16 Mayıs 2015 Cumartesi
Günaydınlar...
Özgürlüğü simgeleyen bir fotoğraf buldum bugün.
Balonla yukarılara çıkarsın, yerdeyken sadece kısıtlı çevreni görebiliyorken
bir anda her yeri yukarıdan, çok yukarıdan izleyebilmek bir özgürlüktür mesela.
Nefes almak gibi bir şey...
İnsanın nefes alması ne kadar büyük bir nimet,
hele yutkunabilmesi, normal normal herşeyi yapabilmesi...
Hayatımızın akışı içinde biz bu nimeti nasıl da unutuyoruz çoğu zaman.
...
Kalbimizin atabilmesi mesela...
Ne hızlı hızlı bizi yormalı, ne de yavaş olup nefesimizi kesmeli.
Normalken kimse hissetmiyor ama bir anormal durumla karşılaşınca ne büyük bir nimete sahip olduğunu görüyor insan.
Normalliği kaybetmek, nefesi kaybetmek, hayatı kaybetmek...
...
Ve insan söz veriyor kendine ve kalbine.
Seni üzmeyeceğim söz, seni yormayacağım söz, seni kırmayacağım söz.
Ve bunları kimsenin yapmasına izin vermeyeceğim
SÖZ...
:.)
Sevgi, sağlık ve mutluluk dolu bir hafta sonu olsun.
Ajda Pekkan...
"Nasıl bir kalp bıraktın bilir misin ardında?..."
Diyor...
Eskilerden güzel bir şarkıdır dinleyelim...
15 Mayıs 2015 Cuma
Günaydın...
Dünkü işlemlerden sonra gelebildim ve bloguma yazabiliyorum çok şükür.
Kendini kurbanlık koyun gibi hissetmek de kötü.
Kös kös gidip işlemden geçip akşam huzurla ve esenlikle,
eski hastanelerden çıkarken yazılan "salah ile taburcu edildi" sözüne uyan bir halde
gece eve döndüm.
İyiyim sükürler olsun.
İyiyim herşey yolunda.
:)
Sertab Erener...
Yanarım.
Dinleyelim çok güzel...
13 Mayıs 2015 Çarşamba
Bugün Günlerden Soma...
Canlardan can gideli, insanların içini yakalı tam 1 yıl oldu.
Tekmeler, tokatlar ve 301 can kaldı akıllarda.
Ne değişti, ne bitti, ne oldu?
Hepsi de muamma...
Mağdurum diyen iş adamları,
Çekim yapamazsınız diyen ceberutluk...
Lüzumsuz bir sürü insan.
.......................................
Yazacak, söyleyecek çok şey var ama...
Ateş düştüğü yeri yakar...
Allah geride kalanlara sabır ve dayanma gücü versin inşallah...
Merhabalar...
Gelebildim nihayet.
Yorgun, argın, suskun, hemen yarın olmasaydı işlemler iyiydi ama işte...
Öyle uygun gördüler, öyle de yapacaklar...
Galiba öbür gün buluşabileceğiz tekrar.
Ama fırsat varken bugünün kıymetini bilip bulunayım bulunabildiğim kadar...
12 Mayıs 2015 Salı
Bir Kadın...
Cem Özdemir
senin adınla başlayan dualar... ve biten senin adınla... onu susturma!
Bir kadın seni seviyorsa sana zarar veremez... yalnız genç adam, kadınlar vazgeçtikleri adamlara da acımayı beceremez bu da kalsın aklında..
Bir kadın seni seviyorsa koklayarak öper seni,
Seni seven bir kadın, sevdiği kadar sarılabilirse kemiklerin kırılır.
Ve bir kadın seni seviyorsa sen ne kadar güçlüysen o kadar güçlü hisseder kendini, onu yanıltma.
İlk darbede yere çakılma oğlum,
İlk imtihanda sınıfta kalma!
Ve asla,
Ama asla!
Araya umutsuzluğu sokma.
Orasıdır kadının şah damarı, umudu...
Kesildiği an, vazgeçer kadın.
Sevmekten,
Beklemekten,
Özlemekten,
Hatta dua etmekten...
Can havliyle, kaçar.
Yakalayamazsın.
Artık o kadını üstüne alınamazsın.
Sahip çıkamadığın kadına hesap da soramazsın.
Kadınları bomba gibi düşün genç adam... Yanlış kabloyu kesersen onunla birlikte sen de patlarsın.
Bak oğlum!
Bu hayatta her şeyi alırsın, yalnız seni seven kadının yoktur fiyatı.
Seni her şeye rağmen sevebilen kadını satın alamazsın,
Cüzdanın kilo kaybettikçe, sevgileri eksilen sevgililerin olur en fazla...
Falan filan sonra,
Bilirsin ya...
Sen sen ol, o kadını satma!
Bir kadın seni seviyorsa kavga eder.
Hem birazdan boğazına yapışacak sanırsın, hem görürsün gözlerindeki korkuyu.
Kadınlar susmaz genç adam, susmuş kadın gitmiş kadındır.
Susmuş bir kadın için bitmiş bir adamsındır.
Bu kadınların değişmez ve değiştirilmesi teklif bile edilemez olan maddelerinden biridir.
Kadın olmanın kuralıdır..
Bir şey daha vardır ki,
Kuştur kadın,
Ve bir gökyüzü vardır her kadının.
Öyle bir havan olmalı ki adamım,
Senden göçmediği için, onu dondurmamalısın.
Bunu, bir zamanlar seni gökyüzü ilan etmiş kadının, başka bir gökyüzünde kahkaha atışını duyunca anlarsın...
Bir kadın seni seviyorsa sana zarar veremez... yalnız genç adam, kadınlar vazgeçtikleri adamlara da acımayı beceremez bu da kalsın aklında..
Bir kadın seni seviyorsa koklayarak öper seni,
Seni seven bir kadın, sevdiği kadar sarılabilirse kemiklerin kırılır.
Ve bir kadın seni seviyorsa sen ne kadar güçlüysen o kadar güçlü hisseder kendini, onu yanıltma.
İlk darbede yere çakılma oğlum,
İlk imtihanda sınıfta kalma!
Ve asla,
Ama asla!
Araya umutsuzluğu sokma.
Orasıdır kadının şah damarı, umudu...
Kesildiği an, vazgeçer kadın.
Sevmekten,
Beklemekten,
Özlemekten,
Hatta dua etmekten...
Can havliyle, kaçar.
Yakalayamazsın.
Artık o kadını üstüne alınamazsın.
Sahip çıkamadığın kadına hesap da soramazsın.
Kadınları bomba gibi düşün genç adam... Yanlış kabloyu kesersen onunla birlikte sen de patlarsın.
Bak oğlum!
Bu hayatta her şeyi alırsın, yalnız seni seven kadının yoktur fiyatı.
Seni her şeye rağmen sevebilen kadını satın alamazsın,
Cüzdanın kilo kaybettikçe, sevgileri eksilen sevgililerin olur en fazla...
Falan filan sonra,
Bilirsin ya...
Sen sen ol, o kadını satma!
Bir kadın seni seviyorsa kavga eder.
Hem birazdan boğazına yapışacak sanırsın, hem görürsün gözlerindeki korkuyu.
Kadınlar susmaz genç adam, susmuş kadın gitmiş kadındır.
Susmuş bir kadın için bitmiş bir adamsındır.
Bu kadınların değişmez ve değiştirilmesi teklif bile edilemez olan maddelerinden biridir.
Kadın olmanın kuralıdır..
Bir şey daha vardır ki,
Kuştur kadın,
Ve bir gökyüzü vardır her kadının.
Öyle bir havan olmalı ki adamım,
Senden göçmediği için, onu dondurmamalısın.
Bunu, bir zamanlar seni gökyüzü ilan etmiş kadının, başka bir gökyüzünde kahkaha atışını duyunca anlarsın...
Merhabalar...
Selamlar, sevgiler, mutlu akşamüstülerimiz olsun...
Yorgunlukta bitmiş bir Betül sizi selamlar efenim.
Daha da yorulacağından başka.
Bilmem kaç kilometre alanda git gel.
İşim bu.
Bu aralar.
Bir kulp takacağız el birliğiyle bana da bulamadık bir türlü.
Sen şu hastasısın diyecekler ama tetkikler bitemiyor bi türlü.
Funda Arar' dan
Yediverenim' i dinleyelim...
11 Mayıs 2015 Pazartesi
İyi Akşamlar Yine...
Gün boyu hastanede olup da akşam üzeri eve gelince bu saati buluyor bloguma gelişim.
Herşeyin gönlümüzce olduğu güzel bir hafta olsun...
Sevgi ve selamlarımla.
Hastanede beklemeye de alıştım sonunda kimseyle konuşmadım bugün.
Hastanenin bahçe kafe sini keşfedip bolca çay içtim.
Neyse bakalım gidip, bekleyip geliyoruz.
Phill Collins...
"Enother Day In Paradise..."
Dinleyelim, dinlerken dinlenelim...
10 Mayıs 2015 Pazar
İyi Akşamlar...
Bu saat olmuş daha yeni gelebilmişim bloguma...
Amaaan bugün ne güzeldi öyle...
Kuzularım ve ben ne güzel bi gün geçirdik...
Anne sen nereye istersen oraya gidelim diyince de soluğu Hamamönü' nde aldık.
Güneş biraz fazlaydı ama harika geçti.
Teşekkür ederim kuzularım...
İyi ki varsınız.
İyi ki sizin annenizim.
Şeyyyy...
Bir de Gürgenin.
:)
:.)
İyi ki varsınız.
İyi ki sizin annenizim.
Şeyyyy...
Bir de Gürgenin.
:)
:.)
Ve Ajda Pekkan' dan dinleyelim...
"Ağlama Anne..."
9 Mayıs 2015 Cumartesi
Günaydınlar...
Güzel bir Cumartesi olsun hepimiz için huzurlu geçsin...
Bugün bi hayli yorgun ve de bıkkın oturdum bilgisayarın başına.
Biraz dinlenelim en iyisi...
Göksel Baktagir' in eşsiz müziği...
Kar Tanem
Dinleyip dinlenelim
:)
8 Mayıs 2015 Cuma
Parti Parti...
Özellikle öğlen saatlerinde mutlu mesut parti arabaları, kocaman hoparlörlü otobüsler, üzerinde en mutlu insan benim oyunuzu verin azıcık daha mutlu olayım pozunu vermiş adayların fotoğraflarıyla bangır bangır bağıra bağıra caddemizden, sokağımızdan geçti diye kim oy verir Allah aşkına...
Hastanede Beklerken...
Efendim malumunuz üzre bu aralar çeşitli sağlık sorunları nedeniyle check-up için gittiğim, oradan oraya süründüğüm hastane ile ilgili yakınmalarımı yazıyorum ne zamandır...
Bugün biraz da yakınmayayım diy mi?
Komik şeyler de oluyor.
Çok fazla bekletiyorlar saatler boyu sabah 08:00 gibi orada olup 16:00 gibi eve dönmek benim hiiiç alışık olmadığım bir duygu.
İçtiğim ilaçlar da çeneme mi vurdu nedir?
Beklerken sağımdakiyle, solumdakiyle konuşmaya başladım.
Öğlen arası da orada olmak sıktı heralde ki galiba biraz kafayı sıyırma derecesi de diyebiliriz bu tür konuşma hallerine.
O kadar güzel güzel atmosferi olan, koltukları iç mekanı şıkır şıkır insana beş yıldızlı otel hissi veren o güzelim özel hastanede beklesem neyse. Bir koltuktan diğerine otur ev rahatlığı, dergiler falan can sıkılmaz ama oralarda da hiç bekletmezler ha... Beş dakikada güle güle işin bitti git.
Beklediğim yer ise aynen şöyle:
Yerler mozaik taş, duvarlar eldeğme yerleri yağlı boya ile boyanmış, oturduğumuz koltuğumsu şeyler de koyu mavi tonunda buz gibi demir, yukarıda beyaz ışıklı zerafetten uzak bir florasan lamba. Ortam bu.
Yalnız girişinde Hitit desenlerinden esinlenilmiş fena acemice yapılmış o modası geçmiş seramikler olanca haşmetiyle duvarda duruyor. Hatta hemen her geçtiğim koridorda karşıma çıkıyor.
Neyse benim hikayeme dekorasyon karıştı bugünkü komik olayı anlatacaktım.
Kimse yok diye dipte bulduğum bir koltuğa oturdum. Zaten saatlerce bekliyoruz bir de gürültü çekilmez kılıyor durumu.
Karşıdan iki yanına sallana, sallana çok çok olabildiğine şişman zar zor yürüyen bir teyze geldi.
Çok yaşlı değil ama zor hareket ediyor.
Bugün yağan feci yağmurla birlikte sırıl sıklam olmuş.
Epeyce de söylendi kendine 'ince giyinmişim, şemsiye almamışım...'
:)
Önce tarağını çıkardı bir güzel saçlarını taradı. Çantasından çıkardığı mendillerle saçını başını ensesini kuruladı sadece de ikimiz varız koridorda.
Sonra sırtından çıkardığı ceketi ben koltuğun birine astım ki kurusun.
Teyzeyle aman efendim bir sohbet, bir sohbet biz bir kaptırmışız bir tek çayımız kekimiz eksik.
Ben bu arada sıra alma yerinden uzak olduğum için araya 18 kişi birden girmiş.
Teyze anlatıyor, ben anlatıyorum birbirimize içimizi fena halde döktük.
Ne birbirimizin adını sorduk...
Ne nereden, kimlerden, ne iş yapanlardan, nerede gezenlerden hakkımızda bilgiye dair hiç bir konuya girmeden öyle bir sohbet etmişiz ki ...
:)
Ayrıldıktan sonra gülümseyen bir yüzle yürüdüğümü fark ettim.
:)))))))))))))))))))
İşte böyle kim olduğumuz pek ilgilendirmedi ikimizi de, nereden geldiğimiz ya da.
Ama o andaki konularımız birbirine yakın çıktı, bir çok yerinde de aynı şeyleri yaşamışız.
Konuştuk da konuştuk...
Oh beee...
:))))))))))))))))))))
Tavsiye ederim sıkıldınız mı arada bir gidin birine anlatın anlatın dönün evinize.
:)))))))))))))))))))))))))
Haaa bu arada güzel bir şey de oldu doktorum beni yaşımdan bu halime rağmen genç buldu...
:D :D
:)))))))))))))))))))))))))))))))))
Bugün biraz da yakınmayayım diy mi?
Komik şeyler de oluyor.
Çok fazla bekletiyorlar saatler boyu sabah 08:00 gibi orada olup 16:00 gibi eve dönmek benim hiiiç alışık olmadığım bir duygu.
İçtiğim ilaçlar da çeneme mi vurdu nedir?
Beklerken sağımdakiyle, solumdakiyle konuşmaya başladım.
Öğlen arası da orada olmak sıktı heralde ki galiba biraz kafayı sıyırma derecesi de diyebiliriz bu tür konuşma hallerine.
O kadar güzel güzel atmosferi olan, koltukları iç mekanı şıkır şıkır insana beş yıldızlı otel hissi veren o güzelim özel hastanede beklesem neyse. Bir koltuktan diğerine otur ev rahatlığı, dergiler falan can sıkılmaz ama oralarda da hiç bekletmezler ha... Beş dakikada güle güle işin bitti git.
Beklediğim yer ise aynen şöyle:
Yerler mozaik taş, duvarlar eldeğme yerleri yağlı boya ile boyanmış, oturduğumuz koltuğumsu şeyler de koyu mavi tonunda buz gibi demir, yukarıda beyaz ışıklı zerafetten uzak bir florasan lamba. Ortam bu.
Yalnız girişinde Hitit desenlerinden esinlenilmiş fena acemice yapılmış o modası geçmiş seramikler olanca haşmetiyle duvarda duruyor. Hatta hemen her geçtiğim koridorda karşıma çıkıyor.
Neyse benim hikayeme dekorasyon karıştı bugünkü komik olayı anlatacaktım.
Kimse yok diye dipte bulduğum bir koltuğa oturdum. Zaten saatlerce bekliyoruz bir de gürültü çekilmez kılıyor durumu.
Karşıdan iki yanına sallana, sallana çok çok olabildiğine şişman zar zor yürüyen bir teyze geldi.
Çok yaşlı değil ama zor hareket ediyor.
Bugün yağan feci yağmurla birlikte sırıl sıklam olmuş.
Epeyce de söylendi kendine 'ince giyinmişim, şemsiye almamışım...'
:)
Önce tarağını çıkardı bir güzel saçlarını taradı. Çantasından çıkardığı mendillerle saçını başını ensesini kuruladı sadece de ikimiz varız koridorda.
Sonra sırtından çıkardığı ceketi ben koltuğun birine astım ki kurusun.
Teyzeyle aman efendim bir sohbet, bir sohbet biz bir kaptırmışız bir tek çayımız kekimiz eksik.
Ben bu arada sıra alma yerinden uzak olduğum için araya 18 kişi birden girmiş.
Teyze anlatıyor, ben anlatıyorum birbirimize içimizi fena halde döktük.
Ne birbirimizin adını sorduk...
Ne nereden, kimlerden, ne iş yapanlardan, nerede gezenlerden hakkımızda bilgiye dair hiç bir konuya girmeden öyle bir sohbet etmişiz ki ...
:)
Ayrıldıktan sonra gülümseyen bir yüzle yürüdüğümü fark ettim.
:)))))))))))))))))))
İşte böyle kim olduğumuz pek ilgilendirmedi ikimizi de, nereden geldiğimiz ya da.
Ama o andaki konularımız birbirine yakın çıktı, bir çok yerinde de aynı şeyleri yaşamışız.
Konuştuk da konuştuk...
Oh beee...
:))))))))))))))))))))
Tavsiye ederim sıkıldınız mı arada bir gidin birine anlatın anlatın dönün evinize.
:)))))))))))))))))))))))))
Haaa bu arada güzel bir şey de oldu doktorum beni yaşımdan bu halime rağmen genç buldu...
:D :D
:)))))))))))))))))))))))))))))))))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










