15 Mart 2013 Cuma

Nazan BEKİROĞLU'ndan Gül Vurgunu...


Gül vurgunu
Asırlarca kim bilir kaç cengaver kumandanın ruhuna sinmiş fetih duası. Davet yangını.
Gel!
Ama İstanbul nazlı.
Her defasında çağıranla çağırılan arasında kalın bir sis perdesi. Sislerin ardındasın. Ses ver orada mısın?
Ses yok. Orada değil.
Kaç yarım kalan rüya, kaç gerçekleşmeyen muştu.
Gün gelir sis dağılır, perde kalkar aradan. Görünür “Beldetün Tayyibetün”.
Eksiği sağ tarafta, demek ki giderek küçülen bir Cemaziyel-evvel mahı altında. Fatih’in kaderi İstanbul, İstanbul’un kaderi Fatih, irade-i külliye içinde eriyen irade-i ciziyye.
Genç bir Mehmed’dir, adının sonu D ile biten.
Genç Mehmed davet eden, İstanbul davete icabet eden.
Genç Mehmed Fatih, İstanbul fethedilen.
Yedi tepeden biri üzerine kurulmuş herhangi bir cami penceresinden nasıl göründüğü henüz bilinmeyen kent: Konstantiniyye.
Genç Mehmed, ne ürkek ne korkulu, ne şaşkın ne tedirgin. Hayal ufukları hakikatin sınırından uzakta. Abartılı yaşantı her zaman vurgun değil, arkasında görünmezin orduları oldukça. Mucize, kapılarını ancak kendisine inanana açar.
Arkada ne var? Kapılar. Aç kapıları, ardında ne var?
Arkada Mekke’nin fethi müjdelenmek üzere kendisine Sure inen Peygamber var. “Gerçekliği tasdik olunan rüya”. Fethin en canlı günlerinde genç Mehmed’in, içinin ateş bahçelerini Fetih Suresi’nin ayetlerini okuyarak serinlettiği muhakkak. “Sana öyle bir fetih verdik ki”.
Arkada ne var? Arkada hadis var. “Konstantiniyye elbet bir gün feth olunacaktır…”
Arkada genç Mehmed’in bizatihi kendisine duyduğu inanç var. Hepi topu 21 yaşında bir delikanlı. Ama? Mucize kapılarını ancak kendisine inanana açar!
Arkada: “Beldetün tayyibetün”. Ebcedle 857′ye tekabül etmekte. 857? Yani 1453. Yani, ihbarat-ı bilgayb.
Fetih Suresi de tekti, hadis de. Adının sonu D ile biten gencecik bir Mehmed gibi.
Kuvveden fiile çıkan ezel sevinci.
Tuludan evvel gönle doğan inşirah.
“Kalbe sevinç koyan” aydınlık, kandillerin ziyası. Gülbank-ı kudümlerle fethe giren gül duası.
“Sana ne imkan verdiğimizi hesab et”, şimdilik meçhul bir kabrin müstakbel ve muhtemel sevinci üzerinde açan üç ateş gülü.
Baharın son günlerinde bir bardak şerbet serini.
Erguvan mevsimi çoktan geçmiş. Aksayanlar kenti terk etmiş. İstanbul en fazla gül mevsiminde İstanbul. Gül mevsimi en fazla İstanbul’da gül mevsimi. Evvel yazılıp da ahir gelecek olan için yer açılmış özenle. Fatih İstanbul’a, İstanbul Fatih’e ve İstanbul güle teslim.
Kulelerine, kubbelerine, türbelerine ve kalbine. Gül düşürülmüş yekpare bir fetih külliyesi İstanbul bu mevsimde. İstanbul gül mevsiminde tamamlanmış bir fetih.
Genç Mehmed aşık, İstanbul maşuk. İstanbul’un gönlüne daha ne düşebilirdi ki?
Fetheden ve fethedilen arasındaki her öykü gibi genç Mehmed’le İstanbul arasındaki de bir aşk öyküsü. Bu yüzden bu vurgunun baş refakatçisi gül.
Son gün gelir, tamamlanır hikaye.
Bir goncanın güle dönüş vakti kadar ani.
Bir goncanın güle dönüşü için geçen zaman kadar ağır ve beklemeli.
Bir gül öyküsü olan İstanbul fethi. Bir sanduka üzerine eğilmiş billur bir avize. Yedi tepeden her hangi biri üzerine kurulmuş sur içi bir cami hücresinden nasıl göründüğü artık bilinen belde.
İstanbul Fatih’in yitik gülü. Üzerinden zaman geçmiş en büyük bir yitiği bulanın sevinci, İstanbul fethi. Fatih, gül yorgunu yeniden. Gül vurgunu aniden.
Bu yüzden onca minyatürde en çok gül koklamak yakışıyor ona. Fatih İstanbul’un gönül hanesinde, İstanbul Fatih’in gül hanesinde.
Çok gül koklamış olsa da, gül hanesine kaydettiği son gül İstanbul olmalı Fatih’in, vasiyet gereği: “İslambol’u aç gülzar yap”.
İstanbul’u Fatih’ten dinledik hep, bir de Fatih’i İstanbul’dan sormalı.

Hiç yorum yok: