buna da şükür.
Bir kere Aşk’ın kokusu değdi mi gönlümüze hadsizce En”el Aşk diye haykırmadan edemedik. Haykırdım, çünkü benim gibi önceden bu mana kokusunu, ilahi cereyanı bilmeyenler de bilsinler istedim.
Siz de eğer bu sese kulak vermek ve vermekle de kalmayıp bana katılmak isterseniz, EN’EL AŞK adlı yeni kitabımı okuyabilirsiniz. 

KENAN KOLDAY

İyi Akşamlar...

 

Böyle nefis, şık, pastel tonlu güzel makaronlardan yapmak isterdim.
Ne kadar zarif ve güzel görünüyorlar. 
Hakikaten yapmak ve herkesle paylaşmak isterdim.
Güzel, zarif renklerde çiçekler yapıp takı oluşturuyorum ama lezzeti yok tabii.
Makaronları bir kerede tutturmak çok zormuş takip ettiğim vloggerlar hep aynı şeyi söyledi.
Hatta bir tanesi 6.denememde tutturdum dedi ki bu da beni biraz korkuttu.
Eğer normale döndüğümüzde kurs falan olursa giderim sanırım.





Makaron tadında, renginde, zarafetinde günlerimiz bizimle olsun.

Sevgi, selam ve selametle...


Light in Babylon - Ya Sahra

Çok güzelmiş dinleyelim...

15 Aralık 2020 Salı

Gitmesin gözlerinden pırıl pırıl arzular - Mine Geçili Bitmez...


Bütün şarkılar güzellikler oğlucuuma...

Melek Mosso - Doğum Günü


Söz-Müzik: Melek Mosso Düzenleme: Sabi Saltiel, Velican Sagun, Melek Mosso Video: Gökhan Fırat by GDF Medya Bırak esmeyi yağıp üzmeyi Çiçekler açıyor önünde ezip geçsen de Ruhum senle tamam, gölge etmem yoluna Güneş her gün doğar sevgilim istemesen de Gelip huzurum oldun, aşkla bozdum aklımı Peşini bırak diyenler söyle haklı mı? Olsun gecemi gün ettin, adını bal eyledim ömrüme Varsın görmesin beni gözlerin dengi dengine Cansın taş batmasın, ayağına acıtmasın asla Doğum günün kutlu olsun hep sen ol yanımda Bırak esmeyi yağıp üzmeyi Çiçekler açıyor önünde ezip geçsen de Ruhum senle tamam, gölge etmem yoluna Güneş her gün doğar sevgilim istemesen de Gelip huzurum oldun, aşkla bozdum aklımı Peşini bırak diyenler söyle haklı mı? Olsun gecemi gün ettin, adını bal eyledim ömrüme Varsın görmesin beni gözlerin dengi dengine Cansın taş batmasın, ayağına acıtmasın asla Doğum günün kutlu olsun hep sen ol yanımda Gelip huzurum oldun, aşkla bozdum aklımı Peşini bırak diyenler söyle haklı mı?

Annesinin İlk Göz Ağrısı...

Doğdu bugün. Nice nice mutlu, sağlıklı, başarılı yaşlara eriş annem.

İyi ki doğmuşsun, iyi ki benim oğlumsun, bebeğim.

Gururum, prensim, aslanım...


14 Aralık 2020 Pazartesi

Bu Yıl...

Ne mi oldu?

İlk defa, belki de ilk defa insanlar kendilerinden bıktı.

Bu hastalık derdi yordu, kırdı, üzdü ve bıktırdı. 

Keşke artık bitse ve kendimizi iyi hissettiğimiz günlere kavuşabilsek hem de bir an önce...

Instrumental Turkish Lounge Music | Kanun & Guitar ♫ ᴴᴰ

Spiritual Hang Music - ARAMBOLLA - HD

Harese' den...

 
“-Bey amcayı sever miydin?
diyorum doksanlık nineye.
-Yürüdüğü yolu severdim,
geçtiği eşiği,
su içtiği tası,
yemek yediği kaşığı,
başını koyduğu yastığı severdim.
Ama en çok onu severdim.
Göklere bakıp, neden aldın sevdiğimi?
diyecek oluyorum.
Vazgeçiyorum.
Veren de, sevdiren de, alan da o değil miydi…”
(Alıntıdır...)

Şiir Sokakta...

 


13 Aralık 2020 Pazar

Özdemir Asaf...


 

Amin Maalouf...


 

Görelim Mevla Neyler...

 


Merhabalar... Mutlu Pazarlar...

 


Huzurlu güzel günler dileklerimle merhabalar efendim.

Bir bundanım olsa güzel olurdu. 

Güvenlikli, düzgün yönetimli ve sorunsuz etraftan gelecek şapada, şupada kertenkele ve bilumum haşeratın ulaşamadığı, pisilerin ve köpüşlerin çevresinde gezindiği, arabamızı güvenlice park edebildiğimiz ve balkonundan bakınca karşıda enfes, temiz havalı bir manzarasının olduğu.

Biliyorum çok şey istiyorum ama imkansız mı?

Değil bu isteklerine kavuşmuş, yıllarca yaşayabilmiş yerler var demek ki imkansız değilmiş.

Ama şu anda insanlar işi olsun, yiyecek ekmeği ve barınacak, sığınacak yuvası olsun yeter diyor. Ve evet en birinci işin başı sağlık.

Artık bundan sonrası sağlık şartlarımızı yerine getirdikten sonra istediğimiz sıralar bunlar.

Ümitlerimizin kırılmadan, güzelce ulaşabildiğimiz, iç huzurumuzun olduğu mutlu günlere bir an önce ulaşabilmek ümidiyle...

***


Mehmet Güreli...
"Kimse Bilmez..."
Diyor daha önce de paylaşmışımdır olsun yine paylaştım çok güzel çünkü...

Sevgi, selam ve muhabbetle...

12 Aralık 2020 Cumartesi

Geceye...

 

Yalnızlık karantina yalnızlığı...
(Twitter da yayınlanmış bir fotoğraf çok hoşuma gitti.)

Cemal Süreya...

Baktım sana kızgın değilim

Kırgın değilim

Dargın değilim
Kısacası artık
Ben sana "hiçbir şey" değilim
Cemal Süreya

Teoman - Aşk Kırıntıları (Official Video)

Tolga Çandar - Uzun Hava [ Harman © 1994 Kalan Müzik ]


Yeni dinledim daha -benim için büyük kayıp- çok güzelmiş.
Duygulu, bir o kadar da insanın içine işleyen bir ses tonuyla 
Tolga Çandar...
"Yiğit Olan Ata Biner Atlanır, Yiğit Olan Her Cefaya Katlanır..."
Diyor dinleyelim...