Gün boyu doktorun ağzından çıkacak iki kelime için bekledim.
Beklemek kadar iğrenç, sıkıcı, sevimsiz, kötü bir şey yok.
En sevmediğim, en tiksindiğim şeyle birebir karşılaşmak çok fenaydı çok...
Bir buçukta hastanedeyim diyen doktorumuz üç buçukta gelince ve ne zaman kim nasıl yazdıysa önümde sekiz kişilik bir hasta ordusu olunca sinirden öldüm.
Neyse sonunda işimi hallettim de eve dönebildim.
Offff...
Hayat çok zor offff...
:/
Hele Gürgen bir de sen koluma saldırıp yaraladın ya gece gece...
Zaten zor geçen bir gündü, bir de sen böyle yaptın tüy diktin.
Sana çok kızdım bugün hiç gelme yanıma.
Serdar Ortaç söylüyor.
Pek sevmem Serdar Ortaç şarkılarını ama bunu sevdim.
Hiç olmazsa bir kere gel aşkımızın mezarına Ne gül, ne zambak Kır çiçeği yeter de artar beni anmaya Bir dolu ümit, bir dolu inanç Hepsi uçtu gitti havaya Ben yaşıyorum, içim öldü Çünkü onu gömdüm toprağa
-Alfred neden hep ben üzülüyorum biliyor musun?Dünya kadar hayalim var kum kadar değerim yok, Üstelik nokta kadar varlığım ve sonsuz bir yalnızlığım var bu öyle böyle bir yalnızlık değil yürek kırgınlığı, gönül yarası ve bıçak saplanmış acısı her daim taze her daim devam eden bir kan kaybı gibi... Alfred söyle bana bu nasıl geçecek? -Geçmeyecek efendim. Her acı olgunlaştıracak, yalnız geçen her gün biraz daha yüreklendirecek...
-Meşru ve güvenilir olmak, kaçak dövüşmemek önemli bir şey değil mi Alfred?
-Açık ve anlaşılır olmak daha önemlidir efendim... Yalansız, telaşsız, günahsız ve bir güneş kadar parlak...
-.............