17 Ekim 2020 Cumartesi

Gece Gece...

Azerbaycan' ın Gence ve Mingeçevir yerleşim bölgeleri Ermenistan tarafından füze atışıyla vuruldu.

Ay Allahım nasıl bir can pazarı yaşanıyor böyle...

Noolursun yardım et Rabbim...

15 Ekim 2020 Perşembe

Radyo...

Radyo...


Aslında ben öyle zannetmemiştim söylemişlerdi.
Anlatılanları duyduktan sonra da hep bi merak duygusuyla arka kapağını çıkarıp en ince ayrıntısına kadar incelemiştim. Tellerden ve birbirine bağlı büyük boy pillerden başka bir şey yoktu içinde. Yalandı işte beni kandırmak için söylemişlerdi… 
Neden mi bahsediyorum tabii ki radyolu günlerimizden. 

-İçinde küçük küçük insanlar varmış onlar konuşuyormuş biz duyuyormuşuz.
-Hııı!!!!
-Yok canım olur mu öyle şey, ne yer ne içer o insanlar hem o kadar küçük şeyin içine nasıl girer? Nasıl yaşarlar deli mi bunu söyleyenler? 
Gerçekçiliğiyle düşünürken ben, yine de bir ara şüpheye düşüp  a a acaba doğru mu söyledikleri diye bir kere bakmıştım içine. :D :D :D 

İtiraf edin benden başka birileri de aramıştır içinde olduğu söylenen küçük insancıkları. :))))

Hani bulsam naapacaktım o da ayrı bir konu. 
Hep o minik koltuklar ve önlerinde mikrofon olan minik insanların o koltuklarda oturup konuştuklarını görmeyi hayal etmek hem komik hem de güzeldi doğrusu. 

Bir müzik aşığı iseniz ve dinlemek istediğiniz şarkılara ulaşmak için tek kaynağınız radyoysa böyle üzerine düşer neresinde ne var karıştırırsınız.
Radyomuzun üstünde yazan ülke başkentleri ve başlıca büyük şehirleri hep görmek isterdim mesela. 
Soldaki düğme açma kapamada ve ses ayarlamada kullanılırdı. Düğmenin çevresini kaplayan bir büyük düğme daha ışığını yakardı.  Sağdakiyle ise bas ve tiz ayarını yapar dıştaki halkasıyla da radyo kanallarını arardık. Orta bölgede şehirlerin ismi yazılıydı. Moskova vardı, Girne vardı en sağa doğru Liverpool, Newyork, İstaMbul  hatırladıklarım. O isimleri okudukça bile gitmek, görmek, gezmek isteğimi yenemezdim bir türlü. 
Civu civur cıv frekans ayarlama sesiydi. Ortadaki büyük beyaz dişleri bastıkça üstüne çat çat ses çıkarırdı kanalları ayarlamak için kullanırdık. Hemen hemen her evde olurdu. Çoğu evde ise yüksekçe bir yere konur ayarlarına ve düğmelerine yalnızca babalar dokunabilirdi.
Bizde biraz farklıydı bu durum babam pek ilgilenmezdi hep bana seslenirdi 
-Betül radyoyo aç, şu kanalı ara diye.
Pilini bile ben değiştirirdim o derece yani. 
Havanın güneşli ve güzel zamanlarını bilirdi nedense...
O zamanlar Polis radyosunu çok severek dinlerdim. 
Tok bir kadın sesi "r" harflerinin üstüne basa basa 
-Burrası Türrkiye Poliss RRadyosu! derdi. 
Kayıp ilanlarını dinlerdik önce sonra da yasaksız istediğimiz türdeki şarkılar sıralanırdı...
Tabii o zamanlar TRT de yasaklı şarkılar çalınmazdı.

Bir de Kıbrıs’ ın Bayrak Radyosunu severdim. Şansım yerindeyse uzun süre dinlerdim. Yoksa o ses bir gider bir gelir bir hışırdar bir netleşir sinir ederdi.
Arkası yarınlar,  radyo tiyatroları, sanat müziği konserleri hiç bırakmadan takip ettiğimiz programlardı. 
Bizim radyomuzun markası Sierraydı. :D

Ahhhh şimdi teknoloji ne kadar da değişti.
Radyo konusuna da nereden mi geldik? 

Son zamanlarda radyo keyfi denince http://www.aycaevhali.com/  @radyo_karavan ' dan başkası gelmiyor aklıma...

:)
Teknolojik aletlerle ilgili başka yazılarım da olur inşallah.
Yazıma burada son verirken Zeki Müren' in radyodan dinlediğimiz vurgulamalı veda mesajıyla bitireyim:

Sevgıyle kalın efendim.

Sezen Aksu - Akşam Güneşi - 2012 Orijinal Şarkı "Orhan Gencebay İle Bir ...


Daha önce paylaşmışımdır olsun yine paylaşayım ben.
Çok güzel bir şarkı...

13 Ekim 2020 Salı

Ayrancı Antika Pazarı...

