26 Ocak 2013 Cumartesi

MELİHAT GÜLSES & UZUN YILLAR ÖTESİNDEN


Gül e yazılan pek çok yazıyı özetleyen bir şarkı.
Bir su akışını andıran sesiyle Melihat Gülses ne güzel yorumlamış.

Uzun yıllar ötesinden hatırını sorayım mı?





16. Yüzyıl Şairlerinden Fazlî’nin “Gül ü Bülbül Mesnevisi” ndeki Şahıs Kadrosunun 
Tasavufî Açıdan Değerlendirilmesi 


Bu mesnevide “Gül ile Bülbül” arasında geçen aşk, tasavvufî açıdan ele alınmaktadır. Mesnevideki kahramanların her biri tabiat unsurları arasından seçilmiştir. Gül ile onun etrafında 
şekillenen aşklar ve bu aşkların hangi boyutlarda (yüceltici, aşağılatıcı gibi) yaşandığının 
gözler önüne serildiği hikayede Gül, benlik kaygısının ön plana çıktığı bir kişiliği temsil etmektedir. Bülbül’ün Gül’e olan aşkı ile bunun neticesindeki ruh haleti ise olayların esas yö-
nünü belirler. 



“Suda dâimâ sevgilimin hayâlini görüyorum. 
Gülde dâimâ âşinâ bir koku alıyorum”. 
 MEVLÂN 

Yaratılışın gizeminden örnekler sunan ve varlığın özü hakkında mesajlar 
veren insan ve tabiat, yüzyıllar boyu sanatın ve edebiyatın temel konusu olmuş-
tur. Çünkü “İnsan ve kainat, yaratılışın ilahi hikmete dayalı iki önemli varlığı-
dır. Öyle ki yüce Allah: Kainatı insan için, insanı da kainat için yaratmıştır, denilebilir. Yeryüzünün halifesi (yöneticisi) olması (Bakara Suresi/ 30.), yerde ve 
gökte olan her şeyin emrine ve istifadesine sunulması (Lokman Suresi/ 20.) insan ve kainat arasındaki karşılıklı ihtiyacın açık bir delilidir” (Yıldız, 1992: 5). 
Bunun idrakinde olan pek çok sanatçı ilahi özü tabiat unsurlarının bünyesinde 
eriterek özetlemeyi başarmıştır. 16. yüzyılın Divan şairlerinden olan Kara 
Fazlî’nin “Gül ü Bülbül” mesnevisi de Divan şairlerinin tabiattaki varlıklara 
yükledikleri anlamları görmek açısından önemli bir örnektir.  
Gül ile Bülbül arasında geçen aşkın tasavvufî açıdan ele alındığı ve “seyr ü 
sülûk (manevi yolculuk)” un meşakkatlerinin anlatıldığı mesnevide kahramanların her biri tabiat unsurları arasından seçilmiş, kainatın yaratılışındaki gayeyi 
anlatan simge değerler olarak karşımıza çıkarlar. Çünkü şahısların hemen tü-
münde yaratılışın sırlarına vakıf olma, iç bene yönelme ve gerçek öze ulaşma 
arzusu hissedilmektedir.  
Allah’ın üstünlük ve ulaşılmazlık vasıfları ile bütünleştirilen Gül ile onun 
etrafında şekillenen aşklar ve bu aşkların hangi boyutlarda (yüceltici, aşağılatıcı 
gibi) yaşandığının gözler önüne serildiği hikayede  Gül, benlik kaygısının ön 
plana çıktığı bir kişiliği temsil etmektedir. Bülbül’ün Gül’e olan aşkı ile bunun 
neticesindeki ruh haleti ise olayların esas yönünü belirler: 

Didi ‘aşk iledür bu feryâdum 
‘Aşk mest itdi bilmezem âdum 
1
  Ben gedâ ol şâh-ı mu’allâdur  
Ben hakîr ol refî’ ü a’lâdur


‘Aşkdan düşdi kalbüme sûziş 
‘Aşkdan irdi cânuma tâbiş


Gül ü Bülbül kalup tek ü tenhâ 
İtdiler bezm-i hâs-ı bî-pervâ  
İki başdan olup mahabbetler  
Zâhir olurdı zevk u lezzetler  

Mesnevide Gül’ün, ruhu temsil etmesi de tesadüfî değildir. Tasavvufî dü-
şüncede bütün ruhların kendilerine ait kokularının var olduğundan bahsedilir. 
“Koku alıcıları burun deliğinin en tepesinin arka kısmına yerleşmiştir. Her nefes aldığımızda, hava çıkık koku silialarının (tüylerinin) arasından geçer. Gaz 
molekülleri hakkında bilgi, nöronlar tarafından beyin kabuğunun hemen altında uzanan koku tomurcuklarına taşınır. Koku, kabuğun altında uzanan değişik 
beyin kısımlarını dolaşmak zorunda olmayan tek duyu türüdür, çünkü koku 
alıcılarının uyarımı doğrudan beyin kabuğuna iletilir. (Wilcox, 2001: 59). 

Gül, etrafa saçtığı koku ile Bülbül’ün ve tabiattaki unsurların bilinç altlarında var 
olan bağlılık iç güdülerini harekete geçirerek onları kendisine bağlamayı ba-
şarmıştır. Bu yolla hem kendi ruhunu hem de bezm-i elestte tanışıp ona yakın 
olma hakkını kazanan ruhları beslemiştir. Bu kokuyu taşıyarak beyni uyaran ise 
Nesîm’dir. Bir taraftan aşıklara maşuk (yani Ruh-Gül) tan haber getirip onlara 
hayat bahşederken, diğer taraftan da taşıdığı bu koku ile onların akıllarını ba-
şından almakta, gönüllerini yağmalamakta, bir yerde karar edememelerine neden olmaktadır.

http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s21/demirel.pdf







Hiç yorum yok: