6 Temmuz 2018 Cuma

Anılar Yolundayım Yine...



Merhabalar, mutlu geceler...
Geçtiğimiz hafta sonu yaptığım yolculuk sırasında 
'- A_aa ben bu konuyu blogumda neden hiç paylaşmadım ki?'
diye düşündüğüm yazıma başlıyorum efenim.

***
Otobüs yolculukları bana hep geçmişi hatırlatır ...
Yollar aynı, dağlar tepeler aynı, başını cama dayadığında hissettiğin kafanı cama vura vura yaşadığın tıngırtılar aynı...
Tüm hepsi aynı olduğu için heralde
çocukluk çağlarımda sayısız yaptığım yolculukları illa ki hatırlarım.
:)
Aklıma gelenler neler neler...
:)
İhtiyaç molasına daha çok uzun zaman ve yol varken sıkışıp koca otobüsü durdurmak mı dersiniz, otobüsteki herkesin sanki sizin durdurmanızı beklemiş gibi dışarı çıkmasını mı dersiniz,
muavinlerin yattığı en arkadaki camın önündeki uyuma alanının rahatlığı mı,
hangisini anlatayım ki?...
Küçüklüğümde ki yolculuklarıma dair en çok kızıp, sinir olarak hatırladığım şey bana bilet alınmamasıydı dolayısıyla ya annemin, ya da babamın kucağında yolculuk yapacak olmak beni sinir ederdi.
Bana niye bilet almıyorsunuz diyerek tepindiğimde 
"-İşte kızım senin biletin burada bak!"
 diye kendi biletini gösteren rahmetli babama ağlaya ağlaya 
"-Sen nereye oturacaksın pekiii?" 
sorusunu sorduğum zamanları hiç unutmam.
Annem garibimi otobüs tutardı yolculuk yaptığı zamanlar resmen hasta olurdu kadıcaaz.
Otobüste sigara yasağının akla dahi gelmediği zamanlardı o zamanlar, çocuklara bilet alınmadığı bırakın şimdiki gibi kemerleri bağlamayı şoförün yanına konulan taburede yolculuk yapıldığı zamanlar. 
Sonradan zemine sabitlenen hostes koltuğu da denilen muavin koltuklarında yolculuk da çok hoştu doğrusu.
"-Sen kaç yaşındasın bakiim? le başlayıp tuttuğum futbol takımına kadar öğrenen meraklı, öyle çok şoförle ahbaplık kurmuştum ki sohbetler ede ede o günlerin şartlarında 8 saat süren yolculukları hep sıkılmadan bitirmişimdir.
En çok gece yolculuklarını severdim. 
Hem erkenden uyumazsın, hem de ışıklı, ışıltılı yol hep bi güzel görünüp hayal kurmama sebep olurdu.
Dinlenme tesisine geldiğimizde koşa koşa o anlatılması imkansız pislikte olan WC lere koşar yine aynı hızla fırlar dışarı çıkardım.
Annişkomun otobüs tuttuğu için asla tadına bile bakamadığı,
evden özene bezene hazırladığı mamalarımızı 
getirilen zehir gibi acı kaynamaktan kopkoyu olmuş çaylar eşliğinde afiyetle yerdik. 
Tabii o zamanlar her nasılsa "çaylar şirketten" di.
Şimdiki gibi otobüsün koridorunda servis masası dolaştırıp ne arzu edersiniz efendim diyen muavinler yoktu. 
İçi çiğ mazot kokan otobüslerde, içilen sigara dumanının ayakkabıdan çıkarılan ayak kokusuyla harmanlandığı bir havada zorlu bir yolculuk bizleri beklerdi ve motorun gürültüsünden, teypte çalan müzik cızırtılı hoparlörden güçlükle duyulurdu.
Buna rağmen yola dalıp gidince ne koku kalır ne duman hep güzel bir hayale dalınır yol da böylece yük olmaktan çıkardı...
Mercedes 302 otobüslerde yolculuk böyleydi işte.
Daha ne ayrıntılar yaşamışımdır kimbilir ama en aklımda kalan anılarım bunlardı.

***


Oysa şimdiki yolculuklar çok özel hissettiriyor insana kendini.
Rahat salon denilen 2+1  koltuklarda özellikle yalnız yolculuk yapıyorsanız tek koltuklarda şık ve sorunsuz, her şey müşterinin rahatı için kurgulanmış güzel yolculuklar yapıyoruz. Klimalarla serin, mis gibi bir ortam, kulaklığın kulağında gözün tv de ister film izle ister müzik dinle her şey harika.
Daha yolculuk başlar başlamaz ikramlar yapılıp da kendimizle kaldığımızda başlayan o özel olma hissi "-Ay bu yolculuk hiç bitmesin!"dileğini de aklımıza getirmemize sebep oluyor doğrusu.

Camdan yola baktığımda hele de kafamı cama dayayıp geçmiş yolculuklarıma, anılarıma da yolculuğa çıktığımda beni mutlu eden bir hale dönüşüyor ve yine yol yük olmaktan çıkıyor.

Uçaklar kadar havalı olmasa da otobüslerin de bu yeni hali mükemmel.

***

"-Eskiden böyle miydi azizim?"
ile başlayan, 
"- Ama şimdi harika!!!"
 ile sonlanan bir yazımı daha burada noktalıyorum. 
Şu anda yolda olan tüm yolculara, uykusu hiç gelmeyen tüm şoförlere, muavinlere selam olsun...
Hayırlı yolculuklar efenim...

Hiç yorum yok: