27 Ocak 2013 Pazar

Bir Kitap...




Gençlik bir hayat devresi değil,bir akıl halidir.
Yıllar cildi buruşturabilir ancak,heyecanların bitişiyle ruh buruşur. 

İnsan kendine olan güveni,cesareti ve umudu kadar genç;

kuşkusu,korkuları ve bezginliği kadar yaşlıdır.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz.. 

İnsanları yaşlandıran,ideallerinin bitmesidir.
Bir insan hayranlık duyup sevebildiği sürece sonsuza kadar genç demektir...

Her mücadele, her yenilgi sizin becerilerinizi artırır. 
Yani her bir engel sizi daha iyi olmaya zorlayan arkadaşınızdır. 

Dönerseniz,vazgeçerseniz,onlardan kaçarsanız 
geleceğinizi fırlatıp atmışsınız demektir.

Vazgeçmek,sevdiklerinizin ihtiyaçlarını çalmanız demektir.

Duygularınızın efendisi olun ve sizi üzmesine izin vermeyin.

Değiştiremeyeceğiniz bir geçmiş geride dururken,
biçimlendirip sahip olabileceğiniz bir gelecek sizleri bekliyor.


Kitabın önsözü güzel bir motivasyon kaynağı. Okumak, özümsemek, yaşamak gerekiyor. Duygular, üzüntüler, hırsların yönetimindeki hayat acımasız davrandıkça, açılacak kapılar bir bir kapandıkça umudun ve aydınlık günlerin uzaklaşması insanı daha derinden etkiler.
Böyle zamanlarda okunacak güzel bir kitap. 

Geçici heveslerin değil kalıcı güzelliklerin gelmesi yakın. Herkes için bir gün mutlaka diyebilmek önemli. 

Evet 

Bir gün mutlaka.

Bir gün mutlaka kırgınlıklar tamir olacak...
Bir gün mutlaka mutluluk gelecek...
Bir gün mutlaka küsen, solan çiçekler başka bir saksıda da olsa yeniden açacak...
Bir gün mutlaka hayat herkese gülecek...
Bir gün mutlaka şarkılar ağlatmayacak...
Bir gün mutlaka...

Sertab Erener & Candan Erçetin - Yalnızlık Senfonisi (Live)


Anladım sonu yok yalnızlığın 
Her gün çoğalacak 

Her zaman böyle miydi bilmiyorum 
Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak 
Alışır her insan, alışır zamanla kırılıp incinmeye 
Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkmak 

Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte 
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette 
Bekliyorum bekliyorum bekliyorum 
Hadi gelin üstüme korkmuyorum 
Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte

Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette 
Bekliyorum bekliyorum bekliyorum 

Hadi gelin üstüme korkmuyorum 

Bulutlar yüklü ha yağdı ha yağacak üstümüze hasret 
Yokluğunla ben baş başayız nihayet 
Bulutlar yüklü ha yağdı ha yağacak üstümüze hasret 
Yokluğunla ben baş başayız nihayet 

Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte 
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette 
Bekliyorum bekliyorum bekliyorum 
Hadi gelin üstüme korkmuyorum 
Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte 
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette 
Bekliyorum bekliyorum bekliyorum 
Hadi gelin üstüme korkmuyorum





Çok yalnızım ama çook
Nasıl bir şey anlatamam
Öldüm mü hiç soran yok
Ben böyle yaşayamam...




"Now That Your Dollar Bills Have Sprouted Wings" from Beck's Song Reader



Çok ilham verici harika olmuş...


Frank Sinatra - If You Go Away

Sting - Ne me quitte pas (live)

Çiztanbul... Güzel Fikir...

Çiztanbul Defterleri...




http://ciztanbul.com/ciztanbul-defterleri/



"Gerçek bir deftere gerçek malzemelerle not almanın, yazıp çizmenin apayrı bir tadı vardır… Dokusuyla, kokusuyla, spontan etkilere açıklığıyla bambaşka bir yaratıcılık deneyimi sunar insana…
Çiztanbul defterleri ve yarışmamız sayesinde, hiç tatmamış yeni kuşaklara bu deneyimi ilk kez tattırmak, unutmuş olanlara ise hatırlatmak amacındayız."
Diyorlar.

Loreena McKennitt - The Gates of Istanbul (Turkish Subtitle)

Anahtar Öğütler...




 .Gürültü ve karmaşanın ortasından sakince geç, sessizlikte ne büyük bir huzur olduğunu hatırlayarak…
. Mümkün olduğunca ama teslim olmaksızın herkesle iyi geçin. 
· Doğru bildiğini sesini yükseltmeden ama açık seçik dile getir ve diğerlerine de kulak ver; ne kadar pırıltısız görünse de onların da bir hikayesi vardır. 
· Gürültücü ve saldırgan insanlardan uzak dur, çünkü onlar özüne sıkıntı verirler.
 · Eğer kendini başkalarıyla kıyaslayıp durursan; ya mutsuz ya da kendini beğenmiş olursun. Çünkü her zaman senden daha iyi ya da daha kötü durumda birileri olacaktır. 
· Planların kadar gerçekleştirdiklerinden de zevk al.
 · Kariyerine ilgini kaybetme; ne kadar basit olursa olsun, zamanın değişen değerlerine karşı gerçek hazinendir.
· İşinde temkinli ol, dünya sahtekarlıklarla doludur. Fakat bu temkinliliğin, sahip olduğun meziyetleri kullanmana engel olmasın; çok insan yüksek idealleri için çırpınır ve hayat her yerde kahramanlıklarla doludur. 
· Kendin ol. 
· Özellikle sevmediğin halde seviyormuş gibi davranma. 
· Aşka kırgın da olma; çünkü bütün hayal kırıklıklarına rağmen aşk çimenler gibi yeniden doğar hiç beklemezken. 
· Yılların geçişine saygıyla boyun eğ ve asaletle terk et gençliğin heveslerini. 
· Ruhunu güçlendir, beklemediğin anda gelen talihsizliklere karşı seni koruması için. Ama bu karanlık hayallerle kendini üzme. Pek çok korku bitkinlik ve yalnızlıktan doğar. 
· Kendine karşı nazik ol. Sen de bu evrenin çocuğusun, en az ağaçlar ve yıldızlar kadar. Sen fark etsen de fark etmesen de evren olması gerektiği gibi hareketine devam ediyor zaten. Bu yüzden Tanrı’dan ne anlıyorsan onunla barış içinde ol. 
· Çabaların ve emellerin ne olursa olsun,hayatın gürültülü karmaşasında barış ve huzuru kalbinden hiç eksik etme. 
· Bütün basitlikleri, yıpratıcılığı ve hayal kırıklıkları ile bile dünya çok güzel. 
· Neşeli ol. 
· Mutlu olmak için çırpın. 

*Max Ehrmann’ın 1927’de yayımlanan ‘Desiderata’ adlı şiirinin çevirisi. Çevirmeni bilinmemektedir.

Yunus Emre' den...



“Sen doğru yolda ol da, varsın sanan eğri sansın. Sen kendini bildiğin sürece, 
doğru insansın.”


Yunus EMRE

26 Ocak 2013 Cumartesi

Ütü Sanatı...


İlham Gelmiş Naapsın? 

Biz de gömlek, pantolon, çarşaf ütüleyelim. Adamlar neler ütülüyorlar? Ütüleyip neler çıkarıyorlar?

Tarihin Arka Odası izle 26 Ocak 2013, Habertürk'te Murat Bardakçı, Erhan Afyoncu ve Nurhan Atasoy Kanunî Sultan Süleyman, Şehzade Mustafa ve Pargalı İbrahim ele alınıyor,GazeteA24

Tarihin Arka Odası izle 26 Ocak 2013, Habertürk'te Murat Bardakçı, Erhan Afyoncu ve Nurhan Atasoy Kanunî Sultan Süleyman, Şehzade Mustafa ve Pargalı İbrahim ele alınıyor,GazeteA24


http://www.canlitv.tv/haberturk.html

İstanbul'un Yarım Kalan Ansiklopedisi...




Yarım kalan tarihi İstanbul Ansiklopedisi tamamlanıyor mu?

Kent ansiklopedisinin ilk önemli örneği olan ancak yarım kalan Reşad Ekrem Koçu'nun ömrünü adadığı İstanbul Ansiklopedisi'nin kayıp metinleri ve resimleri yıllar sonra keşfedildi ve tamamlanması ümidi doğdu




Reşad Ekrem Koçu’nun yarım kalan şaheseri İstanbul Ansiklopedisi'nin kayıp metinleri gün ışığına çıktı. Koçu, büyük özveri ve kişisel çabasıyla iki kez yayınlanması için mücadele verdiği ansiklopedinin yayımını ölümüne kadar sürdürmüş ancak “Gökçınar” maddesine kadar gelebilmişti.
1958-1971 yılları arasında 11 cilt olarak yayımlanan Reşad Ekrem Koçu’nun efsanevi İstanbul Ansiklopedisi Pelin Esmer’in filmi '11’e 10 Kala'da da karşımıza çıkmıştı.
Sahaf Emin Nedret İşli, 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisi'nin 9. sayısında kaleme aldığı "Kültür Hayatımızın Dinmeyen Yarası: Reşad Ekrem Koçu ve Tamamlanamayan İstanbul Ansiklopedisi" başlıklı makalede, Koçu'nun Ansiklopedi'yi yazım serüvenini ve vefatından sonra kaybolduğu iddia edilen nüshalarla ilgili yaşanan ilginç gelişmeleri anlatıyor.
İşli, arşivin Bab-ı Ali'de yayıncılık yapmış, Koçu'nun evlatlığı Mehmet Koçu'nun da yanında çalıştığı bir ailede olduğunu söylüyor. Telifi ve bürokratik konuları halleden Kültür AŞ, ansiklopedinin tamamlanmış 11 cildini ve kayıp olduğu söylenen maddeleri sponsor bulduğu takdirde yayımlayacak.
KAYIP DENİLEN KABACA TASNİF EDİLMİŞ METİNLER BULUNDU
İstanbul Ansiklopedisi'nin kayıp denilen metinleri, dokümanları, resimleri aslında sessiz sedasız bekliyormuş. Araştırmacı Nedret İşli, zarflarda bekleyen maddelerin, notların ve resimlerin köklü bir aile tarafından muhafaza edildiğini ve az bir kısmı hariç günümüze kadar ulaştığını söylüyor. Bugün bu ailenin müstakil bir mülkünde muhafaza edilen, kabaca tasnif edilmiş olarak korunan kıymetli arşiv bir hazine niteliği taşıyor. Ortaya çıkan nüshalar şayet yayınlanabilirse Koçu'nun bir ömür boyu peşinden koştuğu hayali de gerçekleşmiş olacak.

http://resatekremkocu.blogspot.com/

Turkish oud songs (oynatma listesi)



Türk Sanat Müziği Sevenlere...

Ney ve Tanbur _ Enstrümantal Müzik ..

Kurtuluşu Aramak...


Bir umut, bir nefesti belki beklediği kendini hayata bağlayacak bir ipin ucuydu istediği. Elini uzatsa tutacaktı. O kadar yakındı ki her an yakalayabilirdi.
Cesaretini toplayıp elini uzattı. Olmadı o yaklaştıkça bir adım daha uzaklaştı hayat. Sahi neydi hayat? Nefes almak mıydı sadece? Yoksa karnını doyurup akşama kadar avare dolaşmak mıydı?
İkisinin de hayat tarifinde yeri olmadığını biliyordu.
Dibi olmayan bir kuyuya düşüp  sürekli derine hep derine mi gitmekti?
Yok muydu bir çaresi? Yok muydu bir sonu? Fizik kurallarına o kadar kaptırmıştı ki kendini dibe vursa, dibi bulsa o hızla yukarı zıplayacaktı.
 Olmadı olamadı bir türlü.
Uğraşsa da, didinse de olamadı.
Oysa gereken herşeyi yaptığına inanıyordu.
Eksik olan neydi?
Güven mi?
İstek mi?
Beceri mi?
Eksik olan bir şey vardı.
O da bulamadı.
Bunalımın dibine doğru inerken çabaladıkça battığının farkındaydı.


Bu yazıyı nette dolaşırken buldum. Ne kadar umutsuz, ne kadar zor bir hayat ki yazana bu duyguları yaşatmış... Umarım bir an önce kurtulmuştur bunu yazan...

Ibrahim Maalouf SHADOWS - Vidéo Dailymotion

Ibrahim Maalouf SHADOWS - Vidéo Dailymotion

Ibrahim Maalouf - Naga

Aslında...

‎
"En güçlü kişilerin genellikle en hassas olanlar
olduğunu biliyor muydunuz? En fazla nezaket
gösterenlerin, aslında kaba davranışlara
maruz kaldığını? Sürekli başkalarıyla
ilgilenenlerin aslında ilgiye en çok ihtiyaç
duyanlar olduklarını? Söylemesi en zor üç
sözün “Seni seviyorum!” “Özür dilerim!” ve
“Bana yardım et!” olduğunu? Biliyor
muydunuz? Bazen birinin mutlu görünmesi
mutlu olduğu anlamına gelmez; yüzündeki o
gülümsemenin ardına bakarsanız, belki
aslında ne kadar acı çektiğini görebilirsiniz."

Yolculuk...

Bütün yolculukların anasıdır kendine yolculuk…
Ve varabileceğin tek sığınak yüreğin…

Nazan BEKİROĞLU-Mor Mürekkep




Nazan BEKİROĞLU-Mor Mürekkep

Altı Çizilmiş Satırlar

Cemil Meriç, “sanat aşka benzer” diyor, “ikisi de kandırmaz susatır.” Öyle diyorsa öyledir; ama bir büyük farkı gözden kacırmamalı: Aşk bencildir, kıskanç; sanat diğerkâm. Aşk özeldir, paylaşılmak istenmez sevgili. Sanat, o paylaşılmak istenir. İyi müziğin, iyi resmin karakteristiğidir yanındakini dürtmek: Bak ne güzel! Elimizde bir kitap, onu okutacak başkalarını ararız. Beğendiğimiz filmi başkaları da görsün ve sevsin isteriz.

Onun için çizip dururuz altını okuduğumuz satırların, bizden sonra okuyacaklara bir sesleniş: Bak senin için çizdim altını şu satırların. Bak!

Ancak bu çiziş, farklı bir yolculuğun da başlangıcıdır aynı zamanda. Çünkü altı çizilmiş her satır böylece kendi bütünlüğünden çıkmış ve bir daha geri dönse de farklı bir yükle yüklenmiştir artık. Kendi ruhumuza dair yeni bir okuma, dahası yeni bir yazma. Alın işte, ben bu satırların altını çizdim. Yani böyle okudum bu kitabı. Farklı bir bütünlük, yeni bir yolculuk. Çünkü bu kitabı okuduğum şu sıralarda ben böyleyim. Böyle bakıyorum dünyaya. Ve kendi kendimin izini sürüyorum sizin satırlarınızda. Ama aynı kitabı bir daha ki okumamda ayni satırların altını çizeceğimi hiç garantileyemem. Demek aynı kişi tarafından farklı zamanlarda okunan aynı bir kitap, okuyan eğer farklı iki kişiyse, farklı iki kitaba dönüşebiliyor. Güzel.

Bunu bir kere fark edince herhalde artık yazar, kendisine satir altları bizzat tarafından çizilmiş bir nüsha ayırdıktan sonra kitaplarını dağıtıma vermelidir. Ve sonra kendi altı çizili satırlarıyla hoşça bir uyum içinde olan okuyucu nüshasını aramaya çıkabilir. Buldunuz mu? Uyuşuyor mu? İşte okuyucunuz, ondan asla vazgeçmeyin. Sinderella’ nin camdan pabucu, birisinin ayağına uyacaktır nasıl olsa. Ya da zavallı kız, ocağın külleri karşısında. Ayağına uyacak bir cam pabuç? Kapı mutlaka calınacaktır, mutlaka. Masal böyle.

Masalı boş verin; Tarkovski Mühürlenmiş Zaman’ın Giriş’inde “Bir kez olsun aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan birbirini hep anlayacaktır.” diyor, “Bunlardan biri buzul, diğeri ise isterse atom cağında yaşamış olsun.” Abartılı mı? Kitapların satır altlarını çizmekle eşanlamlı az daha abartmayla.

Verin kitaplarınızı sevdiklerinize, arkadaşlarınıza, dostlarınıza (satir altları çizili nüsha sizde kalsın.) Başlasın satırların altını çizmeye. Sonra karşılaştırın sizdekiyle. Eğer altı çizili satırlarınızın en az dörtte dördü birbirini tutmuyorsa terk edin onu. Ya da izin verin o sizi terk etsin.

Bırakın sevdiklerinizi, dostlarınızı bir yana, kendinizi sağlayın zamanın tezgahında. Siz. Bakalım o siz misiniz? Alin elinize bir yıl evvel okuduğunuz kitabı. Başlayın yeniden çizerek okumaya. Bitirdiğinizde eğer satır altları çift çizgiyle çizilmis oluyorsa siz o bir yıl önceki sizsiniz demektir. Yok eğer tek çizgiler uzanıyorsa satır altlarında, siz o bir yıl evvelki siz değilsiniz. Peki bunun yorumunu kim nasıl yapsın? Arada çeşitli yüzdelerle ifade olunabilecek bir yığın ihtimal vasati, bakin şöyle:

Aynı kitabı yeniden okuma, tek çizgili satır altlarını çift çizgili satır altlarına dönüştürmekten ibaret bir okuma anlamına geliyorsa, a- Hep ayni kaldınız, b- Çoğalamadınız hiç, büyüyemediniz, c- Yenileyemediniz kendinizi, d- Kendinize bir şey ekleyemediniz, e- Tebrikler, kendinize sadıksınız, f/g- Hepsi / Hiçbiri.

Ama ayni kitabi yeni okuma, tek çizgiyle çizilmiş satır altları armağan ediyorsa size, yani o okuma bu okumayı tutmuyorsa: a- Değiştiniz, b- İhanet ettiniz kendinize, c- Eksildiniz, tükendiniz, terk edin kendinizi, d- Tebrikler, yenilenmişsiniz, e/f-Hepsi/Hicbiri. Neyse! Artık bunların hesabını herkes kendisi çıkarsın. Kayıp ve kazanca karar verecek olan sizsiniz.

Lakin korkarım yazar nüshası, o, hiçbirine uymayacak. Farklı vurguda nüshalar üretilecek biteviye. Cocteau diyor; halk bir sairi onu ancak yanliş anladığı için sever. İyi işte. Zaten şiir de, roman da, hikaye de, okuyucuda daha evvelden mevcut yaşantıların yeniden yaşanılır kılınabilmesi değil mi? Kişi romanı ancak kendi tecrübesine göre okumuyor mu (John Gross). Ülkeler de kitaplara benzemiyor mu, kitaplara ve insanlara; onlarda da aradığımızı bulmuyor muyuz sadece (Cemil Meriç). Neticede okuyucu sadece kendi bildiğini okumuyor mu? Yazar ne yazar!

Kuskusuz satır altlarını çizerek okuma bir yazara yapılacak en buyuk haksızlık. Onun çizdiği güzergahın dışında bir yolculuk. İşaret ettiğinin dışında bir fark ediş. Bir yanlış anlama dahası. Ama aynı zamanda bir yazara verilebilecek en buyuk armağan da satır altlarını çizerek okuma. Eco diyor ya; bir yazarımutlu edebilecek şey, metninde kendi düşündüklerinin fark edilerek okunmasıdır; bundan daha fazla mutlu edebilecek şey ise, yazdıklarında kendi düşünmediği ama okuyucu tarafından önerilen şeylerin varlığını fark etmesidir diye. Kim kendi hikayesinden aynı sözcüklerle farklı ve yeni bir hikaye çıkarılmasina itiraz edebilir ki?

Sahi siz ne yapıyorsunuz şu altını çizdiğiniz satırları? Kabul buyrun lütfen, ben bugünlük sizle paylaşacağim:

“Kalk gidelim seninle şu bahar ikindisi, kalk gidelim geçip bu kenti boydan boya, bak konuşalım seninle, her şeyden, yasama sevinci bu, bak…”, M. Duras, Yesil Gozler.

Nazan Bekiroğlu / Mor Mürekkep