Her ayın ilk Pazar günü meraklılarıyla buluşan 
Ne zamandır istediğim Ayrancı Antika Pazarı' na gitmek bu ay nasip olabildi.
Ağızlarda maskeler, ellerde dezenfektanlar sıkı bir tedbirle dolaştık sevgili kuzucuumla.
Bu benim ikinci gidişim. 
Çocukluğumdaki bir çok eşyayı yeniden görürken, aralarında dolaşıp:
"-Heeeey ben geldim nasılsınız?"
dememek için zor tuttum kendimi.
Zira eşyalarla konuşmak biraz sıra dışı da, onlar bizimle konuşursa işte o zaman felaket olur.
:D

Ne çok şeyi tüketmişiz.
Ne çok şeyi eskitmişiz ve ben özellikle ne çok şeyi elden ve hayatımdan çıkarmışım.
Kimini eskidiği için, kimini artık işime yaramadığı için ve kimini de başkalarına lazım olur diye.
Eminim pazara giden herkes aynı sözleri söylemiştir.
"-Aaaaaa bundan bizim de vardı."
Vardı evet de şimdi artık yok.
Her fotoğrafın altına neler neler yazmak isterdim.
Bütün duygularımı, özlemlerimi dökmek isterdim de nutkum tutuldu maalesef 
hep böyle oluyor nedense...
Yine de yazarım ama ağlamaklı, ama neşeli.
Sürç-i lisan olursa affoluna...
...




İlk dikkatimi çeken naylon ayakkabılar oldu. 
Benim hiç olmadı böyle ayakkabılarım ama yaşadığımız ilçede tarlaya, 
bahçeye, pazara giyen o kadar çok kişi var dı ki.
Özenip niye benim de yok bundan diye mızmızlandığım çok olmuştur.
Geride duran mavi çaydanlığı hatırlayan var mı?
Sobanın üstünde güzel güzel çayımızı demlerdi...
Şimdi bizim bundan yoktu diyen olur mu acaba?



Bizim nesilde olup da 
içinde küçük küçük insanların olduğunu zannedip 
arka kapağını açmayanımız olmamıştır sanırım bu güzel antika radyoların.
Işığı yanan radyo en afilisiydi o zamanların.
Üzerinde yazan ülke başkentlerine gitmek hayali ile dolar taşardım ooof of.


Terazi sen neler tarttın şimdiye kadar kim bilir.
Keşke insanların karakterleri de görünen, tartılabilen bir şey olsaydı.
Ama maalesef yok öyle teknoloji daha gelmedi dünyaya...


Sana Yağ margarinin adıydı bir zamanlar.
Başka marka da olsa adı sanayağ dı.



Oyuncaklar.
Arabalar ilkokuldan bir arkadaşımın babası yurt dışından getirmiş 
bu minik minik arabalardan.
Allahım ne çok severdi.
Sadece uzaktan bakmamıza izin verirdi. 
Kapıları, bagaj kapakları açılabilen güzel arabalardı.




Minik, minik defterler.
1959, 1963, 1973

Atam'ın asil duruşuyla süslediği minik defter hariç
diğerlerinin yıllarında 
ben daha dünyada değilmişim bile.



Bu takım olduğu gibi hoşuma gitti. Çok zarif, çok güzel.
Ama almadım...



Metal kutular bizim hep dantel kutumuz olurdu.
İçine yumak, tığ ve motif modelimiz sığardı.



Buradaki çantaya da vuruldum. 
Goblen çanta benim gibi çanta sever bir çok kişinin dikkatini çekmiştir herhalde.
Porselenler de harikaydı bu arada.
Hele o tarihi evlerin olduğu tablo ile hepsi bir arada çok daha şık duruyorlardı.
Çantayı alıp da ayırmak istemedim.
(Tamamen duygusal)
:)


Eskilerin likör takımı.
Bizde yani annemde vardı onun mürdüm rengi olanından.
Taşınırken kırılmış bizimkisi.



5 TL seninle ne çok şeyler alınmıştır vakti zamanında kim bilir...



The Beatles plaklar o kadar çoktu ki her birini ayrı ayrı 
fotoğraflamak için çok fazla zaman gerekiyordu...



A.aaaa işte bu zarif porselen takım çok şıktı...



Kahve değirmeni.
Bizim de vardı aynısından 
annem rahmetli  karabiber öğütmeye başlayıncaya kadar kahve için kullanıldı.
İnsanın ellerini çok fena yapardı ama.
Kahve tanesi bir sıkıştı mı çok zorlardı...



Abajurlar böyle toplu halde ne kadar harika duruyorsunuz öyle.



Kaneviçe işlemeli örtüleri de satıyorlardı.
Binbir emek, el işçiliği, göz nuru.
Çeyizimdekileri düşündüm de bir iki nesil sonra benimkiler de antika olur mutlaka...



Bu kez 10 TL ler. Nasıl da harcanmadan özenle saklanmışlar...



Masa saatleri, et değirmeni ve daktilo ne ihtişamlı bir yapın vardı senin.
Oradaki küçük tv yi de göz ardı etmemek lazım tabii 
siyah-beyaz da olsa döneminin güzel aletlerindendi.



Eski gazeteler.
Pirinç kakma desenli kutu.


Dikiş makinesinin ayağı çok güzel masa olmuş.
Ve o dipteki gırgır mı?
:)
Gırrr gırrr evleri, halıları süpürürdük...
Şimdi çok şükür Katya var.



Bant kayıt makinesi galiba...
Bu benden eskiymiş gibi.
:D



Bu sepete bayıldım. 
Bizim yaramaza az daha alıyorduk ama girmez, kullanmaz diye almadık.



Sini.
Anacıımın akrabasına bayram ziyaretine gitmiştik
 ben küçükken bir kurban bayramında.
Bu tepsinin aynısının üzerine yine bakır kapaklı eskiden adına mertibane denilen sahanlarda 
kavurma, yaprak sarması ikram edilmişti.
Ve kapaksız olanında da baklava konmuştu...
Gelen misafirlere aile aile önlerine bu tepsilerle ikramlıklarını koyup ağırlamışlardı. 
Amaaaaaan yine nerelere gittim ben yıllar öncesine...
O kavurmanın kokusu da geldi burnuma şimdi.




Bu anane ve dededen bizim evimizde de vardı 
annem kendisini ve babamı simgelediği için çok severek almış.
Çok eski değil, antika hiç değil ama ben de bizimkini hatırladım bunu görünce.
Ne yazık ki önce babam, 
sonra da annem bizi bırakıp gidince bi göresim gelmedi bu bibloları.



Testi, radyo, fener, semaver, bakır kapaklı yoğurt kabı 
izlemekten bıkmayacağım ve yaşanmışlıkları olan eşyalar...



Evlerinde bu tepsiden olup da hayal kurmamış çok az çocuk vardır her halde.
Bu manzarası muhteşem balkon sanki bizim evimizin balkonuymuş gibi,
çiçekler bizim balkonumuzda yetişmiş gibi uzaktan gelen yelkenliye el sallıyormuşuz gibi.
Hem annemin vardı, hem de kayınvalidemin.
Anneminki çok eskidiği için taşınırken atmıştı sanırım.



Siyah - beyaz fotoğraflar.
Siz kimsiniz, hikayeleriniz ne?
Ne zaman ayrıldınız bu dünyadan?
Ayrılmasanız o anlık hatıralarınıza sahip çıkardınız mutlaka.
Anacııımın da vardı bir çok fotoğrafı ama bulamadık evinden çıkmadı bir türlü.



Telefon...
Otomatik üstelik.
Numaraları çevirirsin ve karşındaki kişi alo der...
:)
Ne büyük konfordu o zamanlar telefonla aramak, aranmak,
haberleşebilmek...



İngiliz tarihini hatırlatan masalsı dans eden çift figürlü porselen biblo...
Gerçekten şık ve ihtişamlı duruyorsunuz...



Haydin yolculuğa hazır mısınız?
Mavi bavulun yeşiliyle altındaki iki renk kahverengili olandan bizim de vardı.
İçi çıtalardan, dışı deriden oluşmuş ağır mı ağır bavullar.
O zamanlar tekerlekli bavul yoktu nedense bütün ağırlığıyla elde taşınırdı kolları,
boyunları, omuzları mahfede mahfede...


***

Veee eveeeeetttt uzun zaman sonra 
çocukluğumdaki eşyaların benzerlerini yeniden görmek, 
hijyen şartları altında dokunmak güzeldi.
Yeniden ne zaman kısmet olur bilmiyorum ama bana iyi geliyor.
Yaşanmışlığı, hatırası olan güzel, estetik ve değerli şeyleri görmek mutlu ediyor.
Yolunuz düşerse tarih belli bir gezin isterseniz.

***


Bu kadar antikadan bahsedip de bu güzelim şarkıyı dinlemeden olmaz tabii.

Gönül Akkor söylüyor...
"Nasıl geçti habersiz..."
Dinleyelim ve bir kez daha o günlere dönüp gelelim...

Betül

ESENGUL-BETERIN BETERI VAR


Esengül...
"Senin Derdin Dert midi?..."

Ne güzel duru bir ses dinlemek çok güzel...

Aytaç Doğan - Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın (Live) (Official Video)


"Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın..."

Aytaç Doğan.

Az önce bir araba geçti mahalleden bu müziği çala çala.
Gençliğim aklıma geldi...........

:)

Biz gençken arabayla serenat yapmak çok gözde bir hareketti.
Bir mesajdı çalınan şarkı ve bak benim çok güzel ses sistemi olan bir arabam var demekti...
Meçhul arabalı şahıs sen çok yaşa emi beni taaa kaç yaşlarıma götürdün.

:)

2 Ekim 2020 Cuma

Sev Kendini...


 

Merhabalar...

 

Kalpler, şekerler ve pastel tonlar ne kadar güzel bir kompozisyon.
Lezzetli şekerlerin saklandığı şık bir kavanoz.
Güzellikleri seven birisi olarak her şeyin gönlümüzce olduğu mutlu günler...