İyi akşamlar hepimize...
Daha internetim bağlanamadı maalesef...
Onun için sınırlı gelip gitmelerim bloguma.
Yazacak, paylaşacak o kadar çok şey birikti ki.
Yeniden en kısa zamanda görüşmek ümidiyle...
Şimdilik hoşçakalın.
27 Kasım 2015 Cuma
23 Kasım 2015 Pazartesi
21 Kasım 2015 Cumartesi
11 Kasım 2015 Çarşamba
Taşınmak...
Başlı başına yorucu, sevimsiz bir süreç zaten bir de wi-fi bağlantısı yoksa offf.
Arada sırada uğradığın blogun seni böyle üzgün, mutsuz, yalnız ve suyu çekilmiş değirmen gibi bekler durur.
:/
Zar zor telefonundan yazmaya çalışırsın.
***
Neyse efenim sağlık olsun diyip sevgi ve mutluluk dolu güzel günler hepimize gelsin.
:)
Arada sırada uğradığın blogun seni böyle üzgün, mutsuz, yalnız ve suyu çekilmiş değirmen gibi bekler durur.
:/
Zar zor telefonundan yazmaya çalışırsın.
***
Neyse efenim sağlık olsun diyip sevgi ve mutluluk dolu güzel günler hepimize gelsin.
:)
9 Kasım 2015 Pazartesi
İyi Akşamlar...
Yeni evimizin yeni manzarasıyla hepimize iyi akşamlar diliyorum.
Bundan sonrası için umutla, sevgi ve mutlulukla geçen güzel günler olsun...
31 Ekim 2015 Cumartesi
Bu Sabah...
Penceresinden yağmurun yağışını çektiğim,
yemyeşil bahçeli sitedeki evimizde son sabahımız.
İlk geldiğimiz günü hatırladım.
Tam tamına 7 sene önce.
Çok zorlandığım halde nasıl da alışmışım.
Yeni bir ev, yeni bir hayat, yeni bir yol...
Acısıyla, tatlısıyla bir dönem daha sona eriyor.
Allah cümlemize hayırlar yazsın, hayırlar göstersin inşallah...
Gidiyoruz işte biraz sonra taşıyacak insanlar gelecek...
:)
29 Ekim 2015 Perşembe
Heeeyyy... Arkadaşlarrr!!! ...
Nooluyoruz?
1Kasım benim doğumgünüm...
Hiç bu kadar milletin dilinde olmamıştı o gün.
:))))
Türkiyemle ben aynı burçtanız.
İkimiz de Akrep burcuyuz.
Ne güzel...
1Kasım benim doğumgünüm...
Hiç bu kadar milletin dilinde olmamıştı o gün.
:))))
Türkiyemle ben aynı burçtanız.
İkimiz de Akrep burcuyuz.
Ne güzel...
Bugün Cumhuriyet Bayramı...
Nasıl da taşınma kargaşasına geldi öyle...
Neyse ki çok geç kalmış sayılmam...
:)
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Günaydınlar...
Sabah ezanlarının o eşsiz sedasıyla uyandığımız yeni bir güne daha merhaba...
Küçük bir mola verdiğim bloguma geri dönüp her şeyi baştan sona yazmak istiyorum.
Şu anda değişik yeni bir hayata daha başlamanın verdiği heyecan içindeyim.
Ev taşıma telaşı var.
Yerleştikten sonra inşallah yine eskisi gibi faal ve bol bol burada olacağım.
Yazın çektiğim bu fotoğraftaki narlar görüntü itibariyle çok etkileyici gelmişti bana.
Hayat dediğimiz o anlaşılmaz sert kabuğun altındaki güzelliğe ulaşmak biraz zaman alsa da umudumuzu kaybetmeyelim.
En güzel dileklerimle sabahımız hayrolsun mutluluk ve sevgi bizimle olsun.
Hadi bakalım yeni ev, yeni hayat seni bekliyoruz...
Zara ve Ekrem Düzgünoğlu söylüyor...
"Sabahın seherinde ötüyor kuşlar..."
Ne güzel söylemişler ses uyumu çok güzel olmuş...
Dinleyelim.
22 Ekim 2015 Perşembe
Günaydınlar...
Herşeyin gönlümüzce olduğu güzel sabahlar...
:)
Sabah neşesi radyomu açtım dinliyorum.
:)
Ayça ve Toni Enişte harikalar.
Dinleyin tavsiye ederim.
21 Ekim 2015 Çarşamba
20 Ekim 2015 Salı
لا تحزن - Senai Demirci - Üzülme
Lâ tahzen...
Üzülme! Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.
Üzülme!
Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.
Üzülme!
Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki...
Üzülme!
Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki... Gözden çıkarmamış olmalı seni.
Üzülme!
Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.
Üzülme!
Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki... Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.
Üzülme!
Seni bir "İşiten" var. Seni senin kendini bile sevmenden önce O sevdi seni. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.
Üzülme!
Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin? Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.
Üzülme!
O'nun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan gözleri yaşlar içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: "Lâ tahzen, innAllahe meânâ."
Üzülme!
Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. "Rabbin sana küsmedi ki..." Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. "Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki..."
08 Mart 2009
Üzülme! Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.
Üzülme!
Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.
Üzülme!
Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki...
Üzülme!
Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki... Gözden çıkarmamış olmalı seni.
Üzülme!
Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.
Üzülme!
Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki... Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.
Üzülme!
Seni bir "İşiten" var. Seni senin kendini bile sevmenden önce O sevdi seni. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.
Üzülme!
Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin? Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.
Üzülme!
O'nun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan gözleri yaşlar içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: "Lâ tahzen, innAllahe meânâ."
Üzülme!
Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. "Rabbin sana küsmedi ki..." Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. "Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki..."
08 Mart 2009
Sabahın Hayrı... Akşamın Şerri...
Lanet olası kör şeytan sana yenilmeyeceğim...
Allah' ıma isyan etmeyeceğim bizleri yaratan Rabbim elbet ışığa ulaştıracaktır.
19 Ekim 2015 Pazartesi
Sâmiha Ayverdi...
"...Kapını aç, kapını aç...Sana geldim, kapını aç...
Bu dünyadan o dünyâdan, aldım boyum ölçüsünü...
Ezel, ebed arasında, nice eyyâm gezip tozdum...
Sığamadım dü-âleme, sana geldim, kapını aç...
Yoldaşım var, çift kişiyim, günâh benden hiç ayrılmaz.
Tek değilsem N’olur sanki? Yer gök sığmış o kapıya...
Bizi de al kapına aç, kapını aç....kapını aç...”
Hancı’dan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








