17 Eylül 2016 Cumartesi

Eğer...


Uşşak Sirto (Enstrümantal) - Mehmet Erdem Akustik

Günaydın...


Merhabalar sevgi ve selamlar efenim.
Herşeyin gönlümüzce olduğu güzel günler hepimizin olsun.
Blogumun başına geçtim Sahrap Soysal' ın programını açtım dinliyorum.
Konuğu Ahmet Ümit' le birlikte çok güzel ikramlar hazırlıyorlar ve sohbet harika.
Ahmet Ümit' in güzel sohbeti, anlatımları, içine edebiyatı da kattığı muhteşem fikirleri.
Antep yemekleri eşliğinde dinliyorum...
Beni etkileyen cümleler arasında en çok dikkatimi çekense:
"Yemek yemeyi seven insan mutludur...
Nasıl savaşır ki?
Nasıl can yakar ki?
.........Yemek evrenseldir bu yemek doğulu, bu yemek batılı, bu yemek Arap, bu yemek Ermeni, bu yemek Kürt, bu yemek Türk denmez hepsi de lezzet ve mutlulukla, afiyetle yenir..."
Oldu.
Hakikaten kültürünü yaymaya çalışan
"Yöresel olmadan, evrensel olamazsın..."
Sözüyle bir kez daha kendini ispatlayan bir yazar.
Ahmet Ümit
:)
Tabii bu kadar yemekten bahsedilir de mutfağa gidip sofrayı hazırlamazsam olmaz.
:)
Acıktıııım bi kahvaltımı yapayım çay demlendi nasılsa.
:)))))))
Şimdilik by.

***


Mehmet Erdem...
"Bülbülüm Altın Kafeste..."
Diyor dinleyelim...
Çok güzel söylemiş...

16 Eylül 2016 Cuma

Bu Ses... Ferdi Tayfur...

Yıllardır aklıma gelmeyen bir ortamı hatırlattı.
:)


Çok güzel yeşillikler içinde bir park düşünün çok geniş alana kurulmuş.
Ağaçların özellikle çam ağaçlarının çoğunlukta olduğu, düzgünce oval şekilde budandığı,
 bölümlerin bile ağaç ve yeşilliklerle oluşturulduğu güzel bir park.
Mis gibi çiçek kokuları gelir heryerden. Topladığımız papatyalardan ördüğümüz taçlarımız başımızda oradan oraya koşar elimizdeki peynir ve ekmeği yerken bile türlü hareketlerle yerinde duramayan çocukluk yıllarımız...
Kavak ağaçlarının dallarına kurulmuş salıncaklardan güneşle göz göze gelmeye çalıştığımız zamanlar...
O zamanlar ki başımızın bir karış üstünde kavak yellerinin estiği unutulmaz çocukluk günlerimiz.
Elimize aldığımız dondurmamız erimeden hızlı hızlı yiyelim derken bir anda bitivermesinin hüznüyle sağa sola bakakaldığımız günler.
İlkbahar başladığında Hıdrellez günleri ayrı bir şenlik olurdu.
Bütün aileler hazırladıkları yiyeceklerini arabalara doldurur bu güzel parka giderdi.
Biz de giderdik.
Çocuk olmanın verdiği tüm yaramazlık, şımarıklık ve neşe üstümüzde olurdu.
Oynadığımız topumuzun patlamasına aldırmadan küçücük kalmış haliyle bile devam ederdik en çok da yakan top güzel oynanırdı o patlamış topla çünkü sağa sola yönelmez direk hedefi vururdu.
:)
Minik güzel kedilerin oradan oraya yuvarlandığı, çam ağaçlarının serin serin esintiyle ortama mis gibi koku yaydığı bir ortam.
Mangal yakılır, evden hazırlanan tüm yiyecekler ortalığa çıkarılır bir kaç masa birleştirilir büyük bir zevkle yenirdi.
Kalabalık gidilen, topluca hazırlanan sofralardı herkesin birbirini sevdiği, saydığı eşsiz sofralardı bunlar...


Bu arada merkezi sistemle parkın her tarafındaki direklere tutturulmuş eski cızırtılı hoparlörlerden gelen Ferdi Tayfur şarkıları bu parkı çınlatırdı.

Dün akşam tesadüfen duydum Ferdi Tayfur' un şarkısını.
Gözlerimi kapatıp bir anda o parka gittim
ve Ferdi Tayfur' un şarkılarını yeniden, yeniden dinledim.
:)
Doya doya eğlendiğimiz, mutlu günlerimizin güzel şarkıları o zamanlar pek severek dinlememiştim itiraf edeyim ama şimdi anılarımın da katkısıyla biraz daha farklı bir gözle bakıp dinlemeye çalışıyorum...
Güzel oldu bu tesadüf bazen tesadüfler işe yarıyor...
:))))
Bir başka hatırlama konusuyla yeniden görüşmek üzere sevgiler efenim...

Levent Yüksel - Beni Benimle Bırak (JoyTurk Akustik)

Glykeria - Dilek Koç - Tis Triantafillias ta Filla - Sevdalım Aman - Smy...

Hadi...


Kahvaltı etme zamanı...


Bugün Çalışmak...


:)
Kolay gelsin...

Ne Yazık ki... Doğruymuş...


O' nu da kaybetmişiz.
Allah rahmet eylesin.
Yakınlarına sevenlerine sabırlar versin.
Güle güle filmlerin en yakışıklısı... 

Günaydınlar...


Yine epeyce ara vermişim bloguma şükür kavuşturana diyip kolları sıvadım.
Merhabalar efenim.
Geçmiş Kurban Bayramınız mübarek olsun.
Kesilen kurbanların adil paylaşımı yerince sağlanmıştır inşallah.
Allah sevabına nail etsin diyerek güne başlıyorum.

***

Bugünkü görselimiz kalemler.
Bayılıyorum onları tek tek izlemeye, sanki o kalemlerle beynimdeki sayfalara gördüğüm 
kırtasiye malzemelerinin güzelliklerini yazıyorum.
:)
Renklere, çizgilere, desenlere ve şekillere çok önem verdiğim için heralde 
kalemler beni hep cezbeder.
Şu aralar okulların açılması yaklaştı ya kendimi marketlerin kırtasiye reyonlarında buluyorum küçük bir çocuk gibi.
Renkli boya kalemleri, simli- yaldızlı kalemler, resim defterleri, canson resim kağıtları...
Daha neler neler 0,5 kalemlerin güzelliğine de dalıp gider mi insan?
Ben bakıyorum hepsini tek tek inceliyorum.
Daha iki gün önce ne yapacağımı bilmediğim renkli kalem setleri aldım.
:))))
Akranlarım çocukları evlilik çağına gelmiş insanlar,
çocukları için çeyiz setlerine bakar, ya da kıyafet, veya beyaz eşyaya...
Ama ben öyle değilim.
Bir avm ye gitmişsem önce teknoloji mağazalarında, sonra kırtasiye reyonlarında
ve en son kitapların ve müzik albümlerinin bulunduğu bölümlerde buluyorum kendimi.
Amaaannn napiiim benim de merakım bu.
Ve tabii ki boncuklarım.
Onlar benim canlarım.
Takılarım neler neler eklendi yaz boyu takılarıma ama fotoğrafları sonra.
Güzel bir sergi fikri var...
İnşallah yüzümüzün akıyla başarır çıkarız.

***
Bayram bitti, hayat ve koşturmacalar yeniden başladı.
Ülkemize ve tüm insanlığa, barış, huzur  ve mutlu günler dileklerimle selamlar, sevgiler efenim...

***


Sanırım değil öyle blogumda hiç paylaşmadığım bir şarkı.
Ferdi Tayfur...
"İçim Yanar..."
Diyor dinleyelim.
Dün tesadüfen duydum yoldan geçen arabadan.
Yüksek ihtimalle 
yeni favorim bu şarkı olacak iyi dinlemeler.

"Ben senin hasretine alışamadım...
İçimdeki kavgamla barışamadım...
Uçup gitti mutluluk kavuşamadım..."

10 Eylül 2016 Cumartesi

Günaydın...


Son derece keyifsiz, yorgun, mutsuz bir güne uyandım bu sabah.
Herkese iyi günler efenim keyifsizliğimi sadece üç kelime ile anlatacağım...
"Çünkü ÜTÜ yapıcam..."
:)


Persia&Armenia Music...
Dinleyelim biraz dinlendirir sanırım.
:)
Relax relax derin derin nefes al Betül...
:)))))))))))

9 Eylül 2016 Cuma

İklim...


Tombili... Canım Yaaa...



Kadıköy' ün fenomen kedisi tombili...
Artık heykeli olacak yaşadığı yerde.

Heykel üzerinde çalışmaya Suadiye’deki atölyesinde devam eden Seval Şahin, çalışma sürecini şöyle anlattı:
“Çalışmama başlamadan önce Tombili’nin yaşadığı mahalleye gittim ve zaman geçirdim. Çevre sakinleri ile Tombili hakkında sohbet ettim. Özellikle onu besleyen kasapla sohbet etmek bambaşka oldu. Meşhur pozunu verdiği kaldırımın ölçülerini aldıktan sonra teknik eksiklerimi tamamlayarak bir an önce atölyemde çalışmalara başladım. Tombili’nin heykeli için ilk üç gece hiç uyumadan çalıştım. Atölyemde sabahlayarak Tombili’nin en ince detaylarını yansıtmaya gayret gösterdim. Hareketinden tutun, kas yapılarına, hatta tüylerine varıncaya dek özenli bir çalışma gerçekleştirdim. İnternette var olan fotoğrafları çok yetersizdi ve tek açılıydı. Anatomik yapısını oluştururken çok zorlandım. Fazlasıyla karakteristik bir hareketti. Komşu atölyemin kedisi Badem, bu aşamada bana modellik yaptı. Badem’de oldukça kilolu bir kedidir. Badem’i, Tombili’nin pozisyonlarına sokarak heykelin altyapısını oluşturdum. 10 gündür aralıksız çalışıyorum. Kadıköylülerin yoğun talebi ve sokak hayvanlarına gösterdikleri bu ilgiden sonra bir an evvel heykeli bitirebilmek için geceli gündüzlü çalışıyorum.”

Harun Kolçak... Gitme Seviyorum...


Dobranotch - Bayatilar

Orfeas Peridis - Fevgo (Live)

Günaydın...



Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı

Cemal SÜREYA

Enfes bir kahvaltı yapalım hadi.
Herşeyin gönlümüzce olduğu güzel günler dilerim hepimize...
Serin, nefes açan, güneşli bir güne daha başladık.
Sabahın en erken saatlerinde uyandım ki herşeyi doya doya yaşıyim.

***

Dün aldığımız bir habere göre artık yaz saati, kış saati uygulaması sona ermiş.
Buna çok sevindim.
:)
Saatler değiştiğinde bir bazen iki hafta boyunca kendime gelemiyordum.
Saatle ne işim ola ki ama olsun.
:)

Sorunsuz, dertsiz, tasasız iyi günler efenimmmm...


:)
***

Imany...
"Don't Be So Shy..."
Dinleyelim...

8 Eylül 2016 Perşembe

İyi Günler...


Bir çok kişinin yaşantısını temsil eden bir fotoğraf bu.
Hadi beraber uçalım dese bir tanesi uçup gidecekler.
Ama...
Kanatları olduğu halde sırtlarını birbirine dönük vaziyette oturmayı tercih etmişler.
Hayat seçimlerimizden ibarettir ya iyiyi, güzeli, mutluluğu tercih edelim, dileyelim...
Mutlu günler hepimize.

***


A Gift Of Love...
Sufi Müzik...

5 Eylül 2016 Pazartesi

Günaydınlar...


Az sonra çıkacağım kısa süreli yolculuk için şimdiden hazırım.
Herkese hayırlı, kazasız yolculuklar.

***


Enbe Orkestrası...
Cem Belevi...
"Yollarım Olsa..." Diyor dinleyelim...

4 Eylül 2016 Pazar

Antika...

Aslına bakarsanız çok sevdiğim bir alan değil antikacılık.
Antika eşyalarla aynı evde bulunmak, yaşamak, kokusunu ciğerlerimde hissetmek çok hoş duygular vermez bana.
Bu sabah Fatma arkadaşımın retweetlediği bir cümle üzerine bir anda aklıma düştü.
Cümle şöyleydi.
"Her ayın ilk pazar günü düzenlenen Ayrancı Antika Pazarı hala kuruluyor mu?"
Biraz araştırdım ve evet kuruluyormuş.
Ben de hazırlanıp hemen gittim.
Dediğim gibi yaşamayı değil ama seyretmeyi çok severim.
Sanki bi rüya alemine dalmış gibiydim pazarda...
Ne yoktu ki?
Küçüklüğümüzün şahidi parçalar mı ararsınız, ya da annemizin anlattığı iğneli gazocağı mı?
Ottan suya diye anlatılır ya aynen öyleydi.
Bu fotoğrafladığım kısım belki de yüzde biridir ancak.
Doğrusu biraz fotoğraflarken çekingen davrandım gizli, gizli çektim sanki ne olacaksa?
Bi Japonlar kadar olamadım herşeyi, herşeyi fotoğraflıyorlar.
Bir yanda organik ürünler pazarı, bir yanda antika pazarı.
İşin gerçeği antika pazarında dolaşanlar olarak organik pazarla pek ilgilenmedik.
:)
Ve evet artık fotoğraflara geçelim.
Teşekkürler Fatma Hanımcım bana bu güzel günü hatırlattığın için.

***

Her köşeden ayrı bir nostaljik şarkı sesi geliyordu.
Neşe Karaböcek... 
"Dertler Benimmm, Çile Benimmm..."
Diyordu derinden derinden...




Gramafonların güzelliği çok havalıdır.
Nasıl da mağrur ve tepeden bakarlar insana...


Bu fotoğraf makineleri ilk çıktığı zamanlar ne kadar havalıydı kimbilir?
Otomatik telefonlar; nasıl haberler iletildi sizinle hııı anlatın bakiiim?


Kaneviçeleri işlemişler kullanmışlar şimdi pazardalar.


Terazi sen herşeyi doğru tarttın mı bakiim?


Pazarda beni en çok etkileyenlerden biri de siyah-beyaz fotoğrafların çokluğu.
Hiç düşünmemiştim sahipsiz fotoğraflara bakakaldım.
Topluluklar, kahvaltı masaları, düğünler, dans eden bir çift, saçları yüksek topuz yapılmış dizlerinde etek boyu olan elbiseli kadınlar...
Saçları biryantinli, rugan ayakkabılı, takım elbisesinin duble paçaları hemen hemen ayak bileklerinde, ince kravatlı beyler...
Kiminin adı yazıyordu, kiminde de imzalar vardı. Bilmem kimime hatıramdır diyen imzalar...
Biraz duygu yoğunluğu yaşamadım değil.


Bu da pinokyo bisiklet benim bundan da vardı.
:)))...


Daktilo nasıl bir mekanik sesin vardı senin çat, çat diye...


O günlerin teknolojisine göre plakların ses netliği hep hayranlık uyandırmıştır bende...


Yine bir aile fotoğrafı sahip çıkacak kimsesi kalmamış sanki.
Umarım satın alanlar onlara iyi bakar.
Yüzlerce hikaye çıkar bu fotoğraflardaki insanlardan hatta senaryo.
Amaaaan bilemedim yaa fotoğraflar ilgimi o kadar çok çekti ki duygusallaşmamak elde değil.
Sanırım fotoğraf konusunda hassaslığım üstümde.


Dikiş seti her evin ihtiyacı, düğme kutusu, iğnedanlık bizim dikiş makinamızın yakınlarında olurdu mutlaka.


Büyük bir boy aynası...
"Ayna ayna söyle bana" diyen kimler vardı acaba?


24 Mayıs 1960 tarihli Telgraf Gazetesi.
Haberlerde pek bi değişiklik  yok gibi.
Bir gün önce 6 kişi boğulmuş mesela.
Ama bir haber dikkatimi çekti:
İstanbul'da Bahar ve Çiçek Bayramı kutlaması yapılıyormuş o zamanlar.
4 Haziranda başlayacakmış.
Çiçek arabaları geçit töreni düzenleyeceklermiş.
Ne kadar güzel oluyordu kimbilir?


Bu sağdaki bavuldan bizim vardı.
Aynı renkteydi sanırım. Bir de yeşili vardı.


Aaaa çekilin bu benim bisikletim diyesim geldi gerçekten de bunun aynısıydı üstündeki sepeti bile böyleydi. Üç tekerli bisikletime binip hızlı gidicem diye ne çok burun üstü çakılmıştım oysa.
:)))))))...


Yaşlı bir teyze şu vazoya bi bakiiim diyordu.
Sanırım gençliğini, geçmişini, güzel anılarını arıyordu vazonun güzelliğinde :)
Ya da ben böyle düşünmek istedim.
:))


Daha geçtiğimiz hafta içinde uğradığım Optik te çalışan arkadaş bana Zenith' in gözlük camlarının çok kaliteli olduğunu söylemişti. Ben Zenith markasının dikiş makinası ve saat markası olduğunu biliyordum ama düdüklü tencere olduğunu bilmiyordum. Biraz karizmasını yitirdi gözlük camı markası olarak ben yine Zeiss yaptıriiim bari.
Tıpkı yıllar yıllar önce siyah-beyaz tv mizin bozulan tüpü değişirken markasının Nokia olduğunu gördüğüm gibi.
Değişime nasıl da ayak uydurmuşlar.
:)



Pikaplar, müzik dolapları nasıl da sessizce uzaklaşıvermiş yanımızdan?


Su şişesi ve dış sepeti ilgimi çekti bu köşede de...

***

Dediğim gibi çekingenliğim olmasaydı daha çoook çekerdim fotoğraflarını.
Antika halılar, mobilyalar, kaplar kacaklar, şişeler, pul koleksiyonları.
Kısacası ne ararsak vardı pazarda. 
Gelecek ay yeniden gitmeyi planlıyorum bunun kadar zevkli olmaz biliyorum.

***

Gezmek ve görmek güzeldi...
Fiyatları mı?
Hiç sormadım ki sadece sergi gezer gibi gezdim...
İnsanların hatıralarına fiyat biçilebilir mi